© Müzakerat 2017 - 2021

Ne İdik Ne Olduk?

Yaşı 50’lerde olanlar az çok, 60 ve  yukarı  olanlar  daha  net  eskileri  hatırlar.

 

Hani  şu  kırk  yılın  başı  bir  ilden  diğer  ile  hatta  ilçeye  seyahat    edildiği  günleri…

Bir  yazlık   bir   kışlık  giysinin  olduğu… Öyle  3  yılda   5  yılda  eşyaların   hiçbir  sebep  yokken  değişmediği… Yollardaki şeritlerin  sadece  gidiş- dönüş   için  kullanıldığı  ki  o  da  her  yere  değil… Hastanelerin   ancak   büyük   şehirlerde   olup   pislikten  geçilmediği… Hani  merhum   Savaş  Ay’ın   programında   sunduğu   gibi… Ders kitaplarını  devletin dağıtmasını  bırakın   kitapçılarda  bile   bulunamadığı  yılları… Kısa  ya  da  uzun   bir  tatil  olduğunda  insanların  yollara  dökülmediği, öncesinde  oralarda  buralarda  yerlerin  ayırtılmadığı…

 

Çeşitli  aksaklıkları  dile  getirdiğinde  seninle  ilgilenen, çare  bulan  ve  hakkını  savunanların  olmadığı… Hatta  tam  tersi  senin  suçlu bulunduğun   dönemler.

Hani  o  namaz  kılanların, başını   kapatanların   önüne  türlü  engellerin  çıkarıldığı, suçlanıp  cezaevine  götürülmelerine   kadar .

 

Nerde  böyle  yanlış  anlaşılıp  abartılmış  bir   özgürlük. Her   hakareti  yapıp  hayatına  devam  edip  özgürlük  yok  diyenlere  de   söyleyecek  bir  şey  yok  artık .

 

Ülkemizi   kalkındırabilecek   tesislerin  açılmadığı, fabrikaların  yapılmadığı  ve  yapılamadığı  zamanlar… Temelini  atıp  birkaç  şey  yapıp   (Adana’daki  hastane  gibi)  paraları  da  cebe  atıp,  köşe  dönüldüğü  yıllar…

 

Hani   şu  zamanlarda  da  muhalefet  tarafından  ısrarla   tekrarlanan   IMF  denilen  yerden  borç   paralar   alıp (tefeci  misali)  kucak  kucak   bitmeyen  ödemelerin  yapıldığı  yıllar…

Hani  şimdi   yardımlar  yapılan   ülkelere  el  pençe  divan  durulan  yıllar… Her  işin  belli  kişiler  arasında  paylaşılıp (olabildiğince ) iş  yapılıp  yaptırıldığı  yıllar…

Hani, her  alanda  sadece  birkaç  kişinin  konuştuğu  ve  onların  isteklerine  göre   planların  yapıldığı, egemenlik   kayıtsız   şartsız  bizim  zümremizindir  anlayışının  tam hakimiyetinin  olduğu  yıllar…

 

Bütçenin  eğitime, sağlığa, savunmaya, ulaşıma, tarım  ve  hayvancılığa, üretime  vb.  alanlara  değil  de  bir  zümrenin  hep  bize  hep  bize   dediği  yıllar… Hani   koalisyonlara   destek   veriyorum  deyip   borsayı   yükselten,  çıkıyorum  deyip  diplere  düşüren  yıllar…

Hani  halkın  çok  büyük  kısmının  söz  hakkının  olmadığı,  itilip  kakıldığı  yıllar… Hani  doktor, ilaç  bulamadığın, bulsan  alamadığın  yıllar… İnsanın  kendini  geliştirmesine  yönelik  adımların  atılmadığı  hatta   hiçbir  şeyden  anlamasınlar   dendiği  yıllar…

 

Gerçekten  ne  idik  ne  olduk. Nasıl  bir  değişim  geçirmişiz.

Yalnız  geçirdiğimiz  bu   değişimlerde  memnun  olmadıklarımız  yok  mu?  Tabi ki  var.

 

Haddi  hesabı  olmayan  israf, insanların  yapmacık  ve  ikircikli   davranışları, çevreye  duyarsızlık  ve  kişilere  göre  artıp  azalan  şımarıklık     şahit  olduklarımızdan ilk  aklımıza  gelenler. Üstelik  daha  da kötüsü  bunları  yapanlarda   yaş  mefhumunun  olmaması . Aslında  hepsi de temelde   ahlakın  bozulmasıyla  başlayıp  bu  kapsamda  vicdanın  zayıflaması , sevgi  ve  saygının  sersefil  bir  hale  dönüşmesiyle  giderek  alanı  genişleyen    yozlaşmaya   sebep  oluyor .

 

Necip  Fazıl  üstadımızın  kaleminden ‘ iki  çeşit  insan  vardır .Zaman  geçtikçe  hatalarıyla  yüzleşip  kendini  düzelten  , zaman  geçtikçe  yüzsüzleşen .

 

Devamlı  başkalarının  yanlışlarını  görüp  bulmak  yerine   tez  zamanda  kendimizi  düzeltenlerden   olmak  dileğiyle …

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER