<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Müzakerat Haber | Müzakerat Köşe Yazıları | Müzakerat Haber Analizi</title>
        <link>https://www.muzakerat.com/</link>
        <description>Müzakerat,  Türkiye ve Dünya gündeminden seçilmiş haberler, haber analizleri, köşe yazıları. muzakerat.com</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Aile Hekimliği Yönetmeliği’nde önemli değişiklik</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-173949</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-173949</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde kapsamlı değişiklikler yaptı; uzaktan sağlık hizmeti, şiddet durumlarında işlem prosedürleri ve aile hekimliği sözleşmelerinde yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde kapsamlı değişiklikler yaptı; uzaktan sağlık hizmeti, şiddet durumlarında işlem prosedürleri ve aile hekimliği sözleşmelerinde yeni düzenlemeler yürürlüğe girdi</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, bugün yayımlanan Resmî Gazete ile Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde kapsamlı değişiklikler yaptı.</p><p>Yönetmelikte yapılan düzenlemelerle, aile hekimliği uygulamasında hem hizmet sunumu hem de sözleşme ve yerleştirme süreçleri güncellendi.</p><p>Buna göre yönetmeliğe eklenen önemli değişiklikler arasında, aile hekimlerinin <strong>evde ve uzaktan sağlık hizmeti sunabilmesi, </strong>vekalet veya görevlendirme durumunda birimin tüm işlemlerini yapabilmesi yer alırken, sağlık hizmeti sırasında yaşanan şiddet olaylarında, şiddet uygulayan kişilerin aile hekiminden farklı aile sağlığı merkezine yönlendirilmesi düzenlendi.</p><p>Sözleşmeli aile hekimliği ve aile sağlığı çalışanlarına ilişkin hükümler de güncellendi.</p><p>Bedelli askerlik yapan ve ücretsiz izne ayrılan aile hekimlerine sözleşme önceliği sağlanırken, münhal pozisyonlara Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atama yapılabilecek.</p><p>Yönetmelikte ayrıca, aile sağlığı merkezlerinde kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerle ilgili yükümlülükler netleştirildi; teknik ve tıbbi cihazların, bilgisayar ve yazılımın esas olarak aile hekimleri tarafından temin edilmesi kararlaştırıldı. Ortak kullanım alanlarındaki malzemelerin devredilemeyeceği ve kullanımının engellenemeyeceği hükme bağlandı. Bunlara ek olarak, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının hizmet sundukları tüm verilerin Bakanlıkça belirlenen sistemler dışında kayıt edilemeyeceği, uyum eğitiminin en geç 3 ay içinde tamamlanacağı ve güvenlik kamera sistemi standartlarının uygulanacağı düzenlemeleri getirildi.</p><p>Yönetmelikteki değişiklikler, aile hekimliği birimlerinde 1 Eylül 2026 tarihine kadar uygulanacak.</p><p>Söz konusu yönetmelik değişikliğinin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/04/20260409-6.htm"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 04:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/04/aile-hekimligi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik-1775764314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>H-ÜFE’de bilimsel araştırmalar arttı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/h-ufede-bilimsel-arastirmalar-artti-173905</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/h-ufede-bilimsel-arastirmalar-artti-173905</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayında Hizmet Üretici Fiyat Endeksi'nin (H-ÜFE) yıllık yüzde 33,58, aylık ise yüzde 2,10 arttığını açıkladı. Endeksin sektörlere göre detaylarında, bilimsel araştırma ve geliştirme hizmetlerinde dikkat çekici artış gözlemlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayında Hizmet Üretici Fiyat Endeksi'nin (H-ÜFE) yıllık yüzde 33,58, aylık ise yüzde 2,10 arttığını açıkladı. Endeksin sektörlere göre detaylarında, bilimsel araştırma ve geliştirme hizmetlerinde dikkat çekici artış gözlemlendi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi'ni (H-ÜFE) açıkladı. Verilere göre, H-ÜFE 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,10 oranında artış gösterdi. Yıllık bazda ise endeks, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 33,58 oranında artış kaydetti. Şubat ayındaki artış, ekonominin hizmet sektöründeki üretici fiyatlarının yükseldiğine işaret ediyor.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/31/screenshot-2026-03-31-at-17-30-26-hizmet-uretici-fiyat-endeksi-subat-2026-1774967485-551-x750.png" height="254" width="750"></p><p><strong>YILLIK ARTIŞLAR</strong></p><p>H-ÜFE’deki yıllık artışlar, özellikle ulaştırma ve depolama, konaklama ve yiyecek, bilgi ve iletişim, gayrimenkul gibi hizmetlerde belirginleşti. Ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yıllık yüzde 32,04 artış yaşanırken, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 33,51, bilgi ve iletişim hizmetlerinde ise yüzde 32,62 artış kaydedildi. Ayrıca, gayrimenkul hizmetlerinde yıllık artış yüzde 38,64, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde ise yüzde 38,58 oldu. İdari ve destek hizmetleri de yüzde 31,48 oranında bir artış yaşadı.</p><p>Aylık bazda, H-ÜFE’de en fazla artış, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 4,20 olarak gerçekleşti. Ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 1,18, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2,23 oranında artış gösterdi. Gayrimenkul hizmetlerinde ise aylık bazda yüzde 1,34'lük bir azalma yaşandı. Mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 5,01'lik önemli bir artış görülürken, idari ve destek hizmetlerde ise yüzde 1,15'lik bir artış yaşandı.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/31/screenshot-2026-03-31-at-17-30-42-hizmet-uretici-fiyat-endeksi-subat-2026-1774967474-312-x750.png" height="492" width="750"></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 04:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/h-ufede-bilimsel-arastirmalar-artti-1774986955.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon kanserinde alarm! Gençlerde artış dikkat çekiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kolon-kanserinde-alarm-genclerde-artis-dikkat-cekiyor-173899</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kolon-kanserinde-alarm-genclerde-artis-dikkat-cekiyor-173899</guid>
                <description><![CDATA[Türk Gastroenteroloji Derneği, Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında düzenlediği toplantıda erken teşhisin hayati önemine dikkat çekti. Uzmanlar, özellikle genç yaş grubunda artan vakalar konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Gastroenteroloji Derneği, Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında düzenlediği toplantıda erken teşhisin hayati önemine dikkat çekti. Uzmanlar, özellikle genç yaş grubunda artan vakalar konusunda uyardı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Mart ayı dolayısıyla “Kolon (Kolorektal) Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından İstanbul Florence Nightingale Hastanesi’nde basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda kolon kanserine ilişkin güncel veriler, risk faktörleri ve korunma yolları ele alındı.</p><p>TGD Başkanı Ayhan Hilmi Çekin, kolorektal kanserin hem dünyada hem Türkiye’de en sık görülen ve ölüm oranı yüksek kanserler arasında yer aldığını belirtti. Türkiye’de hastaların büyük bölümüne ileri evrede tanı konulduğunu vurgulayan Çekin, erken evrede 5 yıllık sağ kalım oranının yüzde 90’lara ulaştığını, ileri evrede ise bu oranın yüzde 12’ye kadar düştüğünü ifade etti.</p><p><strong>GENÇLERDE VAKALAR HIZLA ARTIYOR</strong></p><p>TGD Kolorektal Kanser ve Polip Çalışma Grubu Başkanı Levent Erdem, özellikle 20-39 yaş grubunda ciddi artış yaşandığını söyledi. Bu artışın nedenleri arasında obezite, hareketsizlik, sigara, alkol tüketimi ve Batı tipi beslenme alışkanlıklarının öne çıktığını belirten Erdem, tarama yaşının 45’e çekilmesi gerektiğini vurguladı.</p><p>Erdem ayrıca, geliştirdikleri risk skorlamasına göre belirli kriterleri taşıyan bireylerde daha erken yaşta kolonoskopi yapılmasının bilimsel olarak anlamlı sonuçlar verdiğini ifade etti.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/29/tgd-27-mart-foto-2-1774786059-819-x750.jpeg" height="562" width="750"></p><p>TGD üyesi Nurdan Tözün ise tarama programlarının önemine dikkat çekerek, toplumda farkındalığın halen yeterli düzeyde olmadığını söyledi. Tözün, asemptomatik bireylerin dahi risk durumuna bakılmaksızın taramaya yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p><p>TGD’nin Türkiye genelinde 3 bin 820 kişiyle yaptığı çalışmaya ilişkin verileri paylaşan Erdem Akbal, kolonoskopi yapılan bireylerde polip görülme oranının yüzde 27, kolon kanseri oranının ise yüzde 1,3 olduğunu açıkladı. Akbal, özellikle 50 yaş altı bireylerde yapılan taramalarda her 3 kişiden 1’inde polip ya da kanser, her 5 kişiden 1’inde ise kanser öncüsü lezyon tespit edildiğini belirterek, düzenli taramanın hayati önem taşıdığını vurguladı.</p><p><img class="" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/29/27-mart-foto-2-1774786068-578-x750.jpeg" height="421" width="750"></p><p>Uzmanlar, kolon kanserinin erken teşhisle büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, özellikle risk grubundaki bireylerin zaman kaybetmeden tarama programlarına katılması gerektiği uyarısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 05:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/kolon-kanserinde-alarm-genclerde-artis-dikkat-cekiyor-1774810701.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser artık yaş tanımıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kanser-artik-yas-tanimiyor-173892</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kanser-artik-yas-tanimiyor-173892</guid>
                <description><![CDATA[Kanser artık yaşlılık hastalığı olmaktan çıkıp gençlerin geleceğini tehdit eden toplumsal bir sorun haline gelirken araştırmalar, işlenmiş gıda tüketimindeki artış, hareketsiz yaşam, obezite ve beslenme alışkanlıkları gibi faktörlerin genç bedenleri savunmasız bıraktığını kanıtlıyor. 15-39 yaş aralığındaki gençler ve genç erişkinlerde özellikle kolorektal, meme, tiroid, lenfoma, melanom ve testis kanserlerinde ciddi bir yükseliş mevcut.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser artık yaşlılık hastalığı olmaktan çıkıp gençlerin geleceğini tehdit eden toplumsal bir sorun haline gelirken araştırmalar, işlenmiş gıda tüketimindeki artış, hareketsiz yaşam, obezite ve beslenme alışkanlıkları gibi faktörlerin genç bedenleri savunmasız bıraktığını kanıtlıyor. 15-39 yaş aralığındaki gençler ve genç erişkinlerde özellikle kolorektal, meme, tiroid, lenfoma, melanom ve testis kanserlerinde ciddi bir yükseliş mevcut.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Gençlerde ve genç erişkinlerde görülen kanser vakalarındaki bu artışın tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Modern yaşamın getirdiği yaşam tarzı değişiklikleri ve beslenme alışkanlıklarındaki dönüşüm temel faktörler arasında görülüyor. Bunun yanı sıra çevresel maruziyetler de hastalık riskini tetikliyor. Gençlerdeki bu artış grafiğinde tıptaki teknolojik gelişmeler de önemli bir rol oynuyor. Erken tanı yöntemlerindeki iyileşmeler sayesinde vakalar artık çok daha hızlı tespit edilebiliyor” dedi.</p>

<p>Gençlerde kanser artışındaki en büyük problemlerden birinin semptomların sıklıkla göz ardı edilmesi olduğunu dile getiren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Gençlerin enerjik yapısı, ciddi belirtilerin basit yorgunluklar veya geçici hastalıklarla karıştırılmasına neden olarak tanı gecikmelerine yol açıyor. Oysa vücudun verdiği sinyalleri gençlik enerjisiyle maskelemek, hastalığa yayılma fırsatı tanıyor. Gençlerin kendi vücutlarındaki değişimlere karşı sergileyeceği bilinç düzeyi tedavinin başarı şansını doğrudan etkiliyor” şeklinde konuştu.</p>

<p>Gençlerde kanserin yayılım gösterdiği noktalar arasında omurganın hayati bir yer tuttuğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Merkezi sinir sistemi tutulumları arasında omurga metastazlarına sanılandan daha sık rastlanıyor. Bu nedenle gençlerde görülen, istirahatle geçmeyen ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen şiddetli sırt, bel veya boyun ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı” uyarısında bulundu.</p>

<p>Genç yaş grubundaki hastalar için kanserin sadece bir sağlık sorunu değil, yaşamın en aktif döneminde verilen zorlu bir sınav olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Gençler ve genç erişkin hastalar, eğitim ve kariyer planlarının kesintiye uğraması, ağır psikolojik yükler ve uzun dönemli tedavi yan etkileriyle baş başa kalıyor. Hastalık sonrası hayatta kalım sürecinde ise sosyal hayata adaptasyon ve iş gücüne yeniden katılım, en az tıbbi tedavi kadar kritik bir önem taşıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>ERKEN TANI ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Gençlerdeki kanser vakalarındaki artışının bireysel değil, toplumsal bir sağlık problemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Göçmen, “Yaşa uygun tarama programlarının geliştirilmesi, psikososyal destek ağlarının örülmesi ve eşit sağlık hizmeti sunulması bu tablonun değişmesi için çok önem taşıyor. Genç yaşta görülen kanserler nadir değil. Erken farkındalık, doğru tanı ve kişiye özel tedavi yaklaşımları ile bu tabloyu gençlerin lehine çevirmek mümkün” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 13:15:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/kanser-artik-yas-tanimiyor-1774779323.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karaciğer sağlığını tehdit eden 6 önemli faktör</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-173876</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-173876</guid>
                <description><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sessizce ilerleyen hasarlara açık olduğunu vurgulayarak, sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken 6 temel faktörü açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sessizce ilerleyen hasarlara açık olduğunu vurgulayarak, sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken 6 temel faktörü açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Karaciğer hastalıkları, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne yol açarak küresel ölüm nedenleri arasında ilk 10’a girmeye devam ediyor.</p>

<p>Vücudun temel metabolik işlevlerini yerine getiren karaciğer, yaşamsal öneme sahip maddelerin üretimi, besinlerin enerjiye dönüştürülmesi ve toksinlerin vücuttan atılması gibi kritik görevler üstleniyor.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yıldız, karaciğerin sağlıklı çalışmasının uzun vadeli yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirterek, en temel korunma yolunun sağlıklı bir kiloda kalmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldız, karaciğerde en sık hasara yol açan 6 faktörü ve korunma yollarını şöyle açıkladı:</p>

<p><strong>Hepatit B: </strong>Dünya genelinde en yaygın viral hepatit türü olan Hepatit B, çoğunlukla anneden bebeğe geçiyor ve kronik karaciğer hastalığı ile siroz ve karaciğer kanserine yol açabiliyor. Prof. Dr. Yıldız, Hepatit B aşısının yaşam boyu koruma sağladığını hatırlattı.</p>

<p><strong>Obezite ve Karaciğer Yağlanması: </strong>Obezite, karaciğerde “metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer” hastalığını tetikliyor. Araştırmalara göre, obezite sorunu yaşayan kişilerin yaklaşık %80’inde karaciğerde yağ birikimi görülüyor. Prof. Dr. Yıldız, sağlıklı beslenme, düzenli yürüyüş ve ideal kiloya ulaşmanın karaciğer yağlanmasını azaltmaya yardımcı olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>İlaçlar ve Bitkisel Ürünler: </strong>Bazı ağrı kesiciler ve bitkisel ürünler bilinçsizce kullanıldığında karaciğerde ani iltihap ve toksik hepatite yol açabiliyor. Doktor kontrolü olmadan hiçbir ürünün kullanılmaması öneriliyor.</p>

<p><strong>Aşırı Alkol Tüketimi: </strong>Alkolün karaciğerde parçalanması sırasında oluşan toksik maddeler, zamanla yağlanma, iltihaplanma ve siroza neden olabiliyor. Haftada 2-3 kadehi aşmamak karaciğer sağlığı için kritik bulunuyor.</p>

<p><strong>Genetik Hastalıklar: </strong>Karaciğer bazı genetik bozukluklar nedeniyle enzim, reseptör veya taşıyıcı protein üretiminde sorun yaşayabiliyor. Erken tanı ve düzenli sağlık kontrolleri sayesinde çoğu genetik hastalık ilaçla kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p><strong>Otoimmün Hastalıklar: </strong>Otoimmün hepatit ve primer biliyer kolanjit gibi hastalıklar, genetik yatkınlığı olan kişilerde enfeksiyon ve ilaç tetiklemeleri ile ortaya çıkabiliyor. Prof. Dr. Yıldız, ailede otoimmün karaciğer hastalığı öyküsü olanların düzenli takip edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 00:16:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/karaciger-sagligini-tehdit-eden-6-onemli-faktor-1774386990.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günlük 1 gram daha az tuz, hayat kurtarabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir-173868</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir-173868</guid>
                <description><![CDATA[Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, bu tüketimin kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğine dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, bu tüketimin kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğine dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diyetisyen Hülya Yiğit İspiroğlu, fazla tuz tüketiminin kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çekti. İspiroğlu, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak fazlasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel işlevlerde rol oynayan tuzun, aşırı tüketildiğinde özellikle hipertansiyon, kalp-damar ve böbrek hastalıkları riskini artırdığı vurgulandı.</p>

<p>Yapılan araştırmalara göre günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp hastalıkları riskinde önemli düşüş sağladığını belirten İspiroğlu, küçük değişikliklerin büyük etkiler yaratabileceğini ifade etti.</p>

<p>Fazla tuz tüketiminin büyük kısmının sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen gıdalardan geldiğini belirten İspiroğlu; ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu ve işlenmiş et ürünlerinin yanı sıra paketli gıdaların günlük sodyum alımını ciddi şekilde artırdığını söyledi. Yüksek sodyumun vücutta su tutulmasına yol açarak ödem oluşturabileceğini dile getiren İspiroğlu, bunun tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebileceğini ancak doğrudan yağ artışı anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p><strong>“TUZ ALIŞKANLIĞI ÖĞRENİLİR”</strong></p>

<p>Tuzlu beslenmenin genetikten çok alışkanlıklarla ilgili olduğunu vurgulayan İspiroğlu, çocukluk döneminden itibaren edinilen beslenme alışkanlıklarının belirleyici olduğunu ifade etti. Bu nedenle damak tadının değiştirilebileceğini belirtti.</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için ani kesintiler yerine kademeli azaltım öneren İspiroğlu, damak tadının 2–4 hafta içinde uyum sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün günlük tuz tüketimi için 5 gramın altını önerdiğini hatırlatan İspiroğlu, Türkiye’de bu miktarın yaklaşık iki katına ulaştığını ifade ederek, yemeklerde tuz kullanımını azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, etiket okumak ve yemeklere tuzu son aşamada eklemek gibi pratik önerilerde bulunan İspiroğlu; limon, sirke, sarımsak ve baharatların lezzet artırıcı alternatifler olduğunu kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 09:19:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir-1774246769.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon kanserinde yaş sınırı düşüyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor-173833</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor-173833</guid>
                <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, yoğun stresin bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebildiği gibi aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabilediğini söyledi.</p>

<p>Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer aldığını kaydetti.</p>

<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>

<p><strong>ERKEN TANI İLE KEMOTERAPİYE BİLE GEREK KALMAYABİLİR</strong></p>

<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>

<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Vafi Atalay, geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabileceğini ve bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli olduğunu söyledi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 01:17:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor-1773613022.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Obezite Günü’nde Türkiye’de çarpıcı bulgular</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/dunya-obezite-gununde-turkiyede-carpici-bulgular-173777</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/dunya-obezite-gununde-turkiyede-carpici-bulgular-173777</guid>
                <description><![CDATA[IPSOS’un 14 ülkede yaptığı araştırma, obezitenin tıbbi bir hastalık olduğu bilincine rağmen Türkiye’de obeziteli kişilerin çoğunun sorumluluğu yalnızca kendilerine yüklediğini ortaya koydu. Bu durum, tıbbi çözümlere erişimi ve tedaviyi zorlaştırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>IPSOS’un 14 ülkede yaptığı araştırma, obezitenin tıbbi bir hastalık olduğu bilincine rağmen Türkiye’de obeziteli kişilerin çoğunun sorumluluğu yalnızca kendilerine yüklediğini ortaya koydu. Bu durum, tıbbi çözümlere erişimi ve tedaviyi zorlaştırıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Dünya Obezite Günü kapsamında açıklanan IPSOS “Obezite Algısı Araştırması”, obezitenin tıbbi gerçekliği ile kişilerin kendi deneyimleri arasında derin bir fark olduğunu gözler önüne serdi. Araştırma, 14 ülkede obeziteli bireylerin görüşlerini mercek altına aldı.</p>

<p>Araştırmaya göre, obeziteli katılımcıların yüzde 71’i obezitenin sürekli tedavi gerektiren bir sağlık sorunu olduğunu kabul ediyor. Ancak aynı kişilerden yüzde 66’sı, obezitenin kişisel tercihlerle önlenebilir olduğunu ve yüzde 63’ü diyet ile egzersizle çoğu insanın obezite sorununu çözebileceğine inanıyor. Yani bireyler hem hastalığın kronik doğasını kabul ediyor hem de bunu kendi davranışlarının sonucu olarak görüyor.</p>

<p>Türkiye özelinde ise algı ve eylem arasındaki fark daha belirgin. Obeziteli kişilerin yüzde 80’i kilolarını kontrol etmeyi düşündüklerini veya bu konuda tavsiye aldıklarını söylerken, sadece yüzde 35’i son bir yıl içinde bir doktora başvurmuş. Katılımcıların yüzde 45’i “Kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim” yanıtını vererek, kişisel sorumluluk algısının tedavi önünde ciddi bir engel oluşturduğunu gösteriyor.</p>

<p><img class="" height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/04/karan-bozkurt-1772637070-46-x750.png" width="750" /></p>

<p>Lilly Türkiye Medikal Direktörü Dr. Karan Bozkurt, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmesinde; “Obezite; biyolojik, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan kronik, tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalıktır. Türkiye’de yaygın algılar, kişilerin tıbbi destek arayışını geciktiriyor ve tedaviye erişimi zorlaştırıyor. Obezite, diğer kronik hastalıklar gibi ciddi şekilde ele alınmalıdır.” dedi.</p>

<p>Araştırma ve uzman görüşleri, obezitenin yalnızca bireysel irade ile çözülecek bir sorun olmadığını, etkili tedavi ve sağlık sistemine erişimin önemini bir kez daha ortaya koydu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 08:46:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/03/dunya-obezite-gununde-turkiyede-carpici-bulgular-1772689586.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-173724</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-173724</guid>
                <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarının gün içinde halsizlik, erken acıkma ve yoğun susuzluk hissine yol açtığını belirterek dengeli ve planlı beslenmenin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarının gün içinde halsizlik, erken acıkma ve yoğun susuzluk hissine yol açtığını belirterek dengeli ve planlı beslenmenin önemine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -  </strong>Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor. Ümit Aktaş, bu alışkanlıkların kan şekeri dalgalanmalarına, gün içinde enerji düşüşüne ve susuzluk hissinin artmasına neden olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>SAHURDA PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞ VURGUSU</strong></p>

<p>Dr. Aktaş, sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, “Sahur yapılmadan tutulan oruç ani kan şekeri düşüşlerine yol açabilir” dedi.</p>

<p>Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha çabuk acıkmaya neden olduğunu ifade eden Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, buna karşılık protein ve sağlıklı yağların uzun süre tokluk sağladığını dile getirdi. Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi gerektiğini, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesinin daha doğru olacağını vurguladı.</p>

<p><strong>“İFTARI İKİYE BÖLÜN”</strong></p>

<p>Uzun süren açlığın ardından iftarda ağır ve hızlı yemek tüketmenin metabolizma üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın aşamalı yapılması gerektiğini söyledi. “Orucu hurma veya zeytinle açıp bir kase çorba içtikten sonra yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini korur” diyen Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların sindirim açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>SU TÜKETİMİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ</strong></p>

<p>İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içilmesi gerektiğini hatırlatan Aktaş, kısa sürede aşırı su tüketmenin doğru olmadığını söyledi. “Bir anda alınan yüksek miktardaki su hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir” diyen Aktaş, en doğru yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu ifade etti.</p>

<p>Kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını da sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>TATLIDA ÖLÇÜ, SAĞLIKTA DENGE</strong></p>

<p>Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tercih edilecekse meyve bazlı ve küçük porsiyonlu tatlıların daha dengeli bir seçenek olacağını söyledi.</p>

<p><img height="1123" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/22/1771586817-dr-mit-akta-1771773163-427-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Uzmanlara göre; sahuru atlamamak, protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenmek, iftarı kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlıyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan’da değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 06:09:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/02/sahuru-atlamayin-iftari-yavas-yapin-1771816170.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser hastaları Ramazan’da oruç tutabilir mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kanser-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi-173709</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kanser-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi-173709</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı yaklaşırken kanser hastalarından sıkça gelen “Oruç tutabilir miyim?” sorusu, uzmanlar tarafından bireysel ve tıbbi değerlendirme şartıyla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, aktif tedavi gören hastalarda orucun ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı yaklaşırken kanser hastalarından sıkça gelen “Oruç tutabilir miyim?” sorusu, uzmanlar tarafından bireysel ve tıbbi değerlendirme şartıyla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, aktif tedavi gören hastalarda orucun ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, kanser hastalarının oruç tutup tutamayacağı konusunda tek bir yanıtın olmadığını belirterek, kararın mutlaka bireysel ve tıbbi değerlendirme ile verilmesi gerektiğini ifade etti.</p><p>Polat, aktif kemoterapi veya radyoterapi gören hastalar için uzun süreli açlık ve sıvı kısıtlamasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. “Yeterli kalori, protein ve sıvı alımı; bağışıklık sisteminin korunması, kas kaybının önlenmesi ve tedavinin tolere edilebilmesi açısından hayati öneme sahip. Özellikle kilo kaybı ve iştahsızlık yaşayan hastalarda oruç mevcut tabloyu ağırlaştırabilir” dedi.</p><p>Kanserle mücadelede en önemli hedefin vücudu güçlü ve dengede tutmak olduğunu ifade eden Polat, "Oruç kararı bedeni zorlamak değil, koruyacak şekilde verilmelidir. Sağlığı korumak da dini bir sorumluluktur” dedi.</p><p>Aktif tedavisi tamamlanmış ve genel durumu iyi olan bazı hastalar için ise orucun hekim gözetiminde bireysel olarak değerlendirilebileceğine dikkati çeken Polat, bu süreçte dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:</p><ul><li><strong>Sıvı alımı kritik: </strong>İftar ve sahur arasında yeterli su tüketimi ihmal edilmemeli. Çay ve kahve suyun yerini tutmaz.</li><li><strong>Protein ve kalori dengesi korunmalı: </strong>Kas kaybı ve bağışıklık zayıflığını önlemek için dengeli beslenme şart.</li><li><strong>Ani kilo kaybı uyarıcıdır:</strong> İstemsiz kilo kaybı, oruç kararının yeniden gözden geçirilmesini gerektirir.</li><li><strong>İlaçlar aksatılmamalı: </strong>Düzenli kullanılan ilaçlar, hekim önerisine göre zamanlanmalı.</li><li><strong>Uyarı belirtileri ciddiye alınmalı:</strong> Şiddetli halsizlik, baş dönmesi, çarpıntı veya idrar azalması durumunda oruç ısrar edilmemeli.</li></ul><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 04:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/02/kanser-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi-1771531277.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tedavi oranı yüzde 87’ye ulaştı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-173690</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-173690</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde çocukluk çağı kanserlerinde tedavide ulaşılan yeni dönemi ve ailelere düşen kritik görevleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde çocukluk çağı kanserlerinde tedavide ulaşılan yeni dönemi ve ailelere düşen kritik görevleri anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda kaydedilen hızlı ilerleme, aileler ve sağlık camiası için büyük umut oluşturuyor.</p><p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu, “Artık çocukluk çağı kanserlerinde çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız sadece çocuğu iyileştirmek değil, sağlıklı bir erişkin olarak hayata devam etmesini sağlamak” dedi.</p><p><strong>TEDAVİDE BAŞARI ORANLARI YÜKSELDİ</strong></p><p>Prof. Dr. Çorapçıoğlu, çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranlarının önemli ölçüde arttığını belirterek, “1970’lerde tedavi edilebilme oranı yüzde 50-60 civarındayken, günümüzde bu oran yaklaşık yüzde 87’ye yükseldi. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kanserlerde erken tanı ve tedavi çok kritik” diye konuştu.</p><p>Erken tanının tedavi başarısında belirleyici olduğunu vurgulayan Çorapçıoğlu, ebeveynlere, bacak, bel ve kemik ağrısı, ateş, halsizlik, morluklar veya sık burun/diş eti kanamaları gibi belirtiler ciddiye alınması gerektiğine dikkati çekerek, "Büyüme ağrısı’ denilen ama geçmeyen ağrıların altında kanser olabileceği unutulmamalı" dedi.</p><p>Son yıllarda kanserin genetik ve moleküler yapısının daha iyi anlaşılması sayesinde kişiselleştirilmiş tedaviler mümkün hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Çorapçıoğlu, “Moleküler tetkiklerle hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde büyük bir kazanım. Bazı durumlarda kemoterapiye hiç gerek kalmadan tedavi sağlanabiliyor” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 05:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/02/cocukluk-cagi-kanserlerinde-yeni-umut-donemi-tedavi-orani-yuzde-87ye-ulasti-1771186672.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeşilay’dan Bırak Şimdi kampanyası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/yesilaydan-birak-simdi-kampanyasi-173682</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/yesilaydan-birak-simdi-kampanyasi-173682</guid>
                <description><![CDATA[Yeşilay, tütün bağımlılığına karşı toplumsal farkındalığı artırmak ve bırakma sürecine güçlü bir başlangıç yapmak amacıyla “Bırak Şimdi” kampanyasını başlattı. Kampanya kapsamında sigarayı bırakma sözü veren ilk 1000 kişiye hediyeler verilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilay, tütün bağımlılığına karşı toplumsal farkındalığı artırmak ve bırakma sürecine güçlü bir başlangıç yapmak amacıyla “Bırak Şimdi” kampanyasını başlattı. Kampanya kapsamında sigarayı bırakma sözü veren ilk 1000 kişiye hediyeler verilecek.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>“Tütünsüz bir hayata ‘merhaba’ demek için şimdi tam zamanı” sloganıyla 9 Şubat'ta duyurulan ve 14 Şubat saat 14.14’te başlayan Yeşilay’ın kampanyası yoğun ilgi görüyor.</p>

<p>Son başvuru tarihi 18 Şubat olarak duyurulan kampanyaya sosyal medya hesaplarında paylaşılan bağlantı üzerinden anketi doldurarak sigarayı bırakacağını beyan eden ilk 1000 kişi yararlanabilecek.</p>

<p><strong>“EN BÜYÜK HEDİYE DAHA SAĞLIKLI BİR HAYAT”</strong></p>

<p>Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, tütün bağımlılığı nedeniyle her yıl 8 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğine dikkat çekerek kampanyanın önemini vurguladı.</p>

<p>“Başlattığımız ‘Bırak Şimdi’ kampanyası ile tütün bağımlılarına hayatlarının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik" diyen Dr. Mehmet Dinç, "Bizim mücadelemiz iradeye ve inanca dayanıyor. Katılımcıların sözlerini yerine getireceğine güvenimiz tam. Elbette sürpriz hediyelerimiz var; ancak en büyük hediye daha rahat bir nefes, daha sağlıklı ve daha özgür bir hayat" diye konuştu.</p>

<p><img height="937" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/15/1771067496-kampanya-gorsel-1771139414-284-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“RAMAZAN: İRADE İÇİN BÜYÜK BİR FIRSAT”</strong></p>

<p>Kampanyaya destek veren Yasemin Açık Vakfı Kurucusu Yasemin Açık, Ramazan ayının sigarayı bırakmak için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirterek, “Gün boyunca içilmeyen sigara, 24 saate; 24 saat bir aya; bir ay ise bir ömre yayılabilir. Yeter ki karar verelim.” dedi.</p>

<p>Bırak Şimdi” kampanyası yalnızca bir ödül programı değil; iradeye, sağlığa ve geleceğe yapılan bir çağrı niteliği</p>

<p>taşıyor. Yeşilay, tütün bağımlılığıyla mücadelede bireysel kararlılığın toplumsal dönüşüme güç katacağına inanıyor ve herkesi şimdi karar vermeye davet ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 10:27:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/02/yesilaydan-birak-simdi-kampanyasi-1771140431.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Epilepsi anne olmaya engel değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/epilepsi-anne-olmaya-engel-degil-173680</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/epilepsi-anne-olmaya-engel-degil-173680</guid>
                <description><![CDATA[Epilepsi hastası kadınların anne olamayacağı yönündeki yaygın yanlış inanışlara dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, epilepsinin sağlıklı bir gebeliğe engel olmadığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi hastası kadınların anne olamayacağı yönündeki yaygın yanlış inanışlara dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, epilepsinin sağlıklı bir gebeliğe engel olmadığını vurguladı.</p><p>BURSA (İGFA) - Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Kuzukıran, doğru tedavi ve düzenli takiple epilepsisi olan kadınların büyük çoğunluğunun sağlıklı bebekler dünyaya getirebildiğini ifade etti.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Gebelik sürecinde epilepsi tedavisinin kesinlikle kesilmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, ilaçların hekim kontrolü dışında değiştirilmesinin ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekti.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Kuzukıran, “Gebelikte epilepsi tedavisinin kendi kendine bırakılması ya da dozlarının değiştirilmesi son derece sakıncalıdır. Kontrolsüz nöbetler, hem anne hem de bebek için kullanılan ilaçlardan çok daha büyük tehlike oluşturur” dedi.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Sağlıklı bir gebelik süreci için disiplinler arası takibin önemine işaret eden Kuzukıran, gebeliğin mutlaka nöroloji ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının iş birliğiyle planlanması gerektiğini vurguladı.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">İlaçların düzenli kullanılmasının, dozların doktor kontrolünde ayarlanmasının ve folik asit desteğinin ihmal edilmemesinin kritik olduğunu belirten Kuzukıran, düzenli kontrollerin de gebelik sürecinin güvenli ilerlemesinde belirleyici rol oynadığını söyledi.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Op. Dr. Nuray Kuzukıran, “Doğru bilgi, doğru takip ve yeterli destekle epilepsi ile sağlıklı bir gebelik mümkündür. Önemli olan korkularla değil, bilimsel verilerle hareket etmektir” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 13:12:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/02/epilepsi-anne-olmaya-engel-degil-1771063925.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de her 10 kişiden 3’ü obez!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/turkiyede-her-10-kisiden-3u-obez-173579</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/turkiyede-her-10-kisiden-3u-obez-173579</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye, Avrupa’da obezite oranında birinci sırada yer alıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezitenin estetik bir sorun değil, ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı ve obezite cerrahisinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye, Avrupa’da obezite oranında birinci sırada yer alıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezitenin estetik bir sorun değil, ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı ve obezite cerrahisinin önemine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite ile mücadele ediyor. Bu oranla Türkiye, Avrupa’da obezite sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezitenin toplumda genellikle estetik bir sorun olarak algılandığını, ancak aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Dr. Korkmaz, obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kalp-damar hastalıkları, kanser ve hormon bozuklukları gibi ölümcül hastalıkların temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p><img height="945" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/01/21/1768980602-dr-mehmet-fat-h-korkmaz-1769008994-210-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>OBEZİTE CERRAHİSİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİYOR?</strong></p>

<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, diyet ve egzersiz gibi yöntemlerle kilo veremeyen hastalarda cerrahi öneriliyor. Dr. Korkmaz, ameliyatın mutlaka deneyimli merkezlerde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Obezite cerrahisi öncesinde diyet ve spor gibi yöntemler mutlaka denenmeli; ancak tıbbi olarak kanıtlanmamış yöntemler yeterli kabul edilmiyor. Ameliyat için genel yaş aralığı 12–65 olarak belirlenmiş olsa da, fizyolojik durum, eşlik eden hastalıklar ve ameliyat sonrası uyum potansiyeli de değerlendirmede etkili oluyor.</p>

<p>Ameliyat sonrası kilo kaybı genellikle ilk günden başlıyor. Örneğin 200 kilo ağırlığında bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo olan biri 12–15 kilo kaybediyor. Ancak Dr. Korkmaz, kilonun hızlı verilmesinin değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılmasının asıl hedef olduğunu belirtiyor. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılmazsa, kilo alma riski kaçınılmaz olabiliyor.</p>

<p><strong>KALICI KİLO KAYBI İÇİN ÖNERİLER</strong></p>

<p>Obezite cerrahisi sonrası kalıcı kilo kaybı için günlük yürüyüş ve egzersiz alışkanlığı, protein ağırlıklı beslenme, basit karbonhidratlardan uzak durma ve yeterli su tüketimi büyük önem taşıyor. Dr. Korkmaz, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin korunmasının ve yaşam tarzı değişikliğinin kalıcı kilo kaybının anahtarı olduğunu vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 09:06:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/01/turkiyede-her-10-kisiden-3u-obez-1769062010.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda katkı maddelerine yeni düzenleme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gida-katki-maddelerine-yeni-duzenleme-173558</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gida-katki-maddelerine-yeni-duzenleme-173558</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları Hakkında Yönetmelik’te değişikliğe gitti. Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme ile mevcut gıda işletmecilerine 1 Mart 2026’ya kadar uyum süresi tanındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları Hakkında Yönetmelik’te değişikliğe gitti. Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme ile mevcut gıda işletmecilerine 1 Mart 2026’ya kadar uyum süresi tanındı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Düzenleme ile yönetmeliğe “Geçiş hükümleri” başlıklı yeni bir geçici madde eklendi. Buna göre, yönetmeliğin yayım tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecilerinin, yeni hükümlere 1 Mart 2026 tarihine kadar uyum sağlaması zorunlu olacak.</p>

<p>Uyum süreci tamamlanana kadar işletmeler, yönetmeliğin yayımından önce yürürlükte bulunan mevzuata uygun şekilde faaliyetlerini sürdürebilecek.</p>

<p>Ayrıca, 1 Mart 2026 tarihinden önce piyasaya arz edilen ürünler ile bu ürünleri içeren gıdalar, raf ömürleri sonuna kadar piyasada bulunabilecek.</p>

<p>Yönetmelik kapsamında, Türk Gıda Kodeksi’nin EK-1 ve EK-2 bölümlerinde de gerçekleştirilen değişikliğin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/01/20260118-1-1.pdf"><strong>tıklayabilirsiniz.</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 13:25:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/01/gida-katki-maddelerine-yeni-duzenleme-1768731913.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süt dişlerinde düzenli fırçalama şart</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/sut-dislerinde-duzenli-fircalama-sart-173534</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/sut-dislerinde-duzenli-fircalama-sart-173534</guid>
                <description><![CDATA[Diş fırçalama yalnızca ağız sağlığı değil, genel sağlık için de kritik bir alışkanlık. Çocukların bu rutini kazanmasında ailelerin rol model davranışları belirleyici oluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş fırçalama yalnızca ağız sağlığı değil, genel sağlık için de kritik bir alışkanlık. Çocukların bu rutini kazanmasında ailelerin rol model davranışları belirleyici oluyor.</p><p><b>İSTANBUL (İGFA) - </b>Çocuklarda diş tedavisi gerekliliğinin bebeklik dönemine kadar indiğine dikkat çeken Demir, diş fırçalamanın “opsiyonel bir gündelik aktivite değil, diş tedavilerinin ilk adımı” olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. Ortalama 2,5–3 yaşlarında tamamlanan 20 süt dişinin, düzenli fırçalanmadığı takdirde çürük ve ileri düzey diş enfeksiyonları açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmasında ebeveyn davranışlarının etkili olduğunu ifade eden Demir, çocukların anne ve babalarıyla birlikte yaptıkları aktivitelerde daha istekli olduklarını aktardı. Ebeveynlerin diş fırçalamayı eğlenceli bir rutin olarak sergilemesinin, çocuğun bu alışkanlığı benimsemesine ve sürdürmesine katkı sağladığını dile getirdi.</p>

<p>İlk süt dişlerinin genellikle 6–12. aylar arasında çıktığını belirten Demir, bu dönemde diş fırçalamaya başlanması gerektiğini ifade etti. 3 yaşına kadar pirinç tanesi, 3–6 yaş arasında ise bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması gerektiğini; dişlerin günde iki kez fırçalanmasının ve bu sürecin ortalama 12 yaşına kadar ebeveyn kontrolünde sürdürülmesinin önemini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Jan 2026 21:58:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/01/sut-dislerinde-duzenli-fircalama-sart-1768330686.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-173478</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-173478</guid>
                <description><![CDATA[Diş beyazlatmanın sıklıkla başvurulan bir işlem olduğunu belirten uzmanlar, bu işlemle ilgili toplumda birçok yanlış inanış bulunduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş beyazlatmanın sıklıkla başvurulan bir işlem olduğunu belirten uzmanlar, bu işlemle ilgili toplumda birçok yanlış inanış bulunduğunu söylüyor. </p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş beyazlatmanın diş minesine zarar vermediği, hassasiyetin ise geçici olduğunu vurgulayan Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Diş beyazlatma işlemi kalıcı değildir. Ancak iyi bir ağız bakımı ve düzenli ağız hijyeni ile beyazlatmanın etkisi 1 ila 3 yıl boyunca korunabilir.” dedi. Evde uygulanan kontrolsüz “doğal” yöntemlerin diş sağlığı için risk oluşturduğunu ifade eden Yıldırım, işlemin mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerektiğinin altını çizdi. </p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Diş beyazlatmanın, diş renginden memnun olmayan hastalara önerilebilen minimal invaziv bir estetik diş hekimliği uygulaması olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekim kontrolünde klinikte uygulanan ofis tipi beyazlatma yöntemleri ya da hastanın evde, kişiye özel hazırlanan plaklar yardımıyla uygulayabildiği ev tipi beyazlatma yöntemleri bu amaçla kullanılabilir. Bu uygulamalar sayesinde hastaların doğal diş rengi birkaç ton açılabilir.” dedi.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/01/01/1767191863-rabia-y-ld-r-m-1767261571-307-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DİŞ BEYAZLATMAYLA İLGİLİ YAYGIN YANLIŞ İNANIŞLARA DİKKAT! </strong></p>

<p>Diş beyazlatma hakkında yaygın yanlış inanışlar olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, bu yanlış inanışları şöyle sıraladı:</p>

<p>“Mit 1; diş beyazlatma diş minesine zarar verir.<strong> </strong>Diş hekimi kontrolünde, uygun ajanlar ve doğru konsantrasyonlar kullanılarak yapılan beyazlatma işlemleri diş minesine kalıcı zarar vermez. Bilimsel çalışmalar, uygun sürede ve uygun konsantrasyonlarla gerçekleştirilen beyazlatma işlemlerinin diş minesinde herhangi bir yapısal bozukluk oluşturmadığını gösteriyor.</p>

<p>Mit 2; diş beyazlatma dişleri aşırı hassas yapar.<strong> </strong>Beyazlatma sonrası hassasiyet görülebilir; ancak bu durum geçicidir. Genellikle 24 ila 72 saat arasında kısa süreli bir hassasiyet oluşabilir. Uygun hassasiyet giderici ajanlar kullanılarak bu durum kontrol altına alınabilir.</p>

<p>Mit 3; beyazlatma işlemi kalıcıdır.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi kalıcı değildir. Zaman içerisinde çay, kahve ve sigara tüketimi gibi faktörlere bağlı olarak beyazlıkta azalma görülebilir. Ancak iyi bir ağız bakımı ve düzenli ağız hijyeni ile beyazlatmanın etkisi 1 ila 3 yıl boyunca korunabilir. </p>

<p>Mit 4; herkesin dişi aynı derecede beyazlar.<strong> </strong>Beyazlatma işleminin etkisi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Hastanın doğal diş rengi, mevcut lekelerin tipi ve hastanın yaşı gibi faktörler beyazlatma sonucunu doğrudan etkiler.</p>

<p>Mit 5; evde yapılan doğal yöntemler güvenilirdir.<strong> </strong>Limonla veya karbonatla diş fırçalama gibi yöntemlerin sık uygulanmasının güvenli olduğu düşünülse de bu tür doğal yöntemlerin kontrolsüz şekilde kullanılması kesinlikle tavsiye edilmez. Bu uygulamalar diş minesine kalıcı zarar verebilir, dişlerin daha hızlı renklenmesine yol açabilir ve zamanla hassasiyete neden olabilir. Bu nedenle söz konusu yöntemler güvenli değildir ve hekimler tarafından önerilmez.</p>

<p>Mit 6; beyazlatma dolgu ve kaplamaları da beyazlatır.<strong> </strong>Beyazlatma işlemi yalnızca doğal diş dokularının rengini açabilir. Dolgu ve kaplama gibi restoratif materyaller üzerinde herhangi bir beyazlatıcı etkisi bulunmaz.</p>

<p>Mit 7; beyazlatma her yaşta yapılabilir.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi 18 yaş altındaki bireylere genellikle önerilmez. 18 yaşını doldurmuş erişkin hastalarda ise beyazlatma işlemi güvenli bir şekilde uygulanabilir.” </p>

<p><strong>BEYAZLATMA İŞLEMİ HEKİM KONTROLÜNDE, UYGUN DOZ VE RANDEVU SAYISIYLA YAPILMALI!</strong></p>

<p>Beyazlatma işlemiyle ilgili bir diğer yanlış inanışın, yüksek konsantrasyonlu ajanların daha etkili sonuçlar sağlayacağı yönünde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekimler olarak hedefimiz, uygun ve yeterli konsantrasyonda beyazlatma uygulamaktır.</p>

<p>Yüksek konsantrasyonlu ajanlar hızlı etki gösterebilir; ancak bu durum daha yüksek riskler barındırır. Bu nedenle beyazlatma işleminin hekim kontrolünde, önerilen doz ve randevu sayısı doğrultusunda yapılması önerilir.” dedi.</p>

<p>Diş beyazlatma işleminin etkisinin genellikle 1–3 yıl boyunca korunabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, “Oluşabilecek hassasiyet kontrol altına alınabilir. Ancak bazı gruplarda beyazlatma işlemi önerilmez. Hamilelik, emzirme dönemi ve 18 yaş altı bireylerde beyazlatma yerine farklı tedavi seçenekleri tercih edilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 13:05:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2026/01/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-1767261959.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tekstil işçilerinin boyun ağrısına bilimsel çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/tekstil-iscilerinin-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-173460</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/tekstil-iscilerinin-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-173460</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul'da Üsküdar Üniversitesi’nde yürütülen tez çalışması, egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık üçlü müdahale programının tekstil işçilerinde ağrıyı azalttığını, uyku ve enerji düzeyini belirgin biçimde iyileştirdiğini ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'da Üsküdar Üniversitesi’nde yürütülen tez çalışması, egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık üçlü müdahale programının tekstil işçilerinde ağrıyı azalttığını, uyku ve enerji düzeyini belirgin biçimde iyileştirdiğini ortaya koydu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında, Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışması, tekstil işçilerinde yaygın görülen boyun ağrısına karşı etkili bir çözüm sundu. Araştırmada; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının” çalışanların ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>

<p>Van’daki bir tekstil fabrikasında çalışan 60 işçinin katıldığı çalışmada, tüm katılımcılara ergonomi eğitimi verildi. Deney grubuna ise buna ek olarak fizyoterapist eşliğinde düzenli boyun egzersizleri ve manuel terapi uygulandı. Program sonunda boyun ağrısının anlamlı düzeyde azaldığı, uyku kalitesinin yükseldiği, gün içi yorgunluk hissinin gerilediği ve duruş farkındalığının arttığı gözlemlendi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/28/1766815952-mer-evgin-002-1766931571-859-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Çalışmayı değerlendiren Doç. Dr. Ömer Şevgin, tekstil sektöründe ağrının normalleştirildiğine dikkat çekerek, “Boyun ağrısı pek çok çalışan tarafından mesleğin kaçınılmaz bir parçası olarak görülüyor. Oysa doğru egzersiz ve manuel terapiyle bu ağrılar büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil” dedi. Şevgin, çalışan sağlığının üretim kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu vurguladı.</p>

<p><img height="966" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/28/1766815924-hilal-atasoy-1766931583-177-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Araştırmanın yürütücüsü Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy ise programın yalnızca fiziksel değil, psikolojik yükü de hafiflettiğini belirterek, “Boyun ağrısı uykuyu bozuyor, yorgunluğu artırıyor ve iş performansını düşürüyor. Üçlü müdahale uygulanan grupta uyku kalitesinin hızla arttığını gördük. Bu, yaşamın tüm alanlarına olumlu yansıyor” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 09:47:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/12/tekstil-iscilerinin-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-1766990854.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırıya kaçmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/asiriya-kacmayin-173434</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/asiriya-kacmayin-173434</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Deregözü, yılbaşı gecesinde dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün hem mide sağlığı hem de kilo kontrolü için kritik olduğunu söyledi. Deregözü, tılbaşı sonrası şişkinliği azaltmak için tüketilmesi gerekenleri de sıraladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Deregözü, yılbaşı gecesinde dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün hem mide sağlığı hem de kilo kontrolü için kritik olduğunu söyledi. Deregözü, tılbaşı sonrası şişkinliği azaltmak için tüketilmesi gerekenleri de sıraladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yılbaşı sofraları zengin ve bol kalorili menüleriyle keyifli olduğu kadar riskli de olabiliyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Deregözü, gün içinde öğün atlanmaması ve akşam yemeğine aşırı aç oturulmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Deregözü, sebze ağırlıklı başlangıçlar, fırın veya ızgara protein kaynakları ve hafif mezelerden oluşan dengeli tabakların tercih edilmesini önerdi.</p>

<p>Alkol tüketilecekse miktarın sınırlandırılması, gazlı ve şekerli içecekler yerine su veya maden suyu içilmesi gerektiğini belirten Deregözü, yılbaşı sonrası aç kalmanın yanlış bir yaklaşım olduğunu belirterek, “Ertesi gün şok diyetler yerine normal ve dengeli beslenmeye dönülmeli” dedi.</p>

<p><img height="492" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/22/diyetisten-derya-derego-zu-101506258-1766418831-177-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>REZENE, ANASON,PAPATYA TERCİH EDİN</strong></p>

<p>Kronik hastalığı olanların ise kendi beslenme düzenlerini bozmadan, kızartma ve işlenmiş gıdalardan uzak durmaları gerektiğini hatırlatan Derya Deregözü, yılbaşı sonrası şişkinliği azaltmak için tüketilmesi gerekenleri de sıraladı.</p>

<p>Genellikle posa, su ve doğal prebiyotik içeriği yüksek besinlerin tercih edilebileceğini; yoğurt ve kefir gibi fermente ürünlerin bağırsak florasını destekleyeceğini ve kabak, enginar, pırasa ve yeşil yapraklı sebzelerin yüksek su içeriği nedeniyle sindirimi ve ödem atımını kolaylaştıracağını kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Deregözü, rezene, anason, papatya ve nane-limon gibi bitki çaylarının gaz ve şişkinliğinazalmasına yardımcı olurken, yeterli su tüketiminin de ödemin atılmasını destekleyebileceğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Dec 2025 09:13:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/12/asiriya-kacmayin-1766470400.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ani kalp durmalarında hayat kurtaracak düzenleme ’Resmi’leşti... OED zorunluluğu geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ani-kalp-durmalarinda-hayat-kurtaracak-duzenleme-resmilesti-oed-zorunlulugu-geliyor-173376</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ani-kalp-durmalarinda-hayat-kurtaracak-duzenleme-resmilesti-oed-zorunlulugu-geliyor-173376</guid>
                <description><![CDATA[Taşınabilir otomatik şok cihazlarının (OED) kullanımını yaygınlaştıran yönetmelik 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek. OED Yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Taşınabilir otomatik şok cihazlarının (OED) kullanımını yaygınlaştıran yönetmelik 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek. OED Yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, ani kalp durmalarında erken müdahaleyle hayat kurtarmayı amaçlayan “Taşınabilir Otomatik Şok Cihazı (OED) Hakkında Yönetmelik”i bugünkü Resmi Gazete’de yayımladı. Yeni düzenleme; OED cihazlarının standartlarını, nerelerde zorunlu olarak bulundurulacağını, kayıt-takip sistemini ve kullanım esaslarını belirliyor.</p>

<p><strong>AMAÇ: ERKEN MÜDAHALE İLE ÖLÜM VE SAKATLIK RİSKİNİ AZALTMAK</strong></p>

<p>Yönetmeliğin amacı, sağlık kuruluşları dışında meydana gelen ani kalp durmalarında, acil sağlık ekipleri bölgeye ulaşıncaya kadar OED ile hızlı ve etkin müdahale edilmesini sağlamak olarak açıklandı. Yeni düzenleme ile kamu kurumlarını, özel kuruluşları, toplu taşıma araçlarını ve çeşitli kamusal alanları kapsıyor. Böylece OED cihazlarının toplumda yaygın biçimde erişilebilir olması hedefleniyor.</p>

<p><strong>CİHAZLARDA ZORUNLU ÖZELLİKLER: TÜRKÇE KOMUT, EKG VERİSİ VE OED-NET ENTEGRASYONU</strong></p>

<p>Yönetmelik, kullanılacak OED cihazlarının uyması gereken teknik standartları da belirledi.</p>

<p>Buna göre cihazlar; ölümcül ritimleri analiz ederek otomatik şok uygulayabilme, Türkçe ve İngilizce sesli komut verebilme, batarya durumu, konumu, test sonuçları ve EKG verilerini OED-Net sistemine aktarabilme ile Bakanlığın Ürün Takip Sistemi’ne kayıtlı olma zorunluluğu taşıyacak. Bazı güvenlik kurumlarının envanterindeki cihazların konum bilgilerinin OED-Net’e bildirilmesi ise zorunlu olmayacak.</p>

<p><strong>OED BULUNDURMA ZORUNLULUĞU GELİYOR</strong></p>

<p>OED cihazlarının hangi alanlarda bulundurulmasının zorunlu olacağı, EK-1 listesi doğrultusunda Bakanlık tarafından belirleniyor.</p>

<p>Cihazlar;herkesin görebileceği ve ulaşabileceği noktalarda, kilit altında olmayacak şekilde, standart renklerde, alarmlı koruyucu dolaplarda konumlandırılacak. Ayrıca yönlendirme işaretleri ile yerleri açıkça belirtilecek.</p>

<p>Yönetmeliğe göre OED cihazlarını; sağlık meslek mensupları, Bakanlık onaylı eğitim almış ilk yardımcılar, ail durumlarda SKKM desteğiyle müdahale eden halktan kurtarıcılar kullanabilecek.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı, satın alınan tüm OED cihazlarının kaydedileceği OED-Net ulusal kayıt sistemi kuracak.</p>

<p>OED edinicileri, cihazı satın aldıktan sonra 30 gün içinde sisteme kaydettirmekle yükümlü olacak.</p>

<p>Cihazın seri numarası, konumu, yerleşim bilgisi ve bakımı yine edinicinin sorumluluğunda olacak.</p>

<p>Yönetmelik 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girecek. Uygulama sırasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Sağlık Bakanlığı yetkili olacak.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin ayrıntılarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251209-9.htm"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 00:19:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/12/ani-kalp-durmalarinda-hayat-kurtaracak-duzenleme-resmilesti-oed-zorunlulugu-geliyor-1765315161.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-173362</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-173362</guid>
                <description><![CDATA[Tüm dünyada modern çalışma yaşamının baskıları çalışanların ruh sağlığında derin yaralar açıyor. Stres, tükenmişlik, performans baskısı, savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve iş–özel hayat dengesizliği, verimliliği tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumunda, iş hayatındaki kritik konular masaya yatırdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada modern çalışma yaşamının baskıları çalışanların ruh sağlığında derin yaralar açıyor. Stres, tükenmişlik, performans baskısı, savaşlar, ekonomik belirsizlikler ve iş–özel hayat dengesizliği, verimliliği tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumunda, iş hayatındaki kritik konular masaya yatırdı.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Sempozyumda konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü <strong>Prof. Dr. Kültegin Ögel</strong> ve Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bilim ve Etik Kurulu Üyesi <b>Prof. Dr. Bedirhan Üstün</b>, kurumlara hem bilimsel kanıtlara dayanan hem de yol gösterici nitelikte uyarılarda bulundu: “Ruh sağlığına yapılan yatırım, verimlilik olarak geri dönüyor. Üstelik katlanarak…”</p>

<p><b>Prof. Dr. Kültegin Ögel: “Stres yönetilemiyorsa tükenmişlik kaçınılmazdır”</b></p>

<p>İş hayatının, bireyin tüm yaşam alanlarını etkileyen bir faktör haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kültegin Ögel, modern çalışanların yalnızca iş yükü ile değil;<br />
<strong>kaygı, performans baskısı, öfke, hiperaktivite ve şehir yaşamının yoğun stresi</strong> ile mücadele ettiğini söyledi. Ögel, iş–özel hayat dengesinin korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak şunları ifade etti: <strong>“İş hayatında stres kaçınılmaz ama yönetilmediğinde tükenmişlik gelişiyor. Erken dönemde psikolojik destek almaktan çekinilmemeli. Damgalanma korkusu nedeniyle başvuru gecikiyor ve sorun büyüyor.”</strong></p>

<p>Ayrıca çalışanlar arasında hızla artan <strong>sanal kumar bağımlılığına</strong> dikkat çeken Prof. Dr. Ögel, özellikle beyaz yakalılar arasında yükselişin belirgin olduğunu söyledi. Bağımlılığın hem iş performansını hem aile yaşamını zayıflattığını belirterek, Türkiye’de bu konuda kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>Sempozyumun bir diğer konuşmacısı Prof. Dr. Bedirhan Üstün, çalışan psikolojisinin ancak doğru kurgulanmış bir kurumsal yapı ile korunabileceğini belirterek şirketlere şu çağrıda bulundu: <strong>“Sorunlar ortaya çıkmadan önce önleyici ruh sağlığı politikaları geliştirilmeli.”</strong></p>

<p>Üstün<b>, </b><strong>insanca iletişim</strong><b>, </b><strong>adalet duygusu</strong><b>, </b><strong>eşitlik</strong><b> </b>ve <strong>saygı</strong><b> </b>gibi temel unsurların çalışan motivasyonunda belirleyici rol oynadığını vurguladı<b>: </b><strong>“Kişilik haklarına saygı duyulmayan ortamda çalışanlar işine yabancılaşır; tükenmişlik, depresyon ve verim kaybı kaçınılmaz olur.”</strong></p>

<p><b> </b><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/12/06/genel-1765002734-22-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>İŞYERLERİNDE HER 100 ÇALIŞANIN EN AZ 20’Sİ DEPRESYONA ADAY</b></p>

<p>Kişinin mutsuzluğunun üretimde aksamalara, hatalara ve verim kaybına yol açabileceğini belirten, Prof. Dr. Bedirhan Üstün, “Toplumlarda yoksulluk, yaşam zorlukları gibi birçok etken zaten insanları aşağı çekiyor. Buna bir de işyerindeki baskı eklenince insanlar kendilerini robot gibi hissetmeye başlıyor. Zaten günümüzde ‘robotlar yerimizi alacak’ kaygısı da var. Bu güvensizlik ve tedirginlik depresyona yol açabiliyor. Araştırmalarımız gösteriyor ki toplumlarda ve iş yerlerinde her 100 çalışanın en az 20’si depresyona aday. Bu da gizli bir iş gücü kaybına neden oluyor. Kişinin mutsuzluğu üretimde aksamalara, hatalara, verim kaybına yol açabiliyor. Benim amacım insanların bir iş beygiri gibi çalışması değil; anlamlı bir üretim yapabilmeleri. Eğer bunu destekleyen programlar geliştirebilirsek ki Amerika, Hindistan, Çin gibi ülkelerde bu konuda çalışmalar yaptık. Türkiye’de de benzer uygulamalar yapılmalı” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Üstün; “Sektörlerin, çalışanların ruh sağlığına sırf göstermelik bir ilgi yerine gerçekten özen gösteren, onları dikkate alan bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Depresyon yalnızca kişisel bir mesele değil; dış etmenlerle de tetikleniyor. Dünya giderek zorlaşıyor: Ekonomik koşullar, iş gücü kaygısı, işsizlik, robotların gelişi, savaşlar, ekonomik çöküş ihtimalleri. Bu karamsar tablo, en güçlü insanı bile etkileyebilir. Ben bile otuz yıllık yurt dışı hayatımda üç kez depresyona girdim. Bunların ikisi doğrudan iş yeri sorunlarıyla ilgiliydi ve aslında önlenebilirdi. Depresyon öyle kötü bir şey değil; içinden çıkınca Nietzsche’nin dediği gibi insanı güçlendirebiliyor. Ama o üç-altı ay boyunca yaşadıklarımı yeniden yaşamak istemem. Bilgisayara bakıyordum, bilgisayar da bana bakıyordu. Bu nedenle ne yaparsak yapalım, ülke olarak, sektör olarak, kurumlar olarak insanları bu tür etkilerden koruyacak sistemler geliştirmemiz gerekiyor. Bir kişi depresyona girdiğinde bunu tıpkı bir grip, bir böbrek hastalığı ya da bir kol kırılması gibi bedensel bir sağlık sorunu düzeyinde ele alabilmeliyiz.”</p>

<p>Ekonomik belirsizliklerin çalışanlar üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Üstün, işini kaybetme korkusunun yorgunluk, uykusuzluk ve depresyona uzanan bir tabloya yol açtığını söyledi. Harvard Üniversitesi’nde yürüttüğü çalışmalara değinen Prof. Dr. Üstün, şirketler için çarpıcı bir veri paylaştı: <strong>“Depresyon ortaya çıkmadan önce erken tanı ve destek sağlanırsa yapılan yatırım en az dört kat kazanç olarak geri dönüyor. Görünmeyen kazançlarla bu oran otuz kata kadar çıkıyor.”</strong> Bu nedenle ruh sağlığının bir “maliyet kalemi” değil, kurumsal sürdürülebilirliğin zorunlu bir parçası olduğunu belirtti.</p>

<p><b>Psikolojik Destek Kurumsal Standart Olmalı</b></p>

<p>Sempozyumun ortak mesajı: “Psikolojik destek bir tercih değil, gereklilik”</p>

<p>Uzmanlara göre iş yerlerinde:</p>

<p>* İş–özel hayat dengesinin korunması,</p>

<p>* Ruhsal destek için damgalanmanın önüne geçilmesi,</p>

<p>* Çalışanların destek almaya teşvik edilmesi,</p>

<p>* Önleyici kurumsal politikaların geliştirilmesi</p>

<p>kurumsal başarının temel bileşenleri haline geldi.</p>

<p><b>Ruh sağlığına yapılan her yatırım ise doğrudan:</b><br />
* <strong>Çalışan bağlılığını artırıyor</strong>,<br />
* <strong>İş gücü kaybını azaltıyor</strong>,<br />
* <strong>Verimliliği yükseltiyor</strong>,<br />
* <strong>Kurumsal sürdürülebilirliği güçlendiriyor.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 13:02:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/12/calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-1765015321.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel kaymasının en yaygın belirtisi bel ağrısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/bel-kaymasinin-en-yaygin-belirtisi-bel-agrisi-173312</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/bel-kaymasinin-en-yaygin-belirtisi-bel-agrisi-173312</guid>
                <description><![CDATA[Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kaymasıyla ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten uzmanlar, en yaygın belirtisinin bel ağrısı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kaymasıyla ortaya çıkan bir durum olduğunu belirten uzmanlar, en yaygın belirtisinin bel ağrısı olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)  -</strong>Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/25/1764063654-onur-yaman-t-bbi-kadro-1764065326-976-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YAŞLANMAYA BAĞLI SORUNLAR BEL KAYMASININ EN SIK GÖRÜLEN NEDENİ!</strong></p>

<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi. Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>BEL KAYMASI, UYGUN TANI VE TEDAVİ İLE YÖNETİLEBİLEN BİR DURUM!</strong></p>

<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi. Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, “Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler. Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:28:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/bel-kaymasinin-en-yaygin-belirtisi-bel-agrisi-1764070095.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda zehirlenmesinin yazı kışı yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gida-zehirlenmesinin-yazi-kisi-yok-173299</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gida-zehirlenmesinin-yazi-kisi-yok-173299</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemde artan gıda zehirlenmesi vakaları, kış aylarında da riskin devam ettiğini gösteriyor. Uzmanlar, yanlış saklama ve uzun süre açıkta kalan yiyeceklerin tehlike yarattığını belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde artan gıda zehirlenmesi vakaları, kış aylarında da riskin devam ettiğini gösteriyor. Uzmanlar, yanlış saklama ve uzun süre açıkta kalan yiyeceklerin tehlike yarattığını belirtiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye genelinde son haftalarda peş peşe yaşanan gıda zehirlenmesi haberleri toplumda tedirginlik yaratıyor.</p>

<p>Özellikle toplu yemek tüketiminin arttığı kış aylarında, gıdaların saklanma ve hazırlanma koşullarındaki hataların riski artırdığı uyarısı yapılıyor.</p>

<p>Uzm. Dyt. Ceren Turan, gıda güvenliğinin mevsim fark etmeksizin kritik öneme sahip olduğunu vurgularken, “Yazın sıcaklık bakterilerin çoğalmasını hızlandırıyor ama kışın risk tamamen ortadan kalkmıyor, yalnızca kaynağı değişiyor” dedi. Özellikle büyük tencerelerde pişirilen yemeklerin yavaş soğuması ve toplu alanlarda tüketilmesi, zehirlenme riskini artırdığını ifade eden Uzm. Dyt. Turan, ayrıca kış aylarında norovirüs gibi viral enfeksiyonlar da daha yaygın görüldüğünü kaydetti.</p>

<p><strong>KIŞIN GİZLİ RİSKİNİ ARTIRAN FAKTÖRLER:</strong></p>

<ul>
 <li>Kapalı alanlarda toplu yemek tüketiminin artması</li>
 <li>Büyük miktarda pişirilen yiyeceklerin yavaş soğuması</li>
 <li>Oda sıcaklığında bekleyen yemeklerde bakterilerin hızla çoğalması</li>
 <li>Hasta kişilerin yiyeceklere temas etme ihtimali</li>
 <li>Norovirüs gibi kışın yaygın viral etkenler</li>
 <li>Elektrik kesintileri veya ulaşımdaki aksaklıklarla soğuk zincirin bozulması</li>
</ul>

<p><img height="768" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/04/1749020840-uzman-diyetisyen-ceren-turan-1749034530-808-x750.png" width="750" /></p>

<p>Turan, bakterilerin en hızlı çoğaldığı tehlikeli sıcaklık aralığını 5–60 °C olarak belirterek, bu aralıkta kalan yiyeceklerin kısa sürede risk oluşturabileceğini söylerken, dikkat edilmesi gereken yiyecekleri ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Sütlü tatlılar ve krema içeren ürünler</li>
 <li>Pilav, makarna ve diğer nişastalı yiyecekler</li>
 <li>Et ve tavuk yemekleri</li>
 <li>Mayonezli yiyecekler</li>
 <li>Uzun süre açıkta kalan hazır ürünler</li>
</ul>

<p>Gıda zehirlenmelerinin genellikle bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateşle kendini gösteriyor. Ancak yüksek ateş, kanlı ishal, şiddetli kusma, baş dönmesi, idrar azlığı gibi durumlarda tıbbi müdahale geciktirilmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Ceren Turan, toksin kaynaklı bazı zehirlenmelerin nörolojik belirtiler de gösterebileceğini belirterek, bulanık görme, çift görme, kas güçsüzlüğü veya nefes darlığı gibi durumlarda acilen sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>KIŞ AYLARINDA GÜVENLİ BESLENMEK İÇİN 7 TEMEL KURAL</strong></p>

<ul>
 <li>Sıcak yiyecekleri sıcak, soğuk yiyecekleri soğuk tutun.</li>
 <li>Pilav ve nişastalı yiyecekleri hızla soğutun, 24–48 saat içinde tüketin.</li>
 <li>Artıkları en az 75 °C’ye ısıtarak tüketin, defalarca ısıtıp soğutmayın.</li>
 <li>Çiğ ve pişmiş gıdaları ayırın, kesme tahtalarını karıştırmayın.</li>
 <li>Hazırlık öncesi ve sonrası mutlaka elleri yıkayın.</li>
 <li>Pastörize olmayan süt ve süt ürünlerinden kaçının.</li>
 <li>Şüpheli görünen hiçbir yiyeceği tadına bakarak test etmeyin, doğrudan atın.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:12:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/gida-zehirlenmesinin-yazi-kisi-yok-1763705560.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserinde erken tanı ve tedavi deneyimi araştırmasında ara bulgular</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-173292</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-173292</guid>
                <description><![CDATA[Roche İlaç Türkiye, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği iş birliğiyle hazırlanan “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ilk sonuçları paylaşıldı. Erken belirtilerin çoğu zaman göz ardı edildiği, hastaların psikososyal desteğe büyük ihtiyaç duyduğu ve yenilikçi tedavilerin yaşam kalitesini artırdığı ortaya çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Roche İlaç Türkiye, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği iş birliğiyle hazırlanan “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ilk sonuçları paylaşıldı. Erken belirtilerin çoğu zaman göz ardı edildiği, hastaların psikososyal desteğe büyük ihtiyaç duyduğu ve yenilikçi tedavilerin yaşam kalitesini artırdığı ortaya çıktı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kasım Ayı Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Türkiye’de akciğer kanseriyle mücadelede önemli bir adım atıldı.</p>

<p>Roche İlaç Türkiye öncülüğünde, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği’nin katkılarıyla Ipsos Türkiye tarafından yürütülen “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ara bulguları açıklandı.</p>

<p>Türkiye’de her yıl 41 binden fazla yeni akciğer kanseri vakası görülürken, bu kanser türü erkeklerde en sık, kadınlarda ise görülme sıklığı hızla artan kanserler arasında yer alıyor. Araştırma, tanıdan tedaviye uzanan süreçte hem hekim hem hasta deneyimlerini bütüncül biçimde ele alıyor.</p>

<p><strong>ERKEN TANI GECİKİYOR, BELİRTİLER “BASİT RAHATSIZLIK” SANILIYOR</strong></p>

<p>Hasta görüşmelerinde öne çıkan en çarpıcı bulgu: Öksürük, nefes darlığı, halsizlik gibi erken belirtiler çoğu zaman önemsenmiyor. Hastalar ancak uzun süren veya şiddetli belirtilerde doktora başvuruyor. Bu durum, toplumda erken tanı farkındalığının hâlâ yeterli düzeyde olmadığını gösteriyor.</p>

<p><strong>HEKİMLER: “TANI VE GENETİK TESTLERE HIZLI ERİŞİM HAYATİ”</strong></p>

<p>Tıbbi onkologlar, biyopsi ve genetik testlerin zamanında yapılmasının doğru tedaviye yönlendirmede belirleyici olduğunu vurguluyor. Ülkemizde yakın dönemde geri ödeme kapsamına giren yenilikçi tedaviler (özellikle immünoterapiler) hem hekimler hem hastalar tarafından olumlu karşılanıyor ve yaşam kalitesinde belirgin iyileşme sağlıyor.</p>

<p>Tedavi alan hastalar, yenilikçi tedavilerle günlük yaşamlarına daha kolay devam edebildiklerini, hatta bazı günler “hasta olduklarını unuttuklarını” ifade ediyor. Ancak psikolojik destek, hasta dayanışma grupları ve tedavi için şehir dışı seyahatlerde konaklama gibi lojistik desteklerin eksikliği büyük bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Nov 2025 09:10:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-1763619036.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte ağız kokusuna yol açan 6 neden</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-173277</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-173277</guid>
                <description><![CDATA[Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusunun düzenli bakım ve alışkanlıklarla önlenebileceğini belirtirken, diş fırçalamak, dil temizliği, su tüketimi ve kötü alışkanlıklardan kaçınmanın önemli olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusunun düzenli bakım ve alışkanlıklarla önlenebileceğini belirtirken, diş fırçalamak, dil temizliği, su tüketimi ve kötü alışkanlıklardan kaçınmanın önemli olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Ağız kokusunu önlemenin düzenli bakım ve doğru alışkanlıklarla mümkün olduğunu belirten Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusuna sebep olabilecek en yaygın nedenleri sıraladı.</p>

<p>Ağız kuruluğunun tükürük azlığı veya dil üzerinde bakteri birikimi gibi durumlar kokuya zemin hazırladığını ifadede eden Tekkeli, "Günde en az iki kez diş fırçalamak, dil temizliği yapmak, yeterli su tüketmek, sigara ve alkol gibi ağız kuruluğuna yol açan alışkanlıklardan kaçınmak ve düzenli diş hekimi kontrollerini ihmal etmemek, ağız kokusunu önlemede çok etkilidir. Ancak ağız kokusu sürekli ve şiddetliyse, mutlaka diş hekimine başvurulmalı; gerekirse kokunun başka bir sağlık sorunundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılmalı” diye konuştu.</p>

<p><img height="364" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/16/1763105508-asm-arzutekkeli-gorseli-1763305604-163-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusuna sebep olabilecek en yaygın nedenleri şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Ağız içi problemler</strong>: Çürük ya da enfekte dişler, diş taşı, çekilmesi gereken ancak ağızda bırakılmış kök ve dişler kötü kokuya yol açabilir.</p>

<p><strong>Yetersiz ağız bakımı</strong>: Dişlerin günde en az iki kez fırçalanmaması, diş ipi ile diş aralarının temizlenmemesi ağızda bakteri birikimine neden olur ve bu da kötü koku oluşumuna zemin hazırlar.</p>

<p><strong>Dil yüzeyindeki bakteriler: </strong>Dil üzerinde biriken bakteriler koku oluşumunun önemli bir nedenidir. Son araştırmalar, dilin de dişlerle birlikte fırçalanmasının ağız kokusunu azaltmada oldukça etkili olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<p><strong>Sistemik hastalıklar: </strong>Reflü, mide rahatsızlıkları, bademcik taşları, sinüzit ve diyabet gibi hastalıklar da ağız kokusuna neden olabilir.</p>

<p><strong>Ağız kuruluğu: </strong>Tükürüğün azalması hem kötü koku hem de diş çürüklerinin oluşmasına yol açar. Ağız kuruluğu sigara, alkol, bazı ilaçlar ya da yetersiz su tüketiminden kaynaklanabilir.</p>

<p><strong>Geçici sabah kokusu: </strong>Sabahları oluşan ağız kokusu genellikle normaldir. Uyku sırasında tükürük salgısının azalması nedeniyle ağızda bakteri birikir. Ancak bu durum gün içinde de devam ediyorsa mutlaka diş hekimi görüşü alınmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 00:56:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/iste-agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-1763330206.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>16 bin 400 hasta immünoterapi ilaçlarından yararlandı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/16-bin-400-hasta-immunoterapi-ilaclarindan-yararlandi-173237</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/16-bin-400-hasta-immunoterapi-ilaclarindan-yararlandi-173237</guid>
                <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Temmuz ayında 5 immünoterapi ilacını SGK geri ödeme kapsamına aldıklarını anımsatarak, 16 bin 400 kanser hastasının faydalandığını ve toplamda 8 bin 715 ilacın geri ödeme listesinde olduğunu duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Temmuz ayında 5 immünoterapi ilacını SGK geri ödeme kapsamına aldıklarını anımsatarak, 16 bin 400 kanser hastasının faydalandığını ve toplamda 8 bin 715 ilacın geri ödeme listesinde olduğunu duyurdu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, kanser hastalarına destek açıklaması yaptı.</p>

<p>Geçtiğimiz Temmuz ayında 25 farklı kanser türüne karşı kullanılan 5 immünoterapi ilacının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından geri ödenmeye başlandığını duyuran Bakan Işıkhan, bugüne kadar 16 bin 400 hastanın bu ilaçlardan yararlandığını belirtti.</p>

<p><img height="825" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/09/g5ti4sgwwaa0udu-1762677663-176-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bakan Işıkhan, paylaşımında, “Kanserle savaşan vatandaşlarımızın her zaman yanındayız. Temmuz’da tedavi sürecinde bağışıklık sistemini destekleyen 5 immünoterapi ilacını SGK geri ödeme kapsamına aldık. Bu ilaçlardan 16 bin 400 vatandaşımız faydalandı. Bugün 889’u kanser ilacı olmak üzere toplam 8.715 ilaç geri ödeme listemizde. Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak uygulamaları sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Nov 2025 14:11:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/16-bin-400-hasta-immunoterapi-ilaclarindan-yararlandi-1762686704.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda diş sağlığı için doğru macun seçimi önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/cocuklarda-dis-sagligi-icin-dogru-macun-secimi-onemli-173215</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/cocuklarda-dis-sagligi-icin-dogru-macun-secimi-onemli-173215</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimi Nurgül Demir, çocuklarda diş çürüklerinin önlenmesinde düzenli fırçalama alışkanlıkları kadar, yaşa uygun ve doğru içerikli diş macunu seçiminin de kritik olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Diş Hekimi Nurgül Demir, çocuklarda diş çürüklerinin önlenmesinde düzenli fırçalama alışkanlıkları kadar, yaşa uygun ve doğru içerikli diş macunu seçiminin de kritik olduğunu vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)  - </strong>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, çocuklarda diş çürüklerinin engellenmesinde sağlıklı beslenme kadar düzenli diş fırçalama alışkanlıklarının da büyük rol oynadığını belirtti. Demir, diş macunu seçiminde ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>“Diş macunu seçiminde ebeveynlerin önceliği, macunun ambalajı veya tadı değil; içeriği ve flor konsantrasyonu olmalıdır" diyen Demir, "Diş fırçalama alışkanlığını yeni kazanmaya başlayan çocuklarda ambalaj tasarımı ve aroma, motivasyonu artırabilir ancak asıl belirleyici olan çocuğun yaşı ve çürük riski düzeyidir.” dedi.</p>

<p><img height="978" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/04/1762258718-image1-1762272088-568-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YAŞA GÖRE DOĞRU MİKTARDA FLOR KULLANIMI</strong></p>

<p>Dt. Demir, çocuklarda flor içeren diş macunlarının doğru oranda kullanılmasının çürük oluşumunu önlemede etkili olduğunu vurgulayarak, “İlk süt dişleri çıktıktan sonra, yaşa uygun flor konsantrasyonuna sahip diş macunları tercih edilmelidir. Üç yaşına kadar pirinç tanesi kadar, 3–6 yaş arası ise bezelye tanesi büyüklüğünde macun kullanmak yeterlidir.” dedi.</p>

<p>Diş macunlarının kimyasal içeriğine dikkat çeken Demir,  çocuğun yaşına ve çürük riskine göre uygun flor oranının çocuk diş hekimi tarafından belirlenmesi gerektiğini belirterek, diş macunlarının kimyasal içeriği göz önünde bulundurulduğunda, çocukların mutlaka ebeveyn kontrolünde diş fırçalama alışkanlığı kazanması gerektiği kaydedildi.</p>

<p>Çocuklarda diş macunu seçiminde göz önünde bulundurulması gereken 5 altın kuralı sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Çocuğun yaşına ve çürük risk durumuna göre çocuk diş hekimi tarafından önerilen konsantrasyonlarda flor içermelidir.</li>
 <li>SLS, yapay renk ve koruyucu içermemelidir.</li>
 <li>Diş macunlarının üzerinde ‘Şekersiz’ ibaresi olmasına özen gösterilmelidir.</li>
 <li>Özellikle tükürme alışkanlığını henüz kazanmamış olan çocuklarda, paraben içermeyen ürünlerin seçimine özen gösterilmelidir.</li>
 <li>Marka bilinirliği değil, içerik ve ambalaj güvenliği ön planda tutulmalı; diş macununun kapağı çocukların yalnız başına açamayacağı şekilde tercih edilmeli ya da diş macunu çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanmalıdır.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:06:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/cocuklarda-dis-sagligi-icin-dogru-macun-secimi-onemli-1762322770.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı alarm veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/turkiyede-organ-nakli-bekleyen-hasta-sayisi-alarm-veriyor-173195</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/turkiyede-organ-nakli-bekleyen-hasta-sayisi-alarm-veriyor-173195</guid>
                <description><![CDATA[3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, Türkiye’de 30 bini aşkın hastanın organ nakli beklediğini belirterek, “Her bir organ bağışı, birçok kişiye yaşam şansı kazandırır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, Türkiye’de 30 bini aşkın hastanın organ nakli beklediğini belirterek, “Her bir organ bağışı, birçok kişiye yaşam şansı kazandırır” dedi.</p><p>“Organ Bağışı: En Büyük Yaşam Mirası”</p>

<p>Prof. Dr. Hamdi Karakayalı: “Bugün Türkiye’de binlerce hasta için organ bağışı tek yaşam umududur”</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Türkiye’de 25 bin 245 kişi böbrek, 2 bin 650 kişi karaciğer ve 1.477 kişi kalp nakli bekliyor. Diğer organlar da eklendiğinde, 30 bini aşkın hastanın yaşam umudu organ bağışı oluyor. Ancak, geçtiğimiz yıl tespit edilen 2 bin 79 beyin ölümünün yalnızca yüzde 17’si organ bağışıyla sonuçlandı.</p>

<p>Organ nakli bekleyen hastaların sayısının her yıl arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Karakayalı, “Böbrek, karaciğer ve kalp gibi organlarda son dönem yetmezliklerinin tedavisinde nakil tek seçenektir. Kalp nakli bekleyen hastalar için canlı verici alternatifi yoktur. Bu nedenle her bağış, birden fazla insana yaşam armağan eder” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TÜRKİYE ORGAN NAKLİNDE DÜNYA LİGİNDE</strong></p>

<p>Prof. Dr. Karakayalı, Türkiye’nin organ naklinde ulaştığı başarıya da dikkat çekerek, “Erişkin ve çocuk hastalarda sağ kalım oranları yüzde 90’ın üzerinde. Bu başarı sayesinde Türkiye, karaciğer ve böbrek nakli için yabancı hastalar tarafından da tercih ediliyor. Hatta birçok yabancı hekim ülkemize gelerek nakil cerrahisini bizden öğreniyor. Türkiye artık organ naklinde dünya liginde yer alıyor.” dedi.</p>

<p>Karakayalı, Türkiye’deki kadavradan organ bağışı oranının düşüklüğüne dikkat çekti.</p>

<p>"Dünya genelinde bir milyon nüfus başına düşen bağış sayısını gösteren pmp değeri İspanya’da 47, Fransa’da 26, İtalya’da 25 iken, Türkiye’de yalnızca 3,6" diyen Karakayalı, "Batı ülkelerinde organ nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i kadavradan yapılırken, bizde bu oran yüzde 15–20 civarında. Bu durum, bağış oranlarını artırmanın ne kadar elzem olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.</p>

<p>Karakayalı, kadavradan bağışların toplum sağlığı bilincinin bir göstergesi olduğunu belirterek, “Her hastanın canlı vericisi yok. Özellikle kalp nakli bekleyen hastalar için tek umut kadavra bağışıdır” dedi.</p>

<p><strong>ORGAN BAĞIŞI ARTIK E-DEVLET’TEN YAPILABİLİYOR</strong></p>

<p>Prof. Dr. Karakayalı, vatandaşların hastanelerin organ nakli koordinatörlüklerine ve il sağlık müdürlüklerine başvurarak bağış yapabileceklerini hatırlattı. Ayrıca, yeni uygulamayla artık organ bağışının e-Devlet üzerinden de yapılabildiğini söyledi.</p>

<p>Toplumda organ bağışıyla ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğuna dikkat çeken Karakayalı, “Beyin ölümünden sonra hastanın iyileşebileceği sanılıyor. Oysa beyin ölümü tıbben geri dönüşsüzdür, kişi yaşamını yitirmiştir. Bu aşamada organlar kısa süreliğine cihaz desteğiyle canlı tutulabilir. Nakil sırasında acı veya his duyulması mümkün değildir” dedi.<br />
Türkiye’nin, organ bağışı ve nakil sürecinde uluslararası güvenlik standartlarına sahip olduğunu vurgulayan Karakayalı, “Tüm organ nakilleri Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde, ulusal koordinasyon sistemiyle yürütülmektedir. Organların kötüye kullanılması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Nov 2025 12:18:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/turkiyede-organ-nakli-bekleyen-hasta-sayisi-alarm-veriyor-1762075083.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı hayat merkezlerine kolay ulaşım</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/saglikli-hayat-merkezlerine-kolay-ulasim-173191</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/saglikli-hayat-merkezlerine-kolay-ulasim-173191</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen yeni düzenleme ile kronik hastalıkların düzenli takibinin yapıldığı ve vatandaşlara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulduğu sağlıklı hayat merkezlerine vatandaşların ulaşımı daha kolay olacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen yeni düzenleme ile kronik hastalıkların düzenli takibinin yapıldığı ve vatandaşlara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulduğu sağlıklı hayat merkezlerine vatandaşların ulaşımı daha kolay olacak.</p><p>BURSA (İGFA) - Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde sağlıklı hayat merkezleri için MHRS üzerinden randevu almayı sağlayan yeni düzenlemeyi hayata geçirdi. Düzenleme ile tütün bağımlılığından kurtulmak, psikolojik destek almak, gebelik süreci hakkında bilgi sahibi olmak, diyetisyen ya da çocuk gelişimi danışmanlığı hizmeti almak isteyen vatandaşlar, MHRS ile istediği sağlıklı hayat merkezinden randevu alabilecek.</p>

<p style="text-align: justify;">Konuyla ilgili açıklamalarda Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, uygulamanın Bursa’daki 14 sağlıklı hayat merkezini de kapsadığını dile getirdi. Sağlıklı hayat merkezlerinin aile hekimliği sistemini güçlendirerek, birçok koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırdığını belirten Uzm. Dr. Çetin, böylece hastanelerin yükünü hafiflettiğine dikkat çekti. </p>

<p style="text-align: justify;"><img height="496" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/11/01/uzm-dr-mustafa-cetin-1761984044-923-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>Amaç Yaşam Kalitesini Yükseltmek</b></p>

<p style="text-align: justify;">Bu merkezlerin toplumun yaşam kalitesini yükseltecek alışkanlıkları kazandırmayı amaçladığını ifade eden Çetin, “Sağlıklı hayat merkezlerinde; diyetisyen rehberliğinde sağlıklı beslenme danışmanlığı, fizyoterapist eşliğinde fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılması, sağlıklı gebelik için eğitim programları, bireyin tütün ve benzeri zararlı alışkanlıklardan kurtulması için poliklinik hizmetleri, psikolojik danışmanlık hizmeti ve çocuk gelişim hizmetleri gibi koruyucu sağlık hizmetleri profesyonel sağlık ekipleri tarafından verilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;">Sağlıklı hayat merkezlerinin MHRS’ye entegre edilmesi ile birlikte vatandaşların ulaşımının daha da kolaylaştığını vurgulayan Çetin, “Bu hizmetlerden yararlanmak isteyen vatandaşlarımız MHRS üzerinden randevu oluşturabilecek. Bu vesile ile tüm vatandaşlarımızı sağlıklarını korumak ve geliştirmek için sağlıklı hayat merkezlerine davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 13:16:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/11/saglikli-hayat-merkezlerine-kolay-ulasim-1761992189.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeşilay’dan küresel bağımlılıkla mücadelede ortak akıl zirvesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/yesilaydan-kuresel-bagimlilikla-mucadelede-ortak-akil-zirvesi-173162</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/yesilaydan-kuresel-bagimlilikla-mucadelede-ortak-akil-zirvesi-173162</guid>
                <description><![CDATA[Yeşilay, İstanbul İnisiyatifi Zirvesi’nin 6'ncısını gerçekleştirdi. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Yeşilay Genel Başkanı Dinç ve 31 ülkeden 46 üst düzey savunuculuk liderinin katıldığı zirvede, bağımlılıklarla mücadelede küresel sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilay, İstanbul İnisiyatifi Zirvesi’nin 6'ncısını gerçekleştirdi. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Yeşilay Genel Başkanı Dinç ve 31 ülkeden 46 üst düzey savunuculuk liderinin katıldığı zirvede, bağımlılıklarla mücadelede küresel sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, önleme, savunuculuk ve rehabilitasyon alanlarında yürüttüğü çalışmaları uluslararası ölçekte güçlendirmeye devam ediyor.</p>

<p>Bu kapsamda 2019 yılından bu yana düzenlenen İstanbul İnisiyatifi Zirvesi’nin altıncısı, Sepetçiler Kasrı’nda gerçekleştirildi. Zirve, 31 ülkeden 46 üst düzey katılımcıyı İstanbul’da buluşturdu. Etkinliğe; Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner ve çok sayıda uluslararası sivil toplum temsilcisi katıldı.</p>

<p><strong>BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE YENİ TEHDİTLER MASAYA YATIRILDI</strong></p>

<p>Zirvede, küresel ölçekte bağımlılıkla mücadelede karşılaşılan yeni tehditler, politika eğilimleri ve dayanıklılık stratejileri değerlendirildi.</p>

<p>Katılımcılar; uyuşturucu kullanımındaki artış, genç yaşta başlama oranlarındaki yükseliş ve sosyal medyanın risk faktörü haline gelmesi gibi konularda bilgi paylaştı. Eğitim, diyalog, psikososyal destek ve sporun önleme çalışmalarındaki rolü tartışıldı. Ayrıca, kenevirin yasallaşması, sentetik ve yeni psikoaktif maddelerin artışı, insan hakları mekanizmalarının uyuşturucu politikalarına etkisi gibi başlıklar da gündeme geldi. Sivil toplum örgütleri, kendi ülkelerindeki uygulamaları ve kaynak yetersizliklerine rağmen yürüttükleri savunuculuk stratejilerini paylaştı.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/26/1761376623-sa-l-k-bakan-prof-dr-kemal-memi-o-lu-1761489590-200-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BAKAN MEMİŞOĞLU: “SİGARASIZ TÜRKİYE HEDEFİMİZ GERÇEKÇİ”</strong></p>

<p>Kapanış konuşmasında söz alan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, bağımlılıkların yalnızca tütün ve madde kullanımından ibaret olmadığını vurgulayarak, “Yeni dönemde teknoloji, oyun ve ekran bağımlılığı da mücadele alanlarımız arasında. Türkiye’nin sigara kullanımında OECD ülkeleri arasında üst sıralarda yer almasını istemiyoruz. Hedefimiz sigarasız bir Türkiye’ye ulaşmak. Sağlık kurumları, üniversiteler ve kamu binalarının sigarayla ilişkisini mümkün olduğunca kesmek istiyoruz.” dedi.</p>

<p>Bakan Memişoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü “An Sende Kalsın” farkındalık programı kapsamında 2025’in ilk yarısında 876 binden fazla kişiye ulaşıldığını da açıkladı.</p>

<p><strong>DİNÇ: “ELEKTRONİK SİGARA GENÇLER İÇİN YENİ BİR TEHDİT”</strong></p>

<p>Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, bağımlılıkların küresel ölçekte bir “salgın” haline geldiğini ifade etti. Bağımlılık endüstrisinin organize biçimde hareket ettiğini belirten Dinç, dayanışmanın bu mücadeledeki önemine dikkat çekti. Avrupa Okul Anketi Projesi (ESPAD) verilerine atıfta bulunan Dinç, “Son 30 yılda sigara içme oranı yarı yarıya azaldı. Ancak erken yaşta kullanım hâlâ yaygın. 13 yaş ve altı kız öğrencilerde günlük sigara kullanımı artıyor. Elektronik sigara kullanımı ise hızla yükseliyor. ‘Çift kullanım’ dediğimiz sigara ve e-sigaranın birlikte tüketimi artışta. Bu, gençlerde nikotin bağımlılığı açısından yeni bir tehdit.” dedi.</p>

<p>Dinç ayrıca, alkol, esrar ve dijital bağımlılıkların da dünya genelinde artış gösterdiğini vurgulayarak, bu alanlarda önleme ve rehabilitasyon çalışmalarının acilen güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 09:02:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/yesilaydan-kuresel-bagimlilikla-mucadelede-ortak-akil-zirvesi-1761544948.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından kemik erimesi uyarısı: Sırt ağrısı ilk belirti olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/uzmanindan-kemik-erimesi-uyarisi-sirt-agrisi-ilk-belirti-olabilir-173137</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/uzmanindan-kemik-erimesi-uyarisi-sirt-agrisi-ilk-belirti-olabilir-173137</guid>
                <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, kemik erimesinin (osteoporoz) sıklıkla sırt bölgesinde belirgin kemik ağrısıyla kendini gösterdiğini, ancak bazı hastalarda sinsi ilerleyerek belirti vermeden ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, kemik erimesinin (osteoporoz) sıklıkla sırt bölgesinde belirgin kemik ağrısıyla kendini gösterdiğini, ancak bazı hastalarda sinsi ilerleyerek belirti vermeden ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kemik erimesinde en sık ve erken karşılaşılan yakınmanın daha çok sırt bölgesinde ortaya çıkan belirgin kemik ağrısı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, bazı hastalarda ise hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyebildiğini kaydetti.</p>

<p>Menopoz sonrası kadınlar ve ileri yaştaki erkeklerin risk grubunda olduğunu vurgulayan Akman, erken teşhis ve düzenli kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Akman, kemik yapımı ile yıkımı arasındaki dengenin bozulması ve düşük kemik kütlesinin osteoporoza yol açtığını ifade ederek, risk faktörlerini; menopoz sonrası kadınlar ve erken/cerrahi menopoz, ileri yaş ve kadın cinsiyet, genetik yatkınlık, yetersiz D vitamini ve kalsiyum alımı, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hareketsiz yaşam ve az güneş ışığına maruz kalma, kortizon gibi ilaçların uzun süreli kullanımı, endokrinolojik bozukluklar, bağırsak emilim sorunları, romatizmal hastalıklar, kronik böbrek ve karaciğer hastalıkları olarak sıraladı.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/20/prof-dr-nafiz-akman-1760975015-293-x750.png" width="750" /></p>

<p>Akman, osteoporozun genellikle sinsi ilerlediğini, en sık ve erken belirtinin sırt bölgesinde yaygın kemik ağrısı olduğunu belirterek, hastalığın ilerlemesiyle boy kısalması ve sırtta kamburlaşma görüldüğü, kırıklar oluştuğunda ani, şiddetli ağrı ortaya çıktığını söyledi.</p>

<p>Tedavi yöntemleri hakkında bilgiler de aylaşan Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, “Son yıllarda çöken omura çimento enjeksiyonu ile hızlı rahatlama sağlanıyor. Ayrıca korse, ağrı kesiciler, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri uygulanıyor.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Akman, osteoporozun yol açtığı kırıkların ve yaşam kalitesindeki düşüşün önüne geçmek için şu önerilerde bulundu:</p>

<ul>
 <li>Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenme,</li>
 <li>Düzenli egzersiz ve postür koruyucu çalışmalar,</li>
 <li>Günde 20-40 dakika tempolu yürüyüş,</li>
 <li>Denge bozuklukları için özel tedavi,</li>
 <li>Evde düşmeye neden olabilecek objelerin kaldırılması ve iyi aydınlatma.</li>
</ul>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 08:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/uzmanindan-kemik-erimesi-uyarisi-sirt-agrisi-ilk-belirti-olabilir-1761025680.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enfeksiyonlarına karşı en etkili kalkan!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-173117</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-173117</guid>
                <description><![CDATA[15 Ekim Dünya El Yıkama Günü'nde, COVID-19'un "Frankenstein" varyantının yaygınlaştığı bu süreçte doğru el yıkamanın enfeksiyonları azaltmadaki önemine vurgu yapılarak,  kronik hastalara yönelik evde sağlık hizmetlerinin önemine dikkati çekildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>15 Ekim Dünya El Yıkama Günü'nde, COVID-19'un "Frankenstein" varyantının yaygınlaştığı bu süreçte doğru el yıkamanın enfeksiyonları azaltmadaki önemine vurgu yapılarak,  kronik hastalara yönelik evde sağlık hizmetlerinin önemine dikkati çekildi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>15 Ekim Dünya El Yıkama Günü’nde el hijyeninin kritik rolünü yeniden hatırlatıldı.</p>

<p>Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen ve koruyucu sağlık yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Bir Adım Sağlık, kamuoyunda “Frankenstein” olarak anılan ve COVID-19’un yeni bir alt tipini ifade eden varyantın gündemde olduğu bu dönemde, doğru el yıkama alışkanlığının solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını kayda değer ölçüde azaltabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Risk gruplarında erken tanı, test ve kişisel korunma önlemlerinin önemini vurgu yapılan açıklamada, yeni varyantın boğazda yanma ve ses kısıklığı ile başlayarak yüksek ateş, halsizlik, kas ağrıları veya ishal ile seyredebileceğinin altı çizilirken, belirtilerin ciddiyetle izlenerek gerektiğinde tıbbi danışmanlık alınması gerektiği kaydedildi.</p>

<p>El yıkamanın birinci basamak korunma önlemi olduğu belirtilirken, el yıkamak, hasta iken evde kalmak ve maske-mesafe hijyen kurallarına uymak gibi basit davranışlar olduğu, sağlığın bir kişinin değil; bir toplumun ortak nefesi olduğunun altı çizildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 09:02:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-1760594539.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz tehdit artrit: Sadece yaşlıları vurmuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-173096</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-173096</guid>
                <description><![CDATA[Eklemlerde ağrı, şişlik, takılma hissi… Çoğu kişi bu belirtileri “yaşlılık” veya “romatizma” diye geçiştiriyor. Oysa uzmanlara göre bu şikayetlerin arkasında artrit adı verilen eklem iltihabı yatıyor. Üstelik artrit, sadece ileri yaşlarda değil, hareketsiz yaşam ve fazla kilo nedeniyle gençlerde de giderek daha sık görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eklemlerde ağrı, şişlik, takılma hissi… Çoğu kişi bu belirtileri “yaşlılık” veya “romatizma” diye geçiştiriyor. Oysa uzmanlara göre bu şikayetlerin arkasında artrit adı verilen eklem iltihabı yatıyor. Üstelik artrit, sadece ileri yaşlarda değil, hareketsiz yaşam ve fazla kilo nedeniyle gençlerde de giderek daha sık görülüyor.</p><p><strong>KOCAELİ (İGFA) - </strong>Toplumda artritin genellikle romatizma ile karıştırıldığını belirterek önemli bir ayrım yapıyor, “Artrit eklem iltihabıdır ancak her artrit romatizma değildir. En sık karşılaştığımız tip olan osteoartrit, yaşa ve yıpranmaya bağlı olarak gelişir. Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırmasıyla oluşan enflamatuar artrit ise romatoloji bölümünün ilgi alanına girer.”</p>

<p><strong>BELİRTİLERİ CİDDİYE ALIN</strong></p>

<p>Artritin en belirgin işaretleri arasında eklem ağrısı, sabah sertliği, şişlik, takılma hissi ve katır kutur sesler yer alıyor. Dr. Kaya, bu belirtilerin yönlendireceği bölüme dikkat çekiyor, “Sabah sertliği ve yaygın şişlik varsa romatolojiye, eklemde kilitlenme, şekil bozukluğu ve mekanik ağrı varsa ortopediye başvurmak gerekir.”</p>

<p><strong>TANIDA İLK ADIM BASİT BİR RÖNTGEN</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Kaya, tanı sürecinde çoğu zaman ayakta çekilen basit röntgenlerin yeterli olduğunu söylüyor. Bu görüntüler, eklem aralığındaki daralmayı net şekilde gösteriyor. “MR veya ultrason gibi ileri tetkikler, ancak röntgenin yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır” diyen Kaya, erken tanının artritin ilerlemesini önlemede kilit rol oynadığını vurguluyor.</p>

<p><img height="890" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/12/1760165168-op-dr-emre-kaya-1760282066-514-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>NE ZAMAN AMELİYAT GEREKİR?</strong></p>

<p>Artrit tedavisinde öncelik her zaman cerrahi dışı yöntemlerde... Ancak bazı durumlarda ameliyat kaçınılmaz hale geliyor. Ağrılar gece bile rahatsız ediyorsa, hasta basit günlük işlerini yapamıyorsa ve fizik tedavi ya da enjeksiyonlar fayda etmiyorsa ameliyat gündeme alınır. Özellikle bacağın ‘O’ şeklini alması veya kemiklerin birbirine binmesi durumunda protez cerrahisi en uygun seçenek oluyor.</p>

<p><strong>ERKEN TEŞHİSLE HAREKETİ KORUMAK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Dr. Kaya, artritin ilerleyici bir hastalık olduğunu hatırlatarak şu uyarıda bulunuyor, “Geciken tanı, kalıcı eklem deformitelerine yol açabilir. Kilo kontrolü, düzenli egzersiz ve doktor takibiyle artriti kontrol altına almak mümkündür.”</p>

<p><strong>EKLEM AĞRILARINI HAFİFE ALMAYIN</strong></p>

<p>12 Ekim Dünya Artrit Günü vesilesiyle farkındalık çağrısında bulunan Çakmak Erdem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Hekimi Uzm. Dr. Emre Kaya, eklem ağrılarının yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiğini hatırlatıyor. Erken tanı ve doğru yönlendirme sayesinde artritin ilerlemesi durdurulabiliyor, hastaların yaşam kalitesi korunabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 08:57:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/sessiz-tehdit-artrit-sadece-yaslilari-vurmuyor-1760335071.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hücreleri genç kalmaları için kandıran besin moleküllerini keşfedildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/hucreleri-genc-kalmalari-icin-kandiran-besin-molekullerini-kesfedildi-173077</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/hucreleri-genc-kalmalari-icin-kandiran-besin-molekullerini-kesfedildi-173077</guid>
                <description><![CDATA[İsviçre’nin Basel Üniversitesinden araştırmacılar, bazı gıdalardaki besin moleküllerinin hücrelerde “hafif stres” tepkisi oluşturduğunu, bu durumun da beklenmedik şekilde yaşlanmayı yavaşlatıp hücre sağlığını koruduğunu ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırma ekibine göre, bu hafif biyolojik stres hücreleri koruma mekanizmalarını devreye sokmaya teşvik ediyor.</p><p>Çalışmada mikroskobik bir solucan türü olan Caenorhabditis elegans kullanıldı. Bu solucanların diyetinde bulunan bazı RNA moleküllerinin, yaşlılıkta canlılıklarını korumalarına yardımcı olduğu tespit edildi.</p><p>Profesör Anne Spang, “Bu moleküller, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkilendirilen zararlı protein birikimlerinin oluşumunu engelliyor,” dedi. Bulgular, Nature Communications dergisinde yayımlandı.</p><p>Diyet hücre yaşlanmasını nasıl etkiliyor?<br>Yaş ilerledikçe vücut, bozulmuş proteinleri temizlemede daha az etkili hale geliyor. Bu proteinler hücrelerde birikerek Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların gelişimine katkıda bulunabiliyor.</p><p>Araştırmacılar, dengeli bir diyetin bu süreçleri yavaşlattığını ve bazı besin bileşenlerinin hücreleri koruyucu etki gösterdiğini belirledi.</p><p>Solucanların beslendiği bakterilerde bulunan çift zincirli RNA molekülleri, sindirim sisteminde emilerek hücre içi kalite kontrol mekanizmalarını harekete geçiriyor.</p><p>Çalışmanın birinci yazarı Emmanouil Kyriakakis, “Bu düşük seviyeli stres, vücudu protein hasarına karşı daha dirençli hale getiriyor,” dedi.</p><p>Hücresel temizlik mekanizması devreye giriyor<br>Besin kaynaklı bu uyarı, hücrelerin “otokaji” adı verilen kendi kendini temizleme sürecini aktive ediyor. Bu mekanizma, hasarlı proteinleri parçalayarak yeniden kullanıyor ve böylece hücre yaşlanmasını yavaşlatıyor.</p><p>Kyriakakis, “Bağırsak yalnızca yerel değil, tüm vücutla iletişim kuruyor. Koruyucu etki sadece sindirim sisteminde değil, kaslarda ve diğer organlarda da gözlendi,” diye ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 09:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/hucreleri-genc-kalmalari-icin-kandiran-besin-molekullerini-kesfedildi-1759991598.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda güvenliği için saklama kurallarına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-173068</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-173068</guid>
                <description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta farklı şehirlerden gelen gıda zehirlenmesi haberleri ülke gündemine oturdu. İstanbul, Denizli, Kütahya ve Bursa’da yaşanan olaylarda birçok kişi hastaneye kaldırıldı, iki çocuk hayatını kaybetti. Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirterek, uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta farklı şehirlerden gelen gıda zehirlenmesi haberleri ülke gündemine oturdu. İstanbul, Denizli, Kütahya ve Bursa’da yaşanan olaylarda birçok kişi hastaneye kaldırıldı, iki çocuk hayatını kaybetti. Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirterek, uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul Eyüpsultan’da aynı akşam yemeğini yiyen bir ailede 2 ve 4 yaşındaki çocuklar yaşamını yitirdi.</p>

<p>Denizli’nin Çivril ilçesinde devlet hastanesinde öğle yemeği sonrası 50’den fazla personel ve stajyer bulantı ve kusma şikâyetiyle acile başvurdu.</p>

<p>Kütahya’da bir düğün sonrası yaklaşık 21 davetli hastanelik oldu. Bursa Osmangazi’de ise bir ortaokulda 6 öğrenci gıda zehirlenmesi şüphesiyle tedavi altına alındı.</p>

<p><strong>“BİR İHMAL, ONLARCA İNSANI HASTA EDEBİLİR”</strong></p>

<p>Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu (TAŞFED) Aşçılık Milli Takımı Kaptanı Şef Volkan Aslan, yaşanan bu vakaların mutfaklarda yapılan basit ama kritik hatalardan kaynaklandığını belirtti. Bir yemeği doğru pişirmek kadar doğru saklamanın da hayati olduğunu belirten Şef Aslan, "Küçük bir ihmal, çok sayıda insanı hasta edebilir, çocuklarımızın hayatına mal olabilir" dedi. Aslan, özellikle toplu yemeklerde tavuk, pilav ve süt ürünlerinin yanlış koşullarda saklanmasının ciddi tehlikeler doğurduğunu vurguladı.</p>

<p><img height="593" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/10/06/chef-volkan-aslan-bb-124016050-1759765906-410-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>“Hijyenik olmayan koşullarda hazırlanan ve pişirilen yiyeceklerde bakteriler hızla çoğalır ve gıda zehirlenmelerine yol açar” diyen Aslan, bu noktada özellikle Bacillus cereus bakterisine dikkat çekti. Doğada toprakta ve birçok bitkide bulunan bu bakteri, pirinç, makarna, kremalı tatlılar ve sütlü pudinglerde kolayca üreyebildiğine vurgu yapan Aslan, Bacillus cereus’un neden olduğu zehirlenmelerin en sık sebebinin, pişmiş pirinç içeren yemeklerin uygun şekilde soğutulmaması ve tekrar ısıtılması olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>GÜVENLİ SAKLAMA İÇİN ALTIN KURALLAR</strong></p>

<p>Şef Volkan Aslan’ın verdiği bilgilere göre gıda zehirlenmelerinin önüne geçmek için şu kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor:</p>

<ul>
 <li><strong>Soğutma sırasında kapağı kapatmayın: </strong>Yemekleri soğuturken kabın kapağını tamamen kapatmamak gerekir. Bu sayede içeride nem birikmez, bakteri oluşumunun önüne geçilir.</li>
 <li><strong>Benmari ile hızlı soğutma yapın: </strong>Sıcak yemekleri, kabıyla birlikte soğuk suyun içine oturtarak hızlı bir şekilde soğutabilirsiniz. Bu yöntem bakterilerin üremesini en aza indirir.</li>
 <li><strong>Isıtmada buharın gücünü kullanın: </strong>Buhar yemeğin her alanına eşit şekilde yayılır. Yeniden ısıtılan ürünlerin iç sıcaklığı mutlaka 70 °C’nin üzerine çıkmalıdır. Ayrıca her ürün sadece bir kez ısıtılmalıdır; ikinci kez ısıtmak ciddi risk taşır.</li>
 <li><strong>Yemekleri zamanında buzdolabına kaldırın: </strong>Yemekler en geç 2 saat içinde buzdolabına konulmalı, büyük tencerelerde bekletilmemelidir. Küçük kaplara bölünerek soğutulması daha güvenlidir. Buzdolabının sıcaklığı 4 °C’de, derin dondurucunun sıcaklığı ise –18 °C’de olmalıdır. 24 saat içinde tüketilmeyecek yemekler mutlaka dondurularak saklanmalıdır.</li>
 <li><strong>Dolap düzenine dikkat edin: </strong>Çiğ ve pişmiş gıdalar aynı rafta saklanmamalı, çiğ ürünler daima alt raflarda tutulmalıdır. Böylece bulaşma riskinin önüne geçilir.</li>
 <li><strong>Koku kontrolü yapın: </strong>Buzdolabından çıkarılan her yiyeceği mutlaka ilk açımda koklayın. Negatif bir koku varsa o ürünü asla ısıtmayın; çünkü ısındıkça bozulma daha da hızlanır.</li>
 <li><strong>Tavuk mutlaka tam pişmeli: </strong>Tavuk ürünlerinde “yarı pişmiş” bir seçenek yoktur. Yeterince piştiğinden emin olmak hayati önem taşır.</li>
 <li><strong>Balık alırken göz ve derisine bakın: </strong>Taze balığın derisi parlak ve sıkı, gözleri ise cam gibi olmalıdır. Bulanık, solmuş veya çöküntülü balıkları kesinlikle tüketmeyin.</li>
 <li><strong>Eti kuru dinlendirin: </strong>Etleri dinlendirirken kendi kanından uzaklaştırmak, hem lezzeti artırır hem de bozulmayı önler.</li>
 <li><strong>Pilav ve pirinç ürünlerine dikkat edin. </strong>Bu yiyecekler hem ısınması zor hem de kolay bozulan gıdalardır. Saklama ve ısıtma aşamalarında ekstra özen gösterilmelidir.</li>
 <li><strong>Yumurtaları açıkta bırakmayın: </strong>Kabuk üzerindeki bakteriler buzdolabına kolayca yayılır. Bu durum sebze ve meyvelerin erken çürümesine, yemeklerin bozulmasına ve gıda zehirlenmesi riskinin artmasına yol açabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Oct 2025 09:09:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/10/gida-guvenligi-icin-saklama-kurallarina-dikkat-1759817378.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalbin 3 sırrı: Beslenme, hareket ve alışkanlıklar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kalbin-3-sirri-beslenme-hareket-ve-aliskanliklar-173033</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kalbin-3-sirri-beslenme-hareket-ve-aliskanliklar-173033</guid>
                <description><![CDATA[29 Eylül Dünya Kalp Günü’nde uzmanlar, kalp sağlığını korumanın yollarını paylaştı. Diyetisyen Deniz Ayşen Demir, Akdeniz tipi beslenme, düzenli egzersiz ve sigara-alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulmasını önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>29 Eylül Dünya Kalp Günü’nde uzmanlar, kalp sağlığını korumanın yollarını paylaştı. Diyetisyen Deniz Ayşen Demir, Akdeniz tipi beslenme, düzenli egzersiz ve sigara-alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulmasını önerdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü, kalp ve damar hastalıklarına karşı farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat sunuyor.</p>

<p>Dünya nüfusunun yüzde 25’ini etkileyen bu hastalıklar, stres, hareketsizlik, sigara, diyabet, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi faktörlerden besleniyor. Uzmanlar, sağlıklı beslenme, hareketli yaşam ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmanın kalbi korumanın anahtarı olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>SAĞLIKSIZ BESLENME KALBİ TEHDİT EDİYOR</strong></p>

<p>Amerikan Kalp Birliği’ne göre, 2015’te sağlıksız beslenme 400 binden fazla ölümle ilişkilendirildi. Diyetisyen Deniz Ayşen Demir, kötü kolesterolün (LDL) damar tıkanıklığına yol açtığını, iyi kolesterolün (HDL) ise koruyucu olduğunu belirtti.</p>

<p>Doymuş yağ ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Demir, “Margarin, tereyağı ve hayvansal yağlar az tüketilmeli” dedi.</p>

<p><strong>AKDENİZ DİYETİ VE DOĞRU YAĞ SEÇİMİ</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmaların tam tahıl, sebze, meyve, baklagil ve balık odaklı Akdeniz tipi beslenmenin kalp-damar sağlığını koruduğunu gösterdiğini belirten Demir, zeytinyağı, avokado, ceviz, keten tohumu ve badem gibi sağlıklı yağların tercih edilmesini önerdi. Haşlama, fırın veya ızgara yöntemlerinin kızartmaya alternatif olduğunu ekledi.</p>

<p>Günlük 5 porsiyon sebze-meyve ve baklagil tüketiminin şart olduğunu belirten Demir, kırmızı etin aşırı tüketimi LDL’yi artırırken, omega-3 zengini balığın haftada 2-3 kez sofrada olmasını önerdi.</p>

<p><strong>BEL ÇEVRESİNE DİKKAT!</strong></p>

<p>Bel çevresinin kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’yi aşması kalp hastalığı riskini artırdığını belirten Diyetisyen Deniz Ayşen Demir, "Günde 30-45 dakika yürüyüş, HDL’yi yükselterek ve kilo kontrolü sağlayarak kalbi koruyor. Sigara ve alkol ise kalp atım hızı ve kan basıncını artırarak krize davetiye çıkarıyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmakla kalbinize dost bir yaşam mümkün. Kalp sağlığı için bugünden adımlar atın" diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Sep 2025 08:44:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/kalbin-3-sirri-beslenme-hareket-ve-aliskanliklar-1759211075.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşitme engeli erken tanı ile aşılabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/isitme-engeli-erken-tani-ile-asilabiliyor-173023</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/isitme-engeli-erken-tani-ile-asilabiliyor-173023</guid>
                <description><![CDATA[22–28 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası nedeniyle açıklama yapan Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, işitme kaybının erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>22–28 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası nedeniyle açıklama yapan Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, işitme kaybının erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini vurguladı.</p><p>BURSA (İGFA) - Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her 5 kişiden birinin işitme işitme kaybı yaşadığını, Türkiye’de ise her yıl dünyaya gelen yaklaşık 1 milyon bebekten 2 ila 3’ünün işitme kaybı ile doğduğunu söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Aslıer, özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde işitme kaybının erken tespitinin önemine dikkat çekerek, “Yeni doğan taramaları, erken tanı, uygun cihazlandırma, koklear implantasyon ve dil-konuşma terapileri ile bu bebekler normal gelişim süreçlerine katılabilir ve sağlıklı bireyler olarak yaşamlarına devam edebilirler” dedi.</p>

<p><b>“İşitmek İletişim Kurmaktır”</b></p>

<p>İşitmenin yalnızca duymakla sınırlı olmadığını vurgulayan ve toplumun farkındalığına da dikkat çeken Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer açıklamasında, “Unutmayalım ki işitmek yalnızca duymak değildir; iletişim kurmaktır, kendini ifade etmektir, sevdiklerinin sesini hissetmektir. Toplum olarak önyargılardan uzak, sabırlı ve kapsayıcı bir yaklaşım sergilemeliyiz. Sessizliği sadece paylaşmak değil, birlikte aşmak hepimizin sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.</p>

<p>İşitme engelli bireylere yönelik farkındalığın artırılması gerektiğinin altını çizen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, “Daha kapsayıcı bir dünya için hep birlikte el ele vermeliyiz” çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Sep 2025 14:22:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/isitme-engeli-erken-tani-ile-asilabiliyor-1758972173.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer ile Yaşamak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/alzheimer-ile-yasamak-173016</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/alzheimer-ile-yasamak-173016</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Bakırköy Belediyesi, Dünya Alzheimer Günü kapsamında “Alzheimer ile Yaşamak” konulu bir söyleşi düzenledi. Ataköy Emekliler Evi’nde gerçekleştirilen söyleşiye Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu da katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bakırköy Belediyesi, Dünya Alzheimer Günü kapsamında “Alzheimer ile Yaşamak” konulu bir söyleşi düzenledi. Ataköy Emekliler Evi’nde gerçekleştirilen söyleşiye Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu da katıldı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İstanbul Bakırköy Belediyesi, Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla Ataköy Emekliler Evi’nde “Alzheimer ile Yaşamak” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.</p>

<p>Söyleşide, Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi ailesine yeni katılan Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Kılıç Alzheimer hastalığı hakkında bilgiler verdi. Kendi de bir beyin cerrahı olan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, söyleşiye katılarak vatandaşlarla konuştu. Programda, vatandaşlar akıllarındaki soruları sorma imkanı da buldu.</p>

<p><strong>“AYDA BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”</strong></p>

<p>Söyleşide konuşan Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, “Ataköy'de Emekliler Evimizde hep beraber ayda bir söyleşi yapmaya karar vermiştik. Bugün yanımızda çok değerli bir hocamız var. Sayın Aylin Hanım, bizim büyük Bakırköy ailemize katıldı. Bugün Dünya Alzheimer Günü hakkında değerli bir söyleşi gerçekleştirecek. Ataköy Emekliler Evimizde merkezimizden değerli hocalarımı konuk ettiğimiz, zaman zaman da daha farklı sosyal konularda misafir edeceğimiz önemli isimlerle ayda bir söyleşi gerçekleştireceğiz” dedi.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/24/bakirkoy-de-alzheimer-ile-yasamak-soylesisi-2-1758722700-245-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“EN İYİ GÖZLEMİ YAKINLARIMIZ YAPIYOR”</strong></p>

<p>Alzheimer hakkında bilinçlendirici bir söyleşi gerçekleştiren Bakırköy Belediyesi Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Kılıç, “Alzheimer bir demans türüdür. Türkçe unutkanlık, bunama demektir. Bunamanın genel bir terimini kullanıyoruz. Alzheimer’in hem konusu hem tanısı oldukça karışıktır. O yüzden terim olarak yine Alzheimer tipi demans diyoruz. 65 yaş üstü her 100 vatandaştan 5'inde Alzheimer riski mevcuttur. Bu oldukça yüksek bir rakam. İki hastadan birinde Alzheimer gelişme riski maalesef çok arttı. Bakırköy’de bir devlet hastanesinde çalışan bir doktora gün içinde unutkanlıkla başvuran hasta sayısı oldukça yüksek. Aslında en iyi gözlemi yakınlarımız yapıyor. Hastalar genelde ben sağlıklıyım, unutkan değilim diyor. Kişinin güncel bilgi alanlarında kayıplar var mı gözlemlemek lazım. Hastalık ilerledikçe hasta eskileri de unutmaya başlıyor ve o zaman ne yazık ki geç oluyor” şeklinde konuştu.<br />
 </p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 08:51:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/alzheimer-ile-yasamak-1758779490.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Açık denizde tıbbi tahliye eğitimi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/acik-denizde-tibbi-tahliye-egitimi-173003</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/acik-denizde-tibbi-tahliye-egitimi-173003</guid>
                <description><![CDATA[Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve Mudanya Sahil Güvenlik Komutanlığı işbirliğiyle düzenlenen Tıbbi Acil Tahliye Eğitimi, UMKE ve Acil Sağlık Hizmetleri personeline hasta nakli ve güvenliği konusunda teorik ve pratik bilgiler sundu. 12. eğitimle birlikte toplam 172 katılımcıya ulaşıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve Mudanya Sahil Güvenlik Komutanlığı işbirliğiyle düzenlenen Tıbbi Acil Tahliye Eğitimi, UMKE ve Acil Sağlık Hizmetleri personeline hasta nakli ve güvenliği konusunda teorik ve pratik bilgiler sundu. 12. eğitimle birlikte toplam 172 katılımcıya ulaşıldı.</p><p><strong>BURSA (İGFA) -  </strong>Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, Mudanya Sahil Güvenlik Komutanlığı ile birlikte 9-11 Eylül 2025 tarihlerinde Tıbbi Acil Tahliye Eğitimi düzenledi.</p>

<p>Güzelyalı'daki Bot Komutanlığında gerçekleştirilen teorik eğitim sonrasında Mudanya sahili açıklarında gerçekleşen uygulamalı eğitim, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve Acil Sağlık Hizmetleri personeline yönelik olarak gerçekleştirildi.</p>

<p><img height="520" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/22/taejpg-1758555343-808-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bir günlük eğitim programında, kritik durumlarda tıbbi müdahale sırasında hasta nakli, hasta güvenliği, helikopter ve sahil güvenlik botuyla tahliye süreçlerinde alınması gereken teknik ve güvenlik önlemler ele alındı. Teorik ve pratik uygulamaları kapsayan eğitim, acil durumlarda etkin ve güvenli müdahale kapasitesini artırmayı hedeflerken, ekiplerin de acil durumlarda hayat kurtarma süreçlerine yönelik koordinasyonunu güçlendirdi.</p>

<p><img height="554" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/22/tae2jpg-1758555369-122-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bursa İl Sağlık Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, bu yılki 12. Tıbbi Acil Tahliye Eğitimi ile birlikte toplamda 172 katılımcıya eğitim verildiği öğrenildi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 08:52:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/acik-denizde-tibbi-tahliye-egitimi-1758606775.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okul çağındaki çocuklarda çürük riskine dikkat! Paketli gıdalar çocuk dişlerini vuruyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-172951</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-172951</guid>
                <description><![CDATA[Okul kantinlerindeki masum görünen atıştırmalıklar çocukların dişlerini tehdit ediyor. Uzmanlar, şekerli içecekler ve paketli gıdaların diş çürüğünü hızlandırdığını belirterek, beslenme alışkanlıkları mutlaka gözden geçirilmesini önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okul kantinlerindeki masum görünen atıştırmalıklar çocukların dişlerini tehdit ediyor. Uzmanlar, şekerli içecekler ve paketli gıdaların diş çürüğünü hızlandırdığını belirterek, beslenme alışkanlıkları mutlaka gözden geçirilmesini önerdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, okul çağındaki çocukların paketli gıdalar ve şekerli içecek tüketiminin diş çürüğü riskini artırdığını uyararak, ebeveynleri beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeye çağırdı.</p>

<p>"Meyveli sodalar, kutu sular ve gazlı içecekler, çürük bakterileri için besin kaynağı; gazlıların asidi ise mineleri eritiyor" diyen Demir, süt tüketiminin azalmasının da kalsiyum kaybına yol açtığını belirtti.</p>

<p>Kliniklerinde sıkça karşılaştıkları sorunu bilimsel verilerle anlatan Dt. Nurgül Demir, rafine şeker alımının arttığını, ebeveynlerin çoğunda süt dişi tedavisi yokken, çocuklarda çürük vakalarının çoğaldığını söyledi. "Dengeli tüketim şart" diyen Demir, çözüm önerileri konusunda da ağız hijyeni yanında 'çürük karşıtı' (antikaryojenik) gıdalar (süt ürünleri, sebze-meyve) teşvik edilmesi gerektiğini, ebeveynlerin okul atıştırmalıklarını kontrol ederek, ara öğün sonrası suyla çalkalama alışkanlığının kazandırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/11/1757581564-nurg-l-demir-7-1757603826-596-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÇOCUKLARDA ÇÜRÜK KARŞITI BESLENME ÖNERİLERİ</strong></p>

<p>1- <strong>Elma, kereviz sapı ve havuç; </strong>gevrek yapısıyla çocukların okulda diş fırçalayamadıkları zamanlarda diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesini sağlayabilir.</p>

<p>2- Kalsiyum ve fosfor içeriği bakımından <strong>peynir ve yoğurt, </strong>diş minesinin hasar görmüş bölgelerinin onarılarak, yeniden güçlenmesine yardımcı olur. Seçilen ürünlerin ‘şeker ilavesiz’ olmasına dikkat edilmesi gerekir. Yoğurt, dilimlenmiş mevsim meyveleri ile tüketilebilir.</p>

<p>3- <strong>Lahana, ıspanak ve brokoli </strong>gibi yeşil yapraklı sebzeler, vitamin ve mineral içeriği zenginleşmiş tükürük yapımını sağlayarak; ağız içinin temizlenebilirliğini arttırır ve diş sağlığının korunmasında rol alır.</p>

<p>4- <strong>Ay çekirdeği, badem ve ceviz</strong> gibi kuruyemişler, içerdikleri mineraller ile dişleri korur, asit atakları ile hasar gören diş dokularının onarılmasına yardımcı olur.</p>

<p>5- İçecek olarak <strong>süt, ayran, taze sıkılmış ve katkısız meyve suları </strong>tercih edilmelidir.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 08:45:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/okul-cagindaki-cocuklarda-curuk-riskine-dikkat-paketli-gidalar-cocuk-dislerini-vuruyor-1757655915.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağız bakterileri kalp krizine yol açabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/agiz-bakterileri-kalp-krizine-yol-acabilir-172947</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/agiz-bakterileri-kalp-krizine-yol-acabilir-172947</guid>
                <description><![CDATA[Finlandiya’da yapılan yeni bir araştırma, ağızda bulunan bazı bakterilerin doğrudan kalp krizini tetikleyebileceğini ortaya koydu. Tampere Üniversitesi öncülüğünde yürütülen çalışmada, kalp damar hastalığı olan 200’den fazla hastadan alınan damar plakları incelendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, bu plakların önemli bir bölümünde ağız bakterilerinin genetik izlerine rastladı. Araştırmayı yürüten Dr. Pekka Karhunen, “Koroner arter hastalıklarında bakterilerin rolü uzun süredir şüphe ediliyordu, ancak doğrudan ve ikna edici kanıtlar şimdiye kadar eksikti. Çalışmamız, birçok ağız bakterisinin DNA’sının damar plakları içinde bulunduğunu gösterdi.” dedi.</p><p>Kalp krizine giden yol: Ateroskleroz<br>Araştırmanın odak noktası, kalp krizlerinin başlıca nedenlerinden biri olan aterosklerozdu. Bu hastalıkta, damar duvarlarında yağ, kolesterol, kalsiyum ve farklı maddelerden oluşan plaklar birikiyor. Zamanla damarlar daralıyor, kan akışı engelleniyor ve bazen plak yırtılarak kalp kasına oksijen ulaşmasını kesiyor.</p><p>121 ani ölüm vakasından ve 96 ameliyat hastasından alınan örneklerde yapılan testlerde, “viridans streptokokları” olarak bilinen ağız bakterilerine sıkça rastlandı. Ani ölüm yaşayanlarda damar plaklarının yüzde 42,1’inde, ameliyat olanlarda ise yüzde 42,9’unda bu bakteriler bulundu.</p><p>Bağışıklık sisteminden gizlenen bakteriler<br>Bakteri biyofilmlerinin genellikle damar plaklarının merkezinde bulunduğu ve bağışıklık sisteminden gizlendiği tespit edildi. Araştırmacılar, bu sessiz bakterilerin stres, kötü beslenme, solunum yolu enfeksiyonları veya bazı hormonların etkisiyle iltihaplanabileceğini ve plağın yırtılmasına yol açarak kalp krizini tetikleyebileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/agiz-bakterileri-kalp-krizine-yol-acabilir-1757569790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazdan kalan enfeksiyonlarla kışa girmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/yazdan-kalan-enfeksiyonlarla-kisa-girmeyin-172937</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/yazdan-kalan-enfeksiyonlarla-kisa-girmeyin-172937</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcak hava, nem gibi etkenler vajinal enfeksiyonları artırıyor. Uzmanlar, tedavinin ihmal edilmemesini ve önleyici önlemler alınmasını önerirken dengeli beslenme, hijyen ve düzenli muayene bu süreçte önemli. Kronik sorunlar risk oluşturabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak hava, nem gibi etkenler vajinal enfeksiyonları artırıyor. Uzmanlar, tedavinin ihmal edilmemesini ve önleyici önlemler alınmasını önerirken dengeli beslenme, hijyen ve düzenli muayene bu süreçte önemli. Kronik sorunlar risk oluşturabilir.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sıcak hava, nem, deniz ve havuz gibi faktörler yaz aylarında kadınlarda vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine neden oluyor. Tatil döneminde ihmal edilen ya da yarım bırakılan tedaviler ise enfeksiyonların kış aylarına taşınmasına yol açabiliyor. Bu durum hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de kronik enfeksiyon riskini artırıyor.</p>

<p>Op. Dr. Nevin Numanoğlu, yazdan kalan vajinal enfeksiyonların bu dönemde mutlaka tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizerek, sonbahar ve kış aylarını sağlıklı geçirmek için önemli önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>TEDAVİYİ ERTELEMEYİN</strong></p>

<p>Sık tekrar eden ya da tam olarak iyileşmemiş enfeksiyonlarla kışa girilmemesini öneren Op. Dr. Numanoğlu, "Düzenli jinekolojik muayene, smear testi ve gerektiğinde vajinal akıntı incelemesi ile mevcut enfeksiyonlar belirlenmeli ve eksiksiz tedavi edilmelidir. Bu adımlar ihmal edildiğinde hastalıkların kronikleşmesi kolaylaşır" dedi.</p>

<p>Kadınların jinekolojik problemlerden korunmak ve genel sağlıklarını korumak için bazı önlemleri alması önemli olduğunu belirten Op. Dr. Numanoğlu, şunları kaydetti:</p>

<ul>
 <li><strong>Beslenmenize dikkat edin: </strong>Dengeli beslenin, fazla karbonhidrattan uzak durun. Karbonhidrat tüketimi vajinal pH dengesini bozarak enfeksiyon riskini artırır.</li>
 <li><strong>Probiyotik desteği alın: </strong>Günde 1 bardak taze kefir tüketin ya da doktorunuzun önerdiği probiyotikleri kullanın. Bu alışkanlık vajina ve bağırsak florasını desteklemektedir. Floranın düzelmesi için probiyotiklerin en az 3 ay düzenli kullanılması gerekir.</li>
 <li><strong>Doğru iç çamaşırı seçin: </strong>Pamuklu iç çamaşırı tercih edin. Çamaşırınızı sık değişttirin ve kuru kalın</li>
 <li><strong>Hijyene dikkat edin: </strong>Genital bölge temizliğinde sabun ya da kimyasal ürünler yerine yalnızca su kullanın. Vajina kendi kendini temizleyen bir organdır.</li>
 <li><strong>Antibiyotik kullanımına dikkat edin: </strong>Gereksiz antibiyotiklerden kaçının. Antibiyotikler yararlı bakterileri yok ederek fırsatçı mikroorganizmaların çoğalmasına yol açabilir.</li>
 <li><strong>Spor sonrası kuru kalın: </strong>Egzersiz sonrası ıslak kalmamaya özen gösterin.</li>
 <li><strong>Kronik hastalıkları kontrol altında tutun: </strong>Özellikle diyabet, kalp ve bağışıklık sistemi sorunlarınız varsa düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.</li>
 <li><strong>Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunun: </strong>Cinsel ilişkide partnerinizin prezervatif kullanmasının enfeksiyon riskini %70 oranında azaltacağını unutmayın. HPV aşınızı mutlaka yaptırın.</li>
 <li><strong>Tedavi sürecinde dikkatli olun: </strong>Vajinal enfeksiyonların tedavi sürecinde cinsel ilişkiden kaçının. Bazı enfeksiyonlarda partner tedavisi gerekir, ancak mantar enfeksiyonlarında şikayet yoksa partner tedavisine gerek duyulmaz.</li>
</ul>

<p>Kadınlarda fizyolojik akıntının normal olduğunu ifade eden Op. Dr. Numanoğlu, "Bu akıntı şeffaf, kokusuz ve yumurta akı kıvamında olmalıdır. Ancak sarı-yeşil renkli, kötü kokulu, kaşıntılı ya da kesilmiş süt görünümünde akıntılar enfeksiyon belirtisidir ve mutlaka jinekoloğa başvurulmalıdır. Vajinal enfeksiyonlar yalnızca bedensel değil, psikolojik açıdan da günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Sep 2025 08:48:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/09/yazdan-kalan-enfeksiyonlarla-kisa-girmeyin-1757483297.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düzenli ilaç kullananlar... Bu içecekleri tüketirken dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-172882</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-172882</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz, kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan bireyler için hayati öneme sahip bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz, kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan bireyler için hayati öneme sahip bilgiler paylaştı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlıklı olduğu düşünülerek tüketilen bazı besin ve içecekler, kullandıkları ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>

<p>Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında yer alıyor.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p><img height="568" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/26/1756103688-dyt-selin-yavuz-780-915-1756223716-130-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>NAR SUYU</strong></p>

<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>

<p><strong>YEŞİL ÇAY</strong></p>

<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>

<p><strong>GREYFURT SUYU</strong></p>

<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>

<p><strong>SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ</strong></p>

<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>

<p><strong>SOYA</strong></p>

<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Aug 2025 00:39:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/08/duzenli-ilac-kullananlar-bu-icecekleri-tuketirken-dikkat-1756244357.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koroner arter hastalığına karşı erken önlem hayat kurtarır</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/koroner-arter-hastaligina-karsi-erken-onlem-hayat-kurtarir-172880</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/koroner-arter-hastaligina-karsi-erken-onlem-hayat-kurtarir-172880</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan koroner arter hastalığının risk faktörlerine dikkat çekti. 20 yaşında yapılacak bir muayenenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Ağlar, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla hastalığın önlenebileceğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan koroner arter hastalığının risk faktörlerine dikkat çekti. 20 yaşında yapılacak bir muayenenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Ağlar, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla hastalığın önlenebileceğini belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, iskemik kalp hastalığı olarak da bilinen koroner arter hastalığının (KAH) dünya ve Türkiye’de ölüm istatistiklerinde ilk sırada yer aldığını ifade</p><p>etti. Hastalığın risk faktörlerini yönetmenin yaşamsal önem taşıdığını vurgulayan Ağlar, “2019’da yayımlanan bir makalede, yaş, cinsiyet ve genetik gibi değiştirilemez faktörler hastalığın oluşumunda yüzde 63-80 oranında etkiliyken, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolüyle klinik olaylarda belirgin azalma sağlanabiliyor. Düzenli sağlık kontrolleri, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve gerekirse ilaç tedavisi bu faktörlerin yönetiminde kritik rol oynuyor” dedi.</p><p><strong>20 YAŞINDA MUAYENE ÖNERİSİ</strong></p><p>Koroner arter hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirten Dr. Ağlar, “Şikayet olmasa bile 20 yaşında bir doktor muayenesi yapılmalı. Takip gerekmezse, erkekler için 35, kadınlar için 45 yaşında tarama muayenesi öneriyoruz. Takip sıklığı ise kişiye özel belirleniyor” diye konuştu.</p><p>Dr. Ağlar, düzenli egzersizin endotelyal fonksiyonu iyileştirerek ve damar oluşumunu destekleyerek koruyucu bir etki sağladığını belirtti. 2004’te 52 ülkede yapılan bir çalışma, yetersiz fiziksel aktivitenin miyokard enfarktüsü riskini yüzde 12,2 artırdığını ortaya koydu.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/25/1756103303-dr-ahmet-ar-f-a-lar-1756134695-180-x750.jpeg" height="945" width="750"></p><p>Dr. Ağlar, koroner arter hastalığının başlıca risk faktörlerini şöyle sıraladı:</p><p><strong>Yaş: </strong>40 yaşından sonra risk erkeklerde yüzde 49, kadınlarda yüzde 32 artıyor. Erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş sonrası risk daha belirgin.</p><p><strong>Cinsiyet: </strong>Erkekler, kadınlara göre daha yüksek risk altında.</p><p><strong>Aile Öyküsü: </strong>55 yaş öncesi babada/erkek kardeşlerde, 65 yaş öncesi annede/kız kardeşlerde KAH tanısı riski artırıyor.</p><p><strong>Hipertansiyon: </strong>Her 3 hastadan 1’inde bulunan hipertansiyon, en önemli risk faktörlerinden biri.</p><p><strong>Hiperlipidemi: </strong>Yüksek kolesterol 2.6 milyon ölüme neden oluyor. Trigliseridlerin etkisi ise diğer faktörlerle birlikte değerlendiriliyor.</p><p><strong>Diyabet: </strong>Diyabetli erkeklerde KAH riski 2.5 kat, kadınlarda 2.4 kat daha yüksek. HbA1C seviyesi yüzde 7’nin üzerindeyse risk yüzde 85 artıyor.</p><p><strong>Obezite: </strong>Obezite, KAH riskini 2 kat artırıyor ve diğer risk faktörlerini tetikliyor.</p><p><strong>Sigara Kullanımı: </strong>Kardiyovasküler ölümlerin yüzde 20’si sigaraya bağlı. Pasif içicilerde risk yüzde 25-30 artıyor.</p><p><strong>Kötü Beslenme: </strong>Trans yağlar ve işlenmiş et tüketimi riski yüzde 15-42 oranında artırıyor.</p><p><strong>Sedanter Yaşam: </strong>Hareketsiz yaşam riski artırırken, düzenli egzersiz morbidite ve mortaliteyi azaltıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Aug 2025 05:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/08/koroner-arter-hastaligina-karsi-erken-onlem-hayat-kurtarir-1756150206.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin metastazlarında erken tanı ve multidisipliner tedavi hayat kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor-172732</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor-172732</guid>
                <description><![CDATA[Nöroşirurji Uzmanları  Prof. Dr. Selçuk Göçmen ve Dr. Emre Zorlu, beyin metastazlarının tedavisinde multidisipliner yaklaşımın ve erken tanının kritik önemini vurguladı. Şüpheli durumlarda biyopsi şart, hasta yakınlarının desteği ise tedavi başarısını artırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nöroşirurji Uzmanları  Prof. Dr. Selçuk Göçmen ve Dr. Emre Zorlu, beyin metastazlarının tedavisinde multidisipliner yaklaşımın ve erken tanının kritik önemini vurguladı. Şüpheli durumlarda biyopsi şart, hasta yakınlarının desteği ise tedavi başarısını artırıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Nöroşirurji Uzmanları Prof. Dr. Selçuk Göçmen ve Dr. Emre Zorlu, beyin metastazlarının genellikle akciğer, meme, melanom, böbrek ve kolorektal kanserlerden kaynaklandığını belirtti.</p>

<p>Tedavide multidisipliner yaklaşımın kilit rol oynadığını ifade eden Göçmen, “Beyin ve Sinir Cerrahisi, Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Radyoloji, Nöroloji ve Patoloji uzmanlarının oluşturduğu nöro-onkoloji tümör kurulu, hastaya özel en uygun tedavi planını belirler. Kanama riski taşıyan metastazlarda cerrahi öncelikli olur” dedi.</p>

<p><strong>TANIDA MRG VE BİYOPSİ ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Göçmen, PET-CT’nin beyin metastazlarını tespit etmede yetersiz kalabileceğini, Manyetik Rezonans Görüntüleme’nin (MRG) en etkili yöntem olduğunu vurguladı.</p>

<p>Bilgisayarlı Tomografi (BT) yardımcı bir yöntem olarak kullanılırken, şüpheli lezyonlarda kesin tanı için beyin biyopsisi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Tedavi, metastazların sayısı, boyutu, hastanın sağlık durumu ve kanser türüne göre şekilleniyor; radyoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik tedavi ve immünoterapi gibi yöntemler uygulanıyor. Palyatif bakım ise hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor.</p>

<p><img height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/31/1738251399-asm-emrezorlu-gorseli-1738335949-606-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ERKEN TANI KRİTİK</strong></p>

<p>Dr. Emre Zorlu, erken tanının beyin metastazlarının etkili tedavisinde hayati olduğunu belirtirken, "Özellikle akciğer kanseri gibi risk faktörü olan hastalar, düzenli nörolojik muayene ve görüntüleme ile takip edilmeli. Erken tanı, etkili tedavi ve hasta yönetiminde büyük fark yaratır” dedi. Zorlu, beyin metastazı tanısı alan hastaların ve yakınlarının tedavi sürecinde aktif rol almasının önemine dikkat çekti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jul 2025 00:09:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/07/beyin-metastazlarinda-erken-tani-ve-multidisipliner-tedavi-hayat-kurtariyor-1753304958.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş yanığına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gunes-yanigina-dikkat-172707</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gunes-yanigina-dikkat-172707</guid>
                <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Burcu Barutcugil, yaz mevsiminde artan güneş yanığı riskine karşı uyardı. Kontrolsüz güneşlenme cilt kanserine yol açabilirken, doğru korunma yöntemleriyle riskler azaltılabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Burcu Barutcugil, yaz mevsiminde artan güneş yanığı riskine karşı uyardı. Kontrolsüz güneşlenme cilt kanserine yol açabilirken, doğru korunma yöntemleriyle riskler azaltılabilir.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz mevsimiyle birlikte sahiller ve açık hava aktiviteleri canlanırken, cilt sağlığı için ciddi bir tehlike de başlıyor.</p><p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Burcu Barutcugil, bilinçsiz güneşlenmenin geçici rahatsızlıkların ötesinde, cilt kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti.</p><p><strong>GÜNEŞ YANIĞI VE RİSKLER</strong></p><p>Güneş yanığı, cildin ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmasıyla oluşan bir inflamasyon. Açık tenliler, bebekler, hassas ciltliler ve bazı ilaç kullanıcıları daha yüksek risk altında. Dr. Barutcugil, “Yanıklar sadece yazın değil, yüksek rakımlarda kışın bile görülebilir. Çocuklarda erken yaşta yaşanan yanıklar, ileride cilt kanseri riskini artırır” dedi.</p><p>Tekrarlayan yanıklar, ciltte lekelenme, erken yaşlanma ve DNA hasarıyla kanser riskini tetiklediğini ifade eden Dr. Barutcugil, etkili korunma yöntemlerini paylaştı.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/17/1752742817-burcu-barutc-ugil-1752759130-436-x750.png" height="795" width="750"></p><p><strong>Dr. Barutcugil, güneşten korunmanın yollarını şöyle sıraladı:</strong></p><ul><li>SPF 30 veya 50 geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanın, 30 dakika önce uygulayın ve 2 saatte bir yenileyin.</li><li>Deniz veya havuz sonrası kremi tekrar sürün.</li><li>Şapka, güneş gözlüğü ve uzun, ince giysilerle fiziksel koruma sağlayın.</li><li>10.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkmayın.</li><li>6 aydan küçük bebekleri güneş ışığından koruyun.</li></ul><p><strong>YAYGIN HATALAR</strong></p><p>Barutcugil, güneş kremi kullanımındaki hatalara dikkat çekti: “Krem sadece yüze değil, ense, kulak arkası ve ayak üstüne de uygulanmalı. Nemlendiricilerdeki SPF yeterli değil, ayrı bir güneş koruyucu şart. Bulutlu havalarda bile UV ışınlarının %80’i cilde ulaşıyor, yanılmayın,” uyarısında bulundu.</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Jul 2025 05:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/07/gunes-yanigina-dikkat-1752785921.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deniz ve havuzda göz sağlığını korumak için uzmanından öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-172699</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-172699</guid>
                <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, yaz aylarında akın edilen deniz ve havuzların göz sağlığına kalıcı zararlar vermemesi için önemli tavsiyelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, yaz aylarında akın edilen deniz ve havuzların göz sağlığına kalıcı zararlar vermemesi için önemli tavsiyelerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kavurucu yaz sıcaklarıyla mücadelede serinlemek için girilen deniz ve havuzlar, önemli noktalara dikkat edilmediği taktirde çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirebiliyor.</p><p>Tuzlu su, klor, UV ışınları ve mikropların gözlerde kalıcı hasarlar bırakabileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Suyun içindeyken göz sağlığını tehdit edebilecek birden fazla unsuru engellemenin en iyi yolu yüzücü gözlüğü kullanmak. Örneğin klor gibi kimyasal maddeler sebebiyle konjunktivit dediğimiz göz irritasyonu, en sık karşılaşılan şikayetlerden biri. Bu nedenle yüzme sonrası ortaya çıkan kızarıklık, batma, kaşınma ve çapaklanma gibi belirtilerde bir sağlık merkezine başvurmak önemli” dedi.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/11/1726039963-asm-opdrburcuustauslu-gorseli-1726065527-934-x750.jpeg" height="207" width="750"></p><p>Kaynağı güneş olan UV ışınları, dozunda faydalı olsa da kontrolsüz bir şekilde maruz kalındığında önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Op. Dr. Uslu, "Özellikle su yüzeyi güneş ışığını yansıttığı için gözler daha fazla zarar görebilir. Özetle sadece cildi değil gözleri de etkileyen bu ışınlardan korunmak için UV filtresi olan güneş gözlükleri tercih edilebilir" dedi.</p><p>Op. Dr. Uslu, gözlerde kısa sürede geçmeyen; batma, kızarıklık, kaşıntı, bulanık görme ya da çapaklanma gibi belirtiler varsa bir göz uzmanına görünmeyi ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Jul 2025 05:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/07/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-1752698607.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karın şişkinliğine karşı uzman tavsiyeleri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/karin-siskinligine-karsi-uzman-tavsiyeleri-172659</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/karin-siskinligine-karsi-uzman-tavsiyeleri-172659</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, karın şişkinliğini azaltmak için düşük FODMAP diyeti, probiyotik kullanımı, yavaş yemek yeme ve düzenli egzersiz gibi yöntemleri önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, karın şişkinliğini azaltmak için düşük FODMAP diyeti, probiyotik kullanımı, yavaş yemek yeme ve düzenli egzersiz gibi yöntemleri önerdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, karın şişkinliği sorununa çözüm olabilecek yöntemleri paylaştı.</p><p><strong>İşte Eren’in önerdiği 7 etkili yöntem...</strong></p><p><strong>Düşük FODMAP Diyeti Uygulayın: </strong>Sindirimi zor karbonhidratlar (FODMAP) içeren çiğ soğan, sarımsak, baklagiller, buğday, süt ürünleri, elma ve armut gibi gıdalardan kaçınılmalı. Bunun yerine kinoa, patates, pirinç, havuç, çilek, yulaf, salatalık ve muz gibi besinler tercih edilmeli.</p><p><strong>Probiyotiklere Dikkat: </strong>Yoğurt, kefir ve ev yapımı turşu gibi probiyotik gıdalar sindirimi destekler. Ancak fazla veya yanlış dozda tüketim şişkinliği artırabilir, bu nedenle doktor kontrolünde kullanılmalı.</p><p><strong>Yavaş Yemek Yiyin: </strong>Hızlı yemek yemek hava yutulmasına neden olarak şişkinliği artırır. Besinlerin yavaş ve iyi çiğnenmesi gerektiğini vurgulayan Eren, bu alışkanlığın sindirimi kolaylaştıracağını belirtti.</p><p><strong>Küçük Porsiyonlar Tercih Edin: </strong>Büyük porsiyonlar sindirim sistemini zorlayabilir. Daha sık ama küçük öğünler tüketerek sindirimi rahatlatmak mümkün.</p><p><strong>Düzenli Egzersiz Yapın: </strong>Hafif tempolu yürüyüş, yoga veya yüzme gibi aktiviteler gazın atılmasına ve sindirimin düzenlenmesine yardımcı olur. Eren, egzersizin günlük yaşamın bir parçası olmasını önerdi.</p><p><strong>Stresi Kontrol Altına Alın: </strong>Stres, sindirim sistemini olumsuz etkiler. Meditasyon, nefes egzersizleri veya profesyonel terapi ile stres yönetimi öğrenilmeli.</p><p><strong>Bitki Çaylarından Destek Alın: </strong>Rezene, nane, zencefil ve papatya gibi bitki çayları sindirimi destekleyerek şişkinliği azaltabilir.</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 05:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/07/karin-siskinligine-karsi-uzman-tavsiyeleri-1751830913.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Klima çarpmasına dikkat! Baş ağrısının sebebi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-172653</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-172653</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek için kullanılan klimaların, yanlış kullanıldığında sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten uzmanlar, bu durumun klima çarpması olarak adlandırıldığını söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında serinlemek için kullanılan klimaların, yanlış kullanıldığında sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten uzmanlar, bu durumun klima çarpması olarak adlandırıldığını söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>20 dereceden düşük, 24 dereceden yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir!</p>

<p>Klima çarpması, özellikle yaz aylarında görülen ve klima kullanırken bazı noktalara dikkat edilmediğinde kendisini belli eden bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Sıcak havalarda serinlemek amacıyla kullanılan klimalar vücut ısısını sabit tutmada bazen sorunlar ortaya çıkarabilir. Ortamda sıcaklık düştüğünde vücudumuzun ısısını sabit tutan mekanizmalar ekstra bir çaba sarf etmek durumunda kalır. Bunun neticesinde bazı belirti ve bulgular ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p><strong>KLİMA, KULLANIM KILAVUZUNA UYGUN KULLANILMALI!</strong></p>

<p>Klima kullanımının bir diğer olumsuz etkisinin ortamın nem oranının değişmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Buna bağlı olarak hava kuruluğu ortaya çıkar. Klima kullanılan ortamlarda nem oranının yüzde 50 olması gerekir. Klimalı ortamlarda, havadaki nemin azalması ve ortamın kuruması gözlerde ve üst solunum yollarında tahrişe neden olabilir. Ek olarak ortamın nem dengesinin bozulması dehidrasyon (sıvı açığı) yol açabilir, buna bağlı olarak ağızda, gözlerde kuruluk, susuzluk ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><img class="" height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/06/1751668279-afak-sahir-karamehmeto-lu-1751805999-200-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Klima kullanırken kullanma kılavuzuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Karamehmetoğlu, “Ortamın daha önce belirttiğimiz ideal sıcaklık ve nem seviyesine göre ayarlanması gerekir. Klimadan gelen havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi, klimanın karşısında uzun süre kalınmaması ve serinlemenin dengeli bir şekilde sağlanması önemlidir. Klimanın düzenli olarak temizlenmesi ve bakımının uygun şekilde yapılması da sağlanmalı. Düzenli olarak temizlenmeyen veya değiştirilmeyen filtreler iç ortam hava kalitesinin bozulmasına ve sağlık sorunlarına yol açabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>FARKLI BELİRTİLER KLİMA ÇARPMASININ BİR SONUCU OLABİLİR!</strong></p>

<p>Klima çarpması belirtilerinin kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük ve yüksek ateş gibi belirti ve bulguların sıkça görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Ek olarak kas ağrıları da görülebilir. Özellikle fibromyalji, miyofasyal ağrı sendromu gibi yumuşak doku romatizmalarıyla sıkça karşılaşılır.” dedi.</p>

<p>Ani ısı değişimi karşısında vücutta meydana gelen değişikliklerin titreme, ellerde ve ayaklarda üşüme gibi şikâyetlere neden olabileceğine dikkat çeken Karamehmetoğlu, “Baş ağrısına klima ortamının neden olduğu düşük nem seviyesi sebep olabilir. Bazı araştırmalar bakımı yapılmayan klimaların da baş ağrısına neden olabileceğini gösteriyor. Klima çarpmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkabilir. Vücut aşırı ısı değişimiyle mücadele etmek için fazladan enerji harcamak zorunda kalır, bunun neticesinde halsizlik ve yorgunluk ortaya çıkabilir. Sıvı ve elektrolit dengesinin bozulması da halsizliğe neden olabilir. Klima çarpması durumunda , burun tıkanıklığı, kas ve eklem ağrıları gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Klima çarpmasının bir tedavisi yok ama korunmak mümkün!</strong></p>

<p>Klima çarpması belirtilerinin soğuk algınlığı veya grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri ile benzerlik göstermesinin tanı konmasını zorlaştırabileceğine değinen Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasını teşhis edebilecek bir laboratuvar testi yoktur. Dehidrasyon riskine karşı bazı tahliller yapılmasını istenebilir.” dedi.</p>

<p>Klima çarpmasının spesifik bir tedavi yöntemi olmadığını da kaydeden Karamehmetoğlu, belirti ve bulgulara yönelik tedavi uygulanabileceğini söyledi.</p>

<p>Klima çarpmasından korunmak için önerilerde bulunan Karamehmetoğlu, “Klimayı 21-22 derece 2 saat çalıştırıp ardından kapatmak hava kalitesinin bozulmasını ve klima çarpmasını önlemeye yardımcı olabilir. Klimadan gelen havayı doğrudan vücuda yönlendirmekten, klima karşısında oturmaktan veya yatmaktan kaçınılmalı. Düzenli aralıklarla klima filtrelerinin değiştirilmesi ve klima bakımının yapılması ortamın hava kalitesinin bozulmasını önler. Klimanın yanlış kullanımına bağlı ortaya çıkan dehidrasyon riskini azaltmak için bol sıvı tüketilmeli. Klima, önerilen süre boyunca çalıştırıldıktan sonra kapatılmalı, bulunulan ortamın camları açılarak temiz havanın içeri girmesine izin verilmeli.” uyarılarında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Jul 2025 16:23:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/07/klima-carpmasina-dikkat-bas-agrisinin-sebebi-olabilir-1751808214.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat dağınıklığı mı, fark edilmemiş bir çocukluk hastalığı mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/dikkat-daginikligi-mi-fark-edilmemis-bir-cocukluk-hastaligi-mi-172616</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/dikkat-daginikligi-mi-fark-edilmemis-bir-cocukluk-hastaligi-mi-172616</guid>
                <description><![CDATA[Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), genellikle çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de yapılan araştırmalar bu tablonun yetişkinlikte de etkisini sürdürdüğünü gösteriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yani DEHB, yalnızca çocuklara özgü sanılsa da araştırmalar bunun yanlış bir kanı olduğunu gösteriyor. American Psychiatric Association, çocuklukta DEHB tanısı alanların yüzde 60'ının belirtilerinin yetişkinlikte de sürdüğünü vurguluyor. 2024'te Lancet Psychiatry dergisinde yayımlanan kapsamlı bir analiz ise her 25 yetişkinden birinin DEHB belirtileri gösterdiğini ortaya koyuyor.</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Bu bireyler çoğu zaman işleri erteleyen, odaklanmakta zorlanan, sabırsız ya da duygusal olarak dengesiz kişiler olarak etiketleniyor. Ancak bu davranışların arkasında, beynin dikkat ve dürtü kontrol mekanizmalarıyla ilgili farklılıklar olabilir. Tanı almadan geçirilen yıllar, kişinin kendine olan güvenini zedeleyip ilişkilerini ve kariyerini olumsuz etkileyebiliyor. Yine de geç kalmış bir tanı bile yaşamı yeniden yapılandırmak için güçlü bir başlangıç olabilir.</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;"><em style="border-width:0px;box-sizing:border-box;margin:0px;padding:0px;"><i><strong style="border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(0, 0, 0);display:inline-block;font-family:TRT-Bold, sans-serif;font-size:24px;font-weight:bolder;line-height:32px;margin:0px;padding:0px;">Bu noktada şu sorular önem kazanıyor:</strong></i></em></p><ul><li style="border-width:0px;box-sizing:border-box;margin:0px;padding:0px;">Yetişkin DEHB’si nasıl anlaşılır?</li><li style="border-width:0px;box-sizing:border-box;margin:0px;padding:0px;">Belirtiler nelerdir?</li><li style="border-width:0px;box-sizing:border-box;margin:0px;padding:0px;">En önemlisi, geç kalınmış bir tanı hayatı nasıl etkiler?</li></ul><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Bu soruları <a style="background-color:transparent;border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(207, 29, 57);display:inline-block;margin:0px;padding:0px;text-decoration:none;" href="" target="_blank">Psikiyatri</a> Uzmanı Doç. Dr. Özalp Ekinci ile konuştuk.</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">&nbsp;</p><div class="special-quote" style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(248, 248, 248);border-bottom-left-radius:20px;border-top-right-radius:20px;border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(33, 37, 41);display:flex;flex-flow:row;font-family:-apple-system, BlinkMacSystemFont, &quot;Segoe UI&quot;, Roboto, &quot;Helvetica Neue&quot;, Arial, &quot;Noto Sans&quot;, sans-serif, &quot;Apple Color Emoji&quot;, &quot;Segoe UI Emoji&quot;, &quot;Segoe UI Symbol&quot;, &quot;Noto Color Emoji&quot;;font-size:16px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;height:auto;letter-spacing:normal;margin:40px 0px;orphans:2;padding:20px 14px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;width:603px;word-spacing:0px;"><div class="special-quote-left" style="align-items:flex-start;border-width:0px;box-sizing:border-box;display:flex;flex-flow:row;margin:0px;padding:0px;"><div class="quote" style="background-color:rgb(207, 29, 57);border-bottom-left-radius:4px;border-top-right-radius:4px;border-width:0px;box-sizing:border-box;height:12px;margin:0px 2px;padding:0px;width:12px;">&nbsp;</div><div class="quote" style="background-color:rgb(207, 29, 57);border-bottom-left-radius:4px;border-top-right-radius:4px;border-width:0px;box-sizing:border-box;height:12px;margin:0px 2px;padding:0px;width:12px;">&nbsp;</div></div><div class="special-quote-content" style="border-width:0px;box-sizing:border-box;display:flex;flex-flow:column;margin:0px;padding:0px 14px;"><div class="special-quote-title1" style="border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(146, 146, 146);font-family:NotoSans-Medium-Italic, sans-serif;font-size:20px;line-height:32px;margin:0px 0px 10px;padding:0px;">DEHB’li bireylerde sıkça düşük özsaygı, karamsarlık ve başarısızlık hissi görülür. Çünkü bu bireyler uzun yıllardır kendilerini yetersiz, kontrolsüz ve başarısız biri gibi algılamış olabilirler. Bu da hem iş yaşamını hem de sosyal ilişkileri ciddi şekilde etkiler.</div><div class="special-quote-title2" style="border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(207, 29, 57);font-family:NotoSans-Medium-Italic, sans-serif;font-size:16px;line-height:24px;margin:0px;padding:0px;">Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Özalp Ekinci</div></div><div class="special-quote-right" style="align-items:flex-end;border-width:0px;box-sizing:border-box;display:flex;flex-flow:row;margin:0px;padding:0px;"><div class="quote" style="background-color:rgb(207, 29, 57);border-bottom-left-radius:4px;border-top-right-radius:4px;border-width:0px;box-sizing:border-box;height:12px;margin:0px 2px;padding:0px;width:12px;">&nbsp;</div><div class="quote" style="background-color:rgb(207, 29, 57);border-bottom-left-radius:4px;border-top-right-radius:4px;border-width:0px;box-sizing:border-box;height:12px;margin:0px 2px;padding:0px;width:12px;">&nbsp;</div></div></div><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">&nbsp;</p><h2 style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(0, 0, 0);display:inline-block;font-family:TRT-Bold, sans-serif;font-size:24px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:500;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Yetişkinlikte DEHB nasıl ortaya çıkar?</h2><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">DEHB tanısının yalnızca çocuklukla sınırlı olmadığı artık biliniyor. Doç. Dr. Ekinci, bazı bireylerde bu belirtilerin yaşam boyu sürebileceğini belirtiyor:</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">"DEHB yani dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu yalnızca çocuklarda görülmez. Bu durum çocuklukta başlar ama yeterli tedavi alınmadığında ya da tedavi yarıda bırakıldığında yetişkinliğe taşınabilir."</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Çocuklukta DEHB tanısı almamış bireyler, yetişkinlikte genellikle "dalgın", "düşüncesiz", "unutkan" ya da "sabırsız" olarak tanımlanıyor. Ancak bu etiketlerin altında nörobiyolojik bir farklılık yatabilir.</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">Ekinci bu bireylerin yaşadığı ortak hikayeyi şöyle özetliyor:</p><p style="-webkit-text-stroke-width:0px;background-color:rgb(255, 255, 255);border-width:0px;box-sizing:border-box;color:rgb(42, 42, 42);font-family:NotoSans-Regular, sans-serif;font-size:19px;font-style:normal;font-variant-caps:normal;font-variant-ligatures:normal;font-weight:400;letter-spacing:normal;line-height:32px;margin:0px 0px 24px;orphans:2;padding:0px;text-align:left;text-decoration-color:initial;text-decoration-style:initial;text-decoration-thickness:initial;text-indent:0px;text-transform:none;white-space:normal;widows:2;word-spacing:0px;">"Bana gelen birçok yetişkin şöyle diyor: 'Bir sürü şeye başlarım ama hiçbirini bitiremem.' Bu çok tipik bir ifade. Sıklıkla romantik ilişkilerde de dürtüsellik gözleniyor. Öfke kontrolü zorlaşıyor, pişmanlık duyulsa da aynı davranış tekrar edilebiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jun 2025 07:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/06/dikkat-daginikligi-mi-fark-edilmemis-bir-cocukluk-hastaligi-mi-1751258898.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda polen alerjisi alarmı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/cocuklarda-polen-alerjisi-alarmi-172610</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/cocuklarda-polen-alerjisi-alarmi-172610</guid>
                <description><![CDATA[Havaların ısınmasıyla artan polen yoğunluğu, çocuklarda göz kaşıntısı, burun akıntısı ve cilt döküntüleri gibi alerjik şikayetleri tetikliyor. Göğüs ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Levent Safali, ebeveynlere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınmasıyla artan polen yoğunluğu, çocuklarda göz kaşıntısı, burun akıntısı ve cilt döküntüleri gibi alerjik şikayetleri tetikliyor. Göğüs ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Levent Safali, ebeveynlere önemli uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Göğüs ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Levent Safali, yaz aylarında polenlerin yol açtığı alerjik belirtilere dikkat çekti.</p>

<p>Göz kaşıntısı, burun akıntısı, hapşırık ve cilt döküntülerinin polen alerjisinin yaygın belirtileri olduğunu belirten Safali, bu şikayetlerin soğuk algınlığıyla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. “Soğuk algınlığında ateş ve halsizlik gibi ek semptomlar olur. Doğru tanı, gereksiz ilaç kullanımını önler” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUKLAR ALERJİYE DAHA HASSAS</strong></p>

<p>Çocukların gelişmekte olan bağışıklık sistemleri nedeniyle alerjenlere karşı daha savunmasız olduğunu ifade eden Safali, polen alerjilerinin genellikle 3 yaşından sonra ortaya çıktığını belirtti. Açık havada oyun oynayan çocukların polenlere daha fazla maruz kaldığını kaydeden uzman, sabah saatlerinde dışarı çıkılmamasını, alerji ilaçlarının düzenli kullanılmasını ve şiddetli alerjisi olanlarda maske veya koruyucu gözlük önerdi.</p>

<p><img height="849" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/29/1751014936-levent-safali-1751206628-866-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>EV VE OKUL ORTAMINDA ALERJİ ÖNLEMLERİ</strong></p>

<p>Safali, evde halı yerine yıkanabilir şilteler kullanılmasını, çarşafların 4 günde bir değiştirilmesini ve evcil hayvan temasına dikkat edilmesini tavsiye etti. Okullarda ise alerjiye neden olan etkenlerin testlerle belirlenmesi, çocukların düzenli ve acil durum ilaçlarının hazır olması, aile ve okul personelinin bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Alerjik çocukların astıma yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu belirten Safali, “Alerji şikayetleri ciddiye alınmalı ve uygun şekilde yönetilmeli” dedi. Alerji ilaçlarının güvenli olduğunu, yan etkilerinin iyi bilindiğini ve bazılarının iştah açıcı etkisiyle ebeveynler tarafından olumlu karşılandığını ekledi. Safali, alerji testlerinin kandan yaş sınırı olmadan, cilt testlerinin ise 3 yaşından itibaren yapılabileceğini belirtti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Jun 2025 20:19:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/06/cocuklarda-polen-alerjisi-alarmi-1751217589.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel sağlığını korumak için bunlara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/bel-sagligini-korumak-icin-bunlara-dikkat-172549</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/bel-sagligini-korumak-icin-bunlara-dikkat-172549</guid>
                <description><![CDATA[Bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek  bel ağrılarından kurtulmak için neler yapabiliriz ? Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek  bel ağrılarından kurtulmak için neler yapabiliriz ? Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.   </p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>İnsanların çoğu hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir defa da olsa bel ağrısı yaşar. </p>

<p><strong>BEL AĞRILARI NEDEN OLUR ?</strong></p>

<p>Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir.</p>

<p>6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık %30’u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir.</p>

<p><strong>BEL AĞRILARINI TETİKLEYEN SEBEPLER NELERDİR ?</strong></p>

<p>Gerçek  bir tedavi yapabilmek için gerçek ağrı kaynakları ciddi bir uzman hekim muayenesi ve tetkiklerle araştırılmalıdır. Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır.</p>

<p><img height="999" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/17/doc-dr-ahmet-inanir-1739796835-416-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong> BEL AĞRILARINDAN KORUNMAK VE BEL SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR? </strong></p>

<p>En önemli olan şeyi kaçırmaktayız. Asıl olan belde ağrı çıkmadan tedbir almaktır. Bel ağrısı oluşumuna neden olacak şeyler belli olduğuna göre işe bunlara riayet etmekle başlamak mecburiyetindeyiz. Gerekli bakımları yapılmayan araba bizi yolda bırakcağı gibi gerekli bakımları ve korumaları yapılmayan bel de bir gün bize bu acıyı yaşatacaktır. Öncelikli olarak kesinlikle obezite yani fazla kilo fıtığın veya bel ağrılarının en önde gelen nedenlerindendir. Kilo almadan yaşamayı bir hayat tarzı haline getirmeye mecburuz.Bel ağrısı yaşadığımız zaman ne yapacağız sorusu akla gelmektedir. Öncelikli olarak bu konuda gerçekten tecrübeli olan uzman bir doktora başvurmalı; geçiştirici işlemlerle arızayı kronik hale getirmekten kaçınmalıdır. Altta yatan neden bir tümör, çok ciddi bir fıtık, omur kırığı veya bel kayması da olabileceği için konuyu iyi bilmeyen insanların öneri veya tedavi adı altındaki uygulamaları ile zaman kaybedilmemelidir. Genellikle hastaların ağrılarının geçmesi altta yatan nedenin ortadan kalkmış olduğu şeklinde algılanıp rahat davranılmakta ve kolayca çözülebilecek bir hastalık daha zor çözülür veya çözümsüz hale gelebilmektedir.Şu bir gerçektir ki, bel ağrısı yeteri kadar önemsenmemektedir. Başımıza çok ciddi sorunlar açabileceğinin bilincinde olunamamaktadır. İnsanlarımız ağrısız yaşatmak ve bel fıtığı gelişmesini önceden engellemek imkan dahilindedir. Sorunun altında yatan nedenin kesin ortadan kaldırılmasına değil de ağrının ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir. Bu ciddi bir hatadır ve hastalarımızı ileri de başına çok büyük sorunlar açabilecek hale getirmektedir.  </p>

<p>Doç.Dr.Ahmet İnanır,'' Sonuç olarak bel sorunu yaşamayacak şekilde bir yaşam tarzına geçilmeli ve bel ağrısı veya fıtık gelişme riski ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Şayet ağrı yaşar isek; bu konuda çok çalışmış olan uzman hekim/ hekimler aranıp bulunmalı ve en kısa sürede ve en kolay şekilde tedavisi yapılmalıdır. Tedavi de başarılı olmanın yolu yöntem değildir; bu konuda gerçekten uzman doktorun yapacağı yöntemlerdir.Tedavi başarısı için yöntem out! Uzman doktor in!'' dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 23:21:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/06/bel-sagligini-korumak-icin-bunlara-dikkat-1750105285.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer’da bahçeyle uğraşmak hastalığı yavaşlatabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-172547</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-172547</guid>
                <description><![CDATA[Alzheimer hastalığının temelinde beyin hücrelerinin zarar görmesi ve toksik maddelerin birikiminin yattığını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir yolunun da günlük yaşam aktivitelerine odaklanmak olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığının temelinde beyin hücrelerinin zarar görmesi ve toksik maddelerin birikiminin yattığını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir yolunun da günlük yaşam aktivitelerine odaklanmak olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığının nedenleri, etkileri ve hastalığın seyrini yavaşlatmak için günlük aktivitelerin rolü hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Alzheimer’ın, bunamanın en yaygın nedeni olduğunu belirten Metin, “Hastalığın görülme sıklığı yaşla artar. Beyin hücrelerinin küçülmesi ve toksik maddelerin birikimiyle oluşan zarar, hafıza, dikkat ve planlama gibi bilişsel yeteneklerin kaybına yol açar” dedi.  </p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/04/1743753477-bar-metinn-1-1743765812-623-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Alzheimer’ın sadece unutkanlıkla sınırlı olmadığını, ilerledikçe ciddi bilişsel ve davranışsal sorunlara neden olduğunu vurgulayan Metin, “İlaçlar unutkanlığı azaltabilir ve davranışsal problemleri hafifletebilir, ancak hastalığı tamamen durdurmaz. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak için günlük yaşam aktivitelerine odaklanılmalı” diye konuştu.  </p>

<p><strong>BAHÇEYLE UĞRAŞMAK ÖNERİLİYOR</strong></p>

<p>Araştırmaların, fiziksel aktivite ve hobilerin Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlattığını gösterdiğini aktaran Metin, özellikle bahçeyle uğraşmanın ve bitki yetiştirmenin hastalara fayda sağladığını belirtti. “Bahçe aktiviteleri, fiziksel hareketi artırarak hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Toprakla ve bitkilerle temas, duygusal rahatlama sağlar ve pozitif etki yaratır” dedi.  </p>

<p>Prof. Dr. Metin, bahçeyle uğraşmanın sosyal izolasyonu azaltmada da etkili olduğunu ifade ederek, “Şehirde yalnız kalan hastalar, depresyon ve çaresizlik hissedebilir. Bahçe ve bitkiyle uğraşmak, doğayla bağ kurmayı sağlayarak bu etkileri hafifletir. Bu aktiviteler, hastaların fiziksel ve duygusal sağlığını destekler, sosyal izolasyonu azaltır ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir." dedi.</p>

<p>Alzheimer hastalarına bahçe ve bitkiyle uğraşma gibi aktivitelerin önerilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr.  Barış Metin, bu tür etkinliklerin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 09:10:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/06/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-1750054245.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram sofralarında sebzeyi eksik etmeyin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/bayram-sofralarinda-sebzeyi-eksik-etmeyin-172497</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/bayram-sofralarinda-sebzeyi-eksik-etmeyin-172497</guid>
                <description><![CDATA[Artan kırmızı et tüketiminin, mide yanması, kabızlık, kolesterol yükselmesi gibi sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, etin porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi ve mutlaka sebze, tam tahıllı ürünler ve fermente gıdalarla dengelenmesi gerektiği konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Artan kırmızı et tüketiminin, mide yanması, kabızlık, kolesterol yükselmesi gibi sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, etin porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi ve mutlaka sebze, tam tahıllı ürünler ve fermente gıdalarla dengelenmesi gerektiği konusunda uyardı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kurban Bayramı’nda bereketli sofraların vazgeçilmezi olan kırmızı etin, porsiyon kontrolü yapılmazsa sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Yetişkinler için günlük 120-150 gram pişmiş et yeterlidir. Fazla tüketim mide yanması, kabızlık, kolesterol ve ürik asit artışı gibi sorunlara neden olabilir” dedi.</p>

<p>Yiğit, özellikle mide rahatsızlığı, kolesterol ve hipertansiyonu olanların daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>ET DİNLENDİRİLMELİ, SAĞLIKLI YÖNTEMLERLE PİŞİRİLMELİ</strong></p>

<p>Yeni kesilen etin hemen tüketilmesinin sindirimi zorlaştırabileceğini ifade eden Yiğit, “Et, serin bir ortamda 24 saat dinlendirilmeli ve hava alabilecek kaplarda saklanmalı. Mangalda pişirirken et ile ateş arasında 15 cm mesafe olmalı, kızartma yerine ızgara, fırın veya haşlama tercih edilmeli” önerisinde bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/26/1748073209-h-lya-yi-it-t-bbi-kadro-1748253269-172-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SEBZE VE TAM TAHIL UNUTULMAMALI</strong></p>

<p>Bayram sofralarında et ağırlıklı beslenmenin sindirim dengesizliklerine yol açabileceğini belirten Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günde en az 2 öğünde sebzeye yer verilmeli, yoğurt ve ayran gibi fermente ürünler tüketilmeli, tam tahıllı ekmek tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar seçilmeli, porsiyonlar küçük tutulmalı” dedi.</p>

<p>Bu arada bayramda sık yapılan hataları da sıralayan Yiğit, eti dinlendirmeden tüketmek, sebze ve lifli gıdalara yer vermemek, yanlış pişirme yöntemleri, porsiyon kontrolsüzlüğü, yetersiz su tüketimi ve ağır tatlıların sık yenmesi olduğunu belirterek, sindirim sorunlarını önlemek için yemeklerin yavaş yenmesi, iyi çiğnenmesi ve hafif yürüyüş yapılması gerektiğini belirtti. Yiğit, günlük 2-2,5 litre su tüketimini, probiyotik yoğurt ve kefir kullanımını önerdi.</p>

<p>Şişkinlik ve hazımsızlık için rezene, nane-limon, kimyon veya anason çaylarının faydalı olabileceğini, ancak ilaç kullananların doktora danışması gerektiğini kaydetti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Jun 2025 00:04:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/06/bayram-sofralarinda-sebzeyi-eksik-etmeyin-1749243849.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı’ndan yeni uygulama...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-172469</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-172469</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 26 Mayıs 2025’te başlayan e-Rapor uygulamasıyla 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme işlemlerinin yerinde ve zahmetsizce yapılacağını duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, 26 Mayıs 2025’te başlayan e-Rapor uygulamasıyla 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme işlemlerinin yerinde ve zahmetsizce yapılacağını duyurdu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinde erişimi kolaylaştırmak amacıyla 26 Mayıs 2025 itibarıyla e-Rapor uygulamasını hayata geçirdi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun sosyal medya paylaşımıyla duyurduğu uygulamaya göre, 80 yaş ve üzeri hastalar ile yatağa bağımlı hastaların rapor yenileme süreçleri, herhangi bir talep gerekmeden yerinde tamamlanacak.</p>

<p><blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560"><p lang="tr" dir="ltr">26 Mayıs itibarıyla e-Rapor uygulamamızı hayata geçirdik.<br><br>80 yaş ve üzeri hastalarımız ile yatağa bağımlı hastalarımızın rapor yenileme süreçlerini, herhangi bir talepte bulunmalarına gerek kalmadan yerinde ve zahmetsiz şekilde tamamlıyoruz.<br><br>Yeni uygulamamız ülkemize ve… <a href="https://t.co/Gw0ZVuf33e">pic.twitter.com/Gw0ZVuf33e</a></p>&mdash; T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) <a href="https://twitter.com/saglikbakanligi/status/1928477122730844389?ref_src=twsrc%5Etfw">May 30, 2025</a></blockquote> <script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>

<p>“Yeni uygulamamız, hastalarımızın hayatını kolaylaştırmayı hedefliyor" diyen Bakan Memişoğlu, "e-Rapor ile 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı vatandaşlarımızın rapor yenileme işlemlerini zahmetsizce gerçekleştiriyoruz. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı için çalışmaya devam ediyoruz. Uygulamamız ülkemize ve milletimize hayırlı olsun” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 May 2025 08:37:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/saglik-bakanligindan-yeni-uygulama-1748669833.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başarıya giden yol yastıktan geçiyor...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/basariya-giden-yol-yastiktan-geciyor-172455</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/basariya-giden-yol-yastiktan-geciyor-172455</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Dr. Serap Kaya, sınav dönemlerinde bozulmuş uyku düzeninin öğrencilerin zihinsel performansı, dikkat süresi ve genel sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekerek, başarının sadece çalışmayla değil, kaliteli uykuyla da mümkün olduğunu vurguladı. Dr. Kaya, ailelere ve öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Serap Kaya, sınav dönemlerinde bozulmuş uyku düzeninin öğrencilerin zihinsel performansı, dikkat süresi ve genel sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekerek, başarının sadece çalışmayla değil, kaliteli uykuyla da mümkün olduğunu vurguladı. Dr. Kaya, ailelere ve öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’de her yıl milyonlarca genç, hayatlarının en kritik dönüm noktalarından biri olan sınav sürecinden geçiyor. Lise ve üniversiteye giriş sınavlarıyla birlikte gelen stres, kaygı ve yoğun çalışma temposu öğrencilerin en çok uyku düzenini etkiliyor.</p><p>Özellikle sınav tarihine yaklaşıldıkça gece geç saatlere kadar ders çalışan öğrencilerin uyku süreleri azalıyor, beyin dinlenmeye vakit bulamadan yeni bilgi yüklemesiyle karşı karşıya kalıyor.</p><p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Serap Kaya, başarının sadece çalışmayla değil, kaliteli uykuyla da mümkün olduğunu belirterek, ailelere ve öğrencilere önemli tavsiyelerde bulundu.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/27/1748330633-serap-kaya-1748355716-400-x750.png" height="479" width="750"></p><p><strong>UYKUSUZLUK SINAV BAŞARISINI NASIL ETKİLİYOR?</strong></p><p>Uykusuzluğun dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü, kısa süreli hafıza kayıpları, hatırlama zorluğu ve düşük problem çözme becerileri gibi zihinsel süreçleri doğrudan etkilediğini belirterek, "Uyku yoksunluğu yaşayan öğrenciler, sınav anında bildikleri soruları hatırlamakta zorlanabiliyor, dikkatsizlikten yanlış yapma oranı artabiliyor" dedi.</p><p>Uykunun öğrenilen bilgilerin beyinde kalıcı hale gelmesinde anahtar rol oynadığını belirten Uzman Dr. Serap Kaya, yeterince uyumayan bir öğrencinin beynine yüklediği bilgileri işlemeye fırsat veremediği için sınavda tam potansiyelini ortaya koyamadığını söyledi.</p><p>Yapılan araştırmalar, uykunun özellikle REM (Rapid Eye Movement) evresinde beynin bilgileri işlediğini, gereksiz verileri elediğini ve öğrenilen bilgileri uzun süreli hafızaya aktardığını gösterdiğini ifade eden Dr. Kaya, MIT ve Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırmaya göre de, sınavdan önce düzenli uyuyan öğrenciler, daha az uyuyan akranlarına kıyasla yüzde 20’ye kadar daha yüksek başarı gösterdiğini ve uykunun kalitesi kadar, süresinin de bu noktada büyük önem taşıdığını söyledi.</p><p><strong>“GEÇ YATMA – ERKEN KALKMA” DÖNGÜSÜ BEYNİ ZORLUYOR</strong></p><p>"Sınav yaklaştıkça öğrencilerin çalışma saatleri geceye kayıyor" diyen Dr. Kaya, "Ancak bu alışkanlık, biyolojik saati bozarak öğrencilerin gün içindeki performansını düşürüyor. Çünkü insan vücudu, gece saat 23.00 ile sabah 03.00 arasında derin dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bu saatlerde aktif olan bir beyin, ertesi gün yorgun, motivasyonsuz ve algısı zayıf olur. Özellikle sabah saatlerinde ders çalışmak, beyin uyanıkken yapılan tekrarların daha kalıcı olmasını sağlar" diye konuştu.</p><p><strong>SINAV GÜNÜ UYKU PLANI NASIL OLMALI?</strong></p><p>Sınavdan bir gün önce öğrencilerin erken yatıp, sınav saatinden en az 2 saat önce uyanmış olmalarını tavsiye eden Uzman Dr. Serap Kaya, sınav öncesi günün planlamasında şu başlıklara dikkat çekti:</p><ul><li>Saat 22.00 – 22.30 aralığında yatmak idealdir.</li><li>Sınavdan önceki gece fazla tekrar yapmak yerine zihni rahatlatıcı aktiviteler tercih edilmelidir.</li><li>Akşam yemeği hafif olmalı, kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır.</li><li>Telefon ve tablet gibi ekranlar uykuya geçişi engellediği için, en az 1 saat önceden bırakılmalıdır.</li><li>Uykuya geçişi kolaylaştırmak için ılık duş, kitap okuma veya gevşeme egzersizleri uygulanabilir.</li></ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 May 2025 05:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/basariya-giden-yol-yastiktan-geciyor-1748374525.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İhlalin cezası 684 bin 214 TL!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ihlalin-cezasi-684-bin-214-tl-172453</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ihlalin-cezasi-684-bin-214-tl-172453</guid>
                <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı, kamu sağlığını korumak amacıyla anne sütünün perakende ve elektronik ticarette satışını yasakladı. Dijital platformlarda alım-satım içerikleri de yasak kapsamına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığı, kamu sağlığını korumak amacıyla anne sütünün perakende ve elektronik ticarette satışını yasakladı. Dijital platformlarda alım-satım içerikleri de yasak kapsamına alındı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Ticaret Bakanlığı'ndan yapılan açıklamayla anne sütünün perakende ve elektronik ticarette satışına yasak getirildiği duyuruldu.</p><p>Kamu sağlığının ve tüketicilerin korunması amacıyla alınan kararla, yorum, ilan ve forum gibi dijital ortamlarda anne sütü alım-satımına yönelik içerik paylaşımını ve aracılık edilmesini de yasaklandı.</p><p>Yasağa aykırı davranan kişiler ile anne sütü satışı yapanlar, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunanlar ile bu sürece dijital ortamda aracılık eden platformlar hakkında her bir ihlal için 684 bin 214 liraya kadar idari para cezası uygulanabileceği kaydedildi.</p><p>Bakanlık, bu adımın sağlık risklerini önlemek ve etik değerleri korumak için atıldığını vurguladı.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/27/gr8-6-0wuaa2m6o-1748353016-13-x750.jpeg" height="865" width="750"></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 May 2025 05:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/anne-sutunun-satisina-yasak-geldi-ihlalin-cezasi-684-bin-214-tl-1748374441.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’nde değişiklik</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/beseri-tibbi-urunler-ruhsatlandirma-yonetmeliginde-degisiklik-172434</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/beseri-tibbi-urunler-ruhsatlandirma-yonetmeliginde-degisiklik-172434</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’nde değişiklik yaptı. Majistral radyofarmasötiklerin bileşenleri de ruhsatlandırma kapsamına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’nde değişiklik yaptı. Majistral radyofarmasötiklerin bileşenleri de ruhsatlandırma kapsamına alındı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK), 11 Aralık 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği’nde değişikliğe gitti. Yönetmeliğin 5. maddesinin beşinci fıkrasına, “Kurum tarafından uygun bulunan majistral radyofarmasötikler” ibaresinden sonra “ve majistral radyofarmasötiklerin hazırlanmasında kullanılan bileşenler” ifadesi eklendi.</p>

<p>Değişiklik, majistral radyofarmasötiklerin hazırlanmasında kullanılan bileşenlerin de ruhsatlandırma süreçlerine dahil edilmesini sağlıyor.</p>

<p><img height="283" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/23/screenshot-2025-05-23-at-18-30-45-https-www-resmigazete-gov-tr-1748014256-552-x750.png" width="750" /></p>

<p>Bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelik hükümleri, TİTCK Başkanı tarafından yürütülecek.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 May 2025 00:29:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/beseri-tibbi-urunler-ruhsatlandirma-yonetmeliginde-degisiklik-1748035789.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Skolyoz tedavisinde devrim</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/skolyoz-tedavisinde-devrim-172426</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/skolyoz-tedavisinde-devrim-172426</guid>
                <description><![CDATA[Bursa’da protez ve ortez alanında öncü Ortopro Ortopedi, skolyoz tedavisinde modern teknolojiyle fark yarattı. Omurganın yana eğriliği olan skolyoz, özellikle ergenlikte ortaya çıkıyor ve erken müdahaleyle kontrol altına alınabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa’da protez ve ortez alanında öncü Ortopro Ortopedi, skolyoz tedavisinde modern teknolojiyle fark yarattı. Omurganın yana eğriliği olan skolyoz, özellikle ergenlikte ortaya çıkıyor ve erken müdahaleyle kontrol altına alınabiliyor.</p><p><strong>BURSA (İGFA) </strong>- Bursa'da skolyoz tedavisinde kişiye özel korse çözümleriyle öncü olan Ortopro, 3D modelleme ve ölçümleme teknolojileriyle her hastanın omurga yapısına uygun skolyoz korseleri üretiyor.</p>

<p>Uzman kadro ve gelişmiş analiz cihazlarıyla tasarlanan korselerin tedavi başarısını yükselttiğini ifade eden firma kurucuları Tarık Şahin ve Emir Karagöz, “Hedefimiz, konforlu ve etkili tedaviyle hastaların yaşam kalitesini artırmak. Uluslararası standartlarda ürettiğimiz korseleri düzenli takiplerle destekliyoruz” dedi.</p>

<p><img height="982" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/22/whatsapp-image-2-05-22-17-05-10-1747923004-118-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Ortopro uzmanları, skolyozun 10-16 yaş arasında düzenli taramalarla tespit edilebileceğini vurgulayarak, aileleri kontroller konusunda bilinçlenmeye çağırdı. </p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 May 2025 07:55:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/skolyoz-tedavisinde-devrim-1747976151.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Annelik yolculuğu dijital platforma taşındı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/annelik-yolculugu-dijital-platforma-tasindi-172403</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/annelik-yolculugu-dijital-platforma-tasindi-172403</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı 'annelik' yolculuğunu dijital platforma taşıdı...
Sağlık Bakanlığınca, anne ve baba adaylarının gebelik ve çocuk gelişimi süreçlerinde doğru ve güvenilir bilgiye kolayca ulaşabilmesini sağlamak amacıyla geliştirilen "Annelik Yolculuğu" isimli mobil uygulama, gelecek hafta itibarıyla tüm dijital mağazalarda ücretsiz erişime açılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığınca, anne ve baba adaylarının gebelik ve çocuk gelişimi süreçlerinde doğru ve güvenilir bilgiye kolayca ulaşabilmesini sağlamak amacıyla geliştirilen "Annelik Yolculuğu" isimli mobil uygulama, gelecek hafta itibarıyla tüm dijital mağazalarda ücretsiz erişime açılacak.</p><p>Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak, yaptığı açıklamada, uygulamanın "Sağlıklı Türkiye" hedefi doğrultusunda hayata geçirildiğini belirterek, "Çocuk ve anne sağlığı bizim en çok önemsediğimiz konuların başında geliyor. Gebelik sürecini de doğru ve teyit edilmiş bilgilerin de olduğu bir platformdan anne adaylarının ulaşabileceği bir bilgi platformunun oluşturulması önem arz ediyordu." dedi.</p><p>Anne adaylarının gebelik süreci başladığı andan itibaren nasıl değişim yolculuğu yaşayacaklarını öğrenmeleri ve takip edimlerine yönelik bilgi platformunun oluşturulduğunu anlatan Atak, "Annelerimiz sadece kendileriyle değil bebekleriyle ilgili gelişimleri de 9 aylık süre içerisinde hafta hafta takip edebilecekler. " bilgisini verdi.</p><p>"Babalar da uygulamayı kullanabilir"<br>Atak, dijital ortamdaki uygulamada doğum sonrasındaki lohusalık döneminde nasıl süreç yaşanacağına dair bilgilerin yer alacağını ifade ederek, "Bebek doğduktan sonra da süreci bitirmiyoruz, 2 yaşına kadarki süreçte de annenin takip etmesi süreci hususunda emzirme, anne sütü, aşılama, izlemler, taramalar çocuğun gelişim seyrini bu platformda sunmuş olduk." açıklamasını yaptı.</p><p>Uygulamayı babaların da kullanabileceğine işaret eden Atak, sözlerine şöyle devam etti:</p><p>"Bu uygulama, sadece annelerimiz için kullanıma açık bir uygulama değil. Babalarımız da bu uygulamayı kullanabilir. Telefonlarına indirerek oradaki bütün süreçleri takip edebilir. Hem annelerimiz hem babalarımız telefonlarından mobil bir uygulamaya erişerek, buradaki değişim ve gelişim süreçlerini annelik yolculuğunun keyifli yolculuğunu takip edebilir, orada bu bilgilerden istifade edebilir."</p><p>"Normal Doğum Eylem Planı'nın bir adımı daha hayata geçiyor"<br>Atak, Sağlık Bakanlığının güvenilir bilginin vatandaşla paylaşılması hususunda önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p><p>Sağlık okuryazarlığının önemine dikkati çeken Atak, şunları kaydetti:</p><p>"Bizim de toplumun sağlık okuryazarlığına katkı yapacağımız en önemli hususlardan biri doğru ve güvenilir bilgiyi topluma ulaştırmak. Burada da ilgili genel müdürlüklerimiz ve bilim kurulunun da katkısıyla en doğru ve en güvenilir bilgiyi sunmuş oluyoruz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 May 2025 12:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/annelik-yolculugu-dijital-platforma-tasindi-1747647830.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ne yediğimiz neyi tetikliyor?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ne-yedigimiz-neyi-tetikliyor-172378</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ne-yedigimiz-neyi-tetikliyor-172378</guid>
                <description><![CDATA[Bahar mevsimi doğanın uyanışıyla birlikte neşe getirirken, birçok kişi için de hapşırık krizleri, göz yaşarması ve burun akıntısı gibi can sıkıcı alerjik belirtileri beraberinde getirir. Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar mevsimi doğanın uyanışıyla birlikte neşe getirirken, birçok kişi için de hapşırık krizleri, göz yaşarması ve burun akıntısı gibi can sıkıcı alerjik belirtileri beraberinde getirir. Uzman Diyetisyen Didem Yıldız Küçük konu hakkında bilgiler verdi.
 </p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Polenler baş suçlu gibi görünse de, son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, beslenme tarzımız da bahar alerjilerini şiddetlendirebilir veya hafifletebilir.</p>

<p><strong>BAHAR ALERJİLERİ NEDEN ARTIYOR?</strong></p>

<p>Alerjik rinit, yani halk arasında bilinen adıyla saman nezlesi, dünya genelinde hızla artış göstermektedir. Dünya Alerji Organizasyonu (WAO) verilerine göre, bahar aylarında artan polen yoğunluğu, çevresel kirlilik ve bağışıklık sisteminin verdiği aşırı yanıt, alerjik semptomların temel nedenleridir. Ancak bağışıklık sistemi tepkilerini beslenme yoluyla yönlendirmek mümkündür.</p>

<p><strong>BESLENME, BAĞIŞIKLIK VE ALERJİ İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Bağışıklık sistemimizin yüzde 70’ten fazlası bağırsaklarımızda bulunur. Dolayısıyla bağırsak sağlığımızı etkileyen yiyecekler, dolaylı olarak alerjik tepkileri de etkiler. Zengin ve dengeli bir bağırsak mikrobiyotası, bağışıklık sisteminin aşırı tepkilerini azaltabilir.</p>

<p><img height="1063" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/19/didem-yildiz-kucuk-1739963000-942-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>NE YEDİĞİMİZ NEYİ TETİKLEYEBİLİR?</strong></p>

<p>1. Şeker ve Rafine Karbonhidratlar<br />
Yüksek şeker ve işlenmiş gıda tüketimi, vücutta inflamasyonu artırır ve alerjik tepkileri şiddetlendirebilir. Yüksek şeker tüketimi olan bireylerde, alerjik rinit görülme oranı yüzde 27 daha fazladır.<br />
2. Doymuş Yağlar ve İşlenmiş Etler<br />
Doymuş yağ asitleri, özellikle işlenmiş etlerde bulunan nitrit ve nitratlar inflamatuvar sitokin üretimini artırır. Bu durum, alerjik semptomların daha ağır yaşanmasına yol açabilir.<br />
Haftada 4 kezden fazla işlenmiş et tüketen bireylerde alerjik astım riski yüzde 40 artmaktadır.<br />
3. Bazı Taze Meyve ve Sebzeler (Çapraz Reaksiyonlar)<br />
Polenle benzer protein yapısına sahip bazı taze meyve ve sebzeler, ağızda kaşıntı, şişlik gibi belirtilere yol açabilir. Bu durum “Oral Alerji Sendromu” olarak bilinir. Bahar alerjisi olan bireylerin yaklaşık yüzde 30’u, çapraz reaksiyon nedeniyle taze meyve/sebze tüketiminde sorun yaşamaktadır (Journal of Allergy and Clinical Immunology, 2020).<br />
Polen Alerjisi Çapraz Reaksiyon Yapan Besinler<br />
Huş ağacı poleni &nbsp;— &nbsp;Elma, havuç, fındık<br />
Çimen poleni &nbsp;— &nbsp;Domates, kavun<br />
Ambrosia poleni &nbsp;— &nbsp;Karpuz, muz</p>

<p><strong>BESLENME İLE ALERJİ KONTROLÜ: NELER DESTEKLER?</strong></p>

<p>1. Omega-3 Yağ Asitleri<br />
Somon, ceviz ve keten tohumu gibi omega-3 yağ asidi zengini besinler, inflamasyonu azaltır ve bağışıklık yanıtını dengeler. Bu yiyeceklerden yarar sağlayabilmek için, somonu ızgara, cevizi çiğ ve keten tohumunu ise taze öğütülmüş şekilde tüketmelisiniz. &nbsp;Yapılan çalışmalar düzenli omega-3 tüketiminin, alerjik rinit belirtilerinde yüzde 20-25 oranında azalma sağlayabildiğini göstermiştir.<br />
2. Probiyotikler<br />
Yoğurt, kefir, fermente sebzeler gibi probiyotikler bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendirir. Yapılan bir çalışmada 12 hafta probiyotik takviyesi kullanan bireylerde burun akıntısı şikayetinde yüzde 30 azalma saptanmıştır (Allergy, Asthma & Clinical Immunology, 2021).<br />
3. C Vitamini ve Flavonoidler<br />
Portakal, kırmızı biber, maydanoz gibi C vitamini ve kuersetin içeren besinler, histamin salınımını azaltarak alerjik semptomları hafifletebilir.</p>

<p>Bahar Alerjilerine Karşı Mini Beslenme Rehberi<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; • &nbsp; &nbsp; &nbsp; Haftada 3-4 kez 1 porsiyon yağlı balık (somon, sardalya) tüketin.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; • &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; • &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yoğurt ve kefir gibi probiyotik kaynaklarını beslenmeye dahil edin.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; • &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bol renkli sebze ve meyve tüketerek flavonoid alımını artırın.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; • &nbsp; &nbsp; &nbsp; Günlük C vitamini ihtiyacınızı koyu yeşil yapraklı taze sebze-meyvelerden karşılayın.</p>

<p>Sonuç: Tabağınızı Doğru Seçin, Alerjiniz Hafiflesin<br />
Bahar alerjileri kaçınılmaz gibi görünse de, beslenme alışkanlıklarımızı doğru yönde değiştirerek semptomların şiddetini belirgin şekilde azaltabiliriz. Doğru yiyecekler, hem bağışıklık sistemimizin aşırı tepkilerini dengeler hem de baharın keyfini doyasıya çıkarmamıza yardımcı olur.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 May 2025 08:59:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/ne-yedigimiz-neyi-tetikliyor-1747115970.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne bebek bağı bebeğin dünyasını şekillendiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-172323</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-172323</guid>
                <description><![CDATA[Anne ile bebek arasındaki duygusal bağın anne karnında başladığını belirten uzmanlar, ilk temasın bu bağın temelini oluşturduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anne ile bebek arasındaki duygusal bağın anne karnında başladığını belirten uzmanlar, ilk temasın bu bağın temelini oluşturduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2 Mayıs Dünya Bebek Günü kapsamında anne ile bebek arasındaki bağın, bebeğin duygusal gelişimi ve dünyayı algılayış biçimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Ülkü, bu bağın anne karnında başlayıp doğum sonrası ilk temasla güçlendiğini belirterek, “Annenin şefkati, teması ve duygusal varlığı, bebeğin temel güven duygusunu şekillendirir. İlk göz teması, kucaklama ve duyarlılık, bu bağın temelini oluşturur” dedi.</p>

<p><img height="523" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/01/1746090097-nci-nur-lk-1-1746104286-484-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bebeklerin annelerinin duygularını doğuştan algıladığını vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Bebek, annenin stresini veya sakinliğini ses tonu, yüz ifadesi ve dokunuşlarıyla hisseder. Annenin yüksek kortizol seviyesi, bebekte de stres tepkilerine yol açabilir. Bebek, annenin iç dünyasını bedensel ve duygusal olarak yansıtır” diye konuştu.</p>

<p>Annenin ruhsal durumunun, özellikle doğum sonrası depresyon veya anksiyete gibi sorunların, bağı zayıflatabileceğini ifade eden Ülkü, “Bu durum, bebekte güvensizlik, huzursuzluk ve uzun vadede duygusal düzenleme sorunlarına yol açabilir” uyarısında bulundu. Ancak, “mükemmel anne” olmak gerekmediğini, “yeterince iyi anne” kavramının önemli olduğunu belirten Ülkü, annenin kendine iyi bakmasının da kritik olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Annenin duygusal ve fiziksel tükenmişliği, bebeğine yansır" diyen&nbsp;Ülkü, "Uçaklardaki ‘önce kendi oksijen maskenizi takın’ uyarısı gibi, annenin kendine şefkat göstermesi, destek alması, rahatlama pratikleri yapması veya profesyonel yardım alması, bebeğine daha iyi bakabilmesinin ön koşulu" dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 09:27:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/05/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-1746167263.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyaliz hastalarına moral dopingi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/diyaliz-hastalarina-moral-dopingi-172302</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/diyaliz-hastalarina-moral-dopingi-172302</guid>
                <description><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi’nde tedavi gören hastalar, Yeşilköy Dürümcü Baba’da düzenlenen moral yemeğinde bir araya geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi’nde tedavi gören hastalar, Yeşilköy Dürümcü Baba’da düzenlenen moral yemeğinde bir araya geldi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Her yıl geleneksel hale gelen bu anlamlı buluşmada, hastalar ve sağlık çalışanları diyaliz makinelerinin gölgesinden uzaklaşarak keyifli anlar yaşadı. Organizasyona, vakıf başkanı Timur Erk ve Dürümcü Baba’nın sahibi Ayhan Ataman ev sahipliği yaptı.</p><p>Ayhan Ataman’ın ücretsiz olarak kapılarını açtığı etkinlikte, hastalar “Bizim ömrümüz diyaliz makinelerine bağlı geçiyor; böyle etkinlikler bize en az makineler kadar yaşama sevinci veriyor. Destek olan herkese teşekkür ederiz.” diyerek duygularını paylaştı.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/28/cuneyt-bakanoglu-timur-erk-ayhan-ataman-1745852258-422-x750.jpeg" height="965" width="750"></p><p>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk ise yaptığı konuşmada, “Sık sık hastalarımızla etkinliklerde bir araya gelirdik. Ancak yeni diyaliz merkezimizin inşaatı nedeniyle bir süredir hastane dışı bir buluşma gerçekleştirememiştik. Bu gece bir kavuşmanın da simgesi oldu." dedi. Erk, etkinliğin destekçileri Ayhan Ataman ve Cüneyt Bakanoğlu’na teşekkür belgelerini takdim etti.</p><p>Gecenin sonunda toplu fotoğraf çekimiyle anı ölümsüzleştiren hastalar, bu etkinliğin moral kaynağı olduğunu vurgulayarak, “Bu bir başlangıç olsun; kendimizi daha güçlü, daha mutlu ve daha sağlıklı hissediyoruz!” mesajını verdi.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/28/genel-foto-2-1-1745852280-817-x750.jpeg" height="829" width="750"></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 05:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/diyaliz-hastalarina-moral-dopingi-1745872384.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremler sadece binaları değil, ruhları da sarsıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/depremler-sadece-binalari-degil-ruhlari-da-sarsiyor-172281</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/depremler-sadece-binalari-degil-ruhlari-da-sarsiyor-172281</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul’da 23 Nisan'da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki deprem, sadece fiziksel değil, psikolojik etkileriyle de toplumda izler bıraktı. Uzmanlar, deprem gibi ani ve yıkıcı felaketlerin, doğrudan ya da dolaylı şekilde maruz kalan bireylerde ciddi travmatik etkiler yaratabileceğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da 23 Nisan'da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki deprem, sadece fiziksel değil, psikolojik etkileriyle de toplumda izler bıraktı. Uzmanlar, deprem gibi ani ve yıkıcı felaketlerin, doğrudan ya da dolaylı şekilde maruz kalan bireylerde ciddi travmatik etkiler yaratabileceğine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Depremin maruz kalan kişilerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklara neden olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu kişiler kabuslar, geri dönüşler (flashback), yoğun kaygı, aşırı uyarılma ve kaçınma gibi birtakım belirtiler yaşayabilir. Uzaktan tanık olanlarda ise kaygı, güvensizlik, geleceğe dair belirsizlik hissi gelişebilir. Toplum genelinde yaygın bir güvensizlik ve belirsizlik hali oluşarak toplumsal düzeyde kolektif travma meydana gelebilir. Toplumun genelinde kısa veya uzun süreli bir stres hali ve çaresizlik duygusu yaygınlaşabilir.” dedi.</p><p><strong>ANKSİYETE VE DEPRESYON BELİRTİLERİ YAŞANABİLİR</strong></p><p>Travmaya maruz kalan veya uzaktan tanık olan bireylerde anksiyete ve depresyon belirtilerinin yaşanabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Özellikle travmatik içeriklere maruz kalma, anksiyete seviyelerinin artmasına neden olabilir. Bireyler bu dönemde bir stres hali ve duygusal zorluklarla karşılaşabilirler, bu da gerekli olduğu koşulda psikolojik desteğe olan ihtiyacı artırır.” ifadesinde bulundu.</p><p>Bu süreçte bireylerin sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesinin önemine dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Duyguları bastırmak yerine kabul edip ifade etmek, duygusal iyileşmenin temelini oluşturuyor. Günlük rutinlere bağlı kalmak, güvenlik ve kontrol hissini artırırken, fiziksel aktiviteler ve sosyal etkileşimler stresin azaltılmasına katkı sağlıyor. Travmatik içeriklerden uzak durmak ve medya kullanımını sınırlamak, zihinsel yorgunluğu önlemede etkili stratejiler arasında yer alıyor. Eğer duygularla başa çıkmakta güçlük yaşanıyorsa, profesyonel yardım almakta da fayda var.” diye konuştu.</p><p><strong>NORMALLEŞME GELECEĞE ODAKLANMAYI SAĞLIYOR</strong></p><p>Normalleşmenin hem bireylerin hem de toplumun yaşananları geride bırakarak geleceğe odaklanmalarını sağlayacağını da kaydeden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Uzun vadede ise, psikolojik dayanıklılığın artırılması, gelecekteki olası travmalara karşı bireylerin ve toplumların daha dirençli hale gelmesini sağlar.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 05:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/depremler-sadece-binalari-degil-ruhlari-da-sarsiyor-1745527314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İletişim’den ’planlı sezaryen’ iddialarına açıklama</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-172269</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-172269</guid>
                <description><![CDATA[Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, Türkiye'de planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasının doğru olmadığı açıklandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, Türkiye'de planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasının doğru olmadığı açıklandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Ülkemizde planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasına ilişkin açıklama İletişim Başkanlığı'ndan geldi.</p>

<p>Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden yapılan açıklamada, 19 Nisan 2025 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Ayakta Teşhiş ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik kapsamında özel hastaneler bulunmamakta olup, özel hastanelerin usul ve esasları farklı mevzuat ile düzenlendiği kaydedildi.</p>

<p>Bu kapsamda planlı sezaryen yapılamayacağına dair hüküm tıp merkezleri için geçerli olduğunun altı çizilen açıklamada, "Bu hüküm tıbbi ve bilimsel gerekçelere dayanmakta olup, geçmiş yönetmeliklerde de yer almıştır. Ayrıca normal doğum eyleminin seyri sırasında gelişen acil sezaryen endikasyonu bu hükmün kapsamı dışındadır. Sağlık Bakanlığının özel hastanelerde planlı sezaryenin yasakladığına dair iddiaların gerçeklikle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Asılsız iddialar itibar etmeyiniz" ifadeleri yer aldı.</p>

<p><img height="1003" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/21/dmm-21-04-25-1745250020-526-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Apr 2025 01:03:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-1745273030.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülümsemenin psikolojik etkileri nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-172230</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-172230</guid>
                <description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, gülümsemenin bireyin psikolojik durumunu iyileştirdiğini ve çevresine olumlu etkiler yaydığını göstermektedir. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel araştırmalar, gülümsemenin bireyin psikolojik durumunu iyileştirdiğini ve çevresine olumlu etkiler yaydığını göstermektedir. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Gülümsemek, sadece bir yüz ifadesi değil, aynı zamanda ruh halimizi, sağlığımızı ve sosyal ilişkilerimizi olumlu yönde etkileyen güçlü bir araçtır. Gülümsemek belki de en hafife aldığımız ama en güçlü davranışlarımızdan biri. Bir tebessümle hem kendi ruh halinizi iyileştirebilir hem de bir başkasının gününü güzelleştirebilirsiniz.</p>

<p><strong>RUH HALİNİ İYİLEŞTİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek, beynin mutlulukla ilişkili kimyasalları üretmesini sağlayarak ruh halini doğrudan etkiler. Dopamin, motivasyonu artırıp ödül mekanizmasını harekete geçirirken, serotonin ruh halini düzenleyerek kaygıyı azaltır. Endorfinler ise doğal ağrı kesiciler gibi çalışarak rahatlama sağlar ve stres seviyelerini düşürür. Bilimsel araştırmalar, sahte bir gülümsemenin bile bu kimyasalların salgılanmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir. &nbsp;Ayrıca gülümsemek, kan dolaşımındaki stres hormonlarının azalmasına yardımcı olur ve bu da adrenal yorgunluğun önlenmesine katkı sağlar. Bu sayede, zihnin ve vücudun stresi doğal olarak atmasına yardımcı olur. &nbsp;</p>

<p><strong>SOSYAL BAĞLARI GÜÇLENDİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek sadece size değil başkalarına da olumlu mesajlar vermenize ve dolayısıyla sosyal desteğe daha kolay ulaşmanıza yardımcı olabilir. Bu basit davranış, sosyal ilişkilerde güven ve empatiyi artırarak daha güçlü bağlar kurulmasına olanak tanır. &nbsp;Bir gülümseme, karşınızdakine “Sana güveniyorum” ya da “Seninle empati kuruyorum” demenin en samimi yoludur. Bu yüzden gülümseyen insanlar daha kolay arkadaşlık kurar, daha sağlıklı ilişkiler geliştirir ve çevresine pozitif enerji yayar.&nbsp;</p>

<p>Gülümsemek sadece psikolojinize değil, bedeninize de iyi gelir. Mutluluk hormonlarının artması, bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve sizi daha dirençli kılar. Kısacası gülümsemek, sağlığınıza atılan küçük ama güçlü bir adımdır.</p>

<p><img height="929" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/14/uz-psk-kaan-bey-1744643574-900-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÖZGÜVENİ VE ÖZSAYGIYI ARTIRIR</strong></p>

<p>Gülmek, pozitif olmak ve hemen her şeye karşı olumlu yaklaşmak ruh sağlığımızı, buna bağlı olarak da kişisel saygımızı ve öz güvenimizi artırır. Kişinin öncelikle kendisine karşı olan bakış açısını düzeltmesini sağlayan bu yaklaşım için kullanılabilecek en önemli silahlardan biri gülümsemektir. Hayatın tüm getirdiklerine, olumsuzluklarına, kötü durumlara, beklenmeyen olaylara karşı gülmek, ruh sağlığımızı da koruyacak en önemli unsurlardan biridir. &nbsp;</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız,'' Gülümsemek, küçük bir hareket olmasına rağmen, psikolojik sağlığımız üzerinde büyük etkiler yaratır. Günlük yaşamın stresinden uzaklaşmak, sosyal ilişkileri güçlendirmek ve genel iyilik halini artırmak için gülümsemeyi bir alışkanlık haline getirmek önemlidir. Unutmayın, bir gülümseme sadece sizin değil, çevrenizdekilerin de gününü aydınlatabilir.''dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 00:01:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-1744664516.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülme ve ağlama sonrası öksürük krizine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-172222</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-172222</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Gülnar Aliyeva, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı astım hakkında uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Gülnar Aliyeva, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı astım hakkında uyarılarda bulundu.</p><p><strong>ANTALYA (İGFA) - </strong>Dünya genelinde artan astım vakaları, genellikle erken yaşlarda başlıyor ve ergenliğe kadar devam ediyor.</p>

<p>Okul devamsızlığı, acil servis ziyaretleri ve hastaneye yatışların önemli bir nedeni olan astımın, genetik yatkınlık ve çevresel faktörler (sigara dumanı, hava kirliliği, obezite) kombinasyonuyla ortaya çıktığı belirtiliyor.</p>

<p>Astımın başlıca belirtileri arasında balgamsız öksürük, hışıltı, nefes darlığı, aktivite kısıtlılığı ve çabuk yorulma yer alıyor.</p>

<p>Özellikle gülme, ağlama, egzersiz veya sigara dumanına maruziyet sonrası artan şikayetler astımı işaret ediyor. Ailede alerji öyküsü, riski artırıyor. 0-2 yaş arası çocuklarda hışıltı ve öksürük başka nedenlerden de kaynaklanabilir, ancak 10 günden uzun süren ataklar veya sık tekrarlaması astımı düşündürüyor.</p>

<p><img height="533" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/13/1744268692-uzm-dr-gulnar-aliyeva-1744558856-443-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uzman Dr. Gülnar Aliyeva, 5 yaş üstü çocuklarda solunum fonksiyon testleri, küçük yaş gruplarında ise inhale kortikosteroid tedavisiyle şikayetlerin düzelmesi tanı için yol gösterici olduğnu belirterek, alerji testleri, duyarlılığı tespit etmede kullanıldığını söyledi. Uzm. Dr. Aliyeva, "Astım tanısı öncesi, büyüme geriliği, yenidoğan döneminden itibaren şikayetler veya tedaviye yanıtsızlık gibi durumlar diğer hastalıkları dışlamak için değerlendiriliyor. Tedavi, yaş grubuna ve astım şiddetine göre planlanıyor; semptom kontrolü, normal gelişim ve ilaç yan etkilerinin azaltılması hedefleniyor. Sigara dumanı, hava kirliliği ve alerjenlerden korunma, tedavide kritik rol oynuyor" dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Aliyeva, aileleri, özellikle tetikleyici durumlar sonrası öksürük krizine giren çocuklar için dikkatli olmaya çağırdı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 00:41:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-1744580480.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanseri için belirli kişilerde yıllık tarama şart</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/akciger-kanseri-icin-belirli-kisilerde-yillik-tarama-sart-172183</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/akciger-kanseri-icin-belirli-kisilerde-yillik-tarama-sart-172183</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri halen tüm dünyada en yaygın ikinci kanser olup en ölümcül tür olarak öne çıkarken, hastalığın en büyük risk faktörlerinden birinin tütün kullanımı olduğu da yaygın olarak bilinen bir gerçek. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, 1-7 Nisan Kanser Haftası'nda akciğer kanseri hakkında önemli hatırlatmalar yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri halen tüm dünyada en yaygın ikinci kanser olup en ölümcül tür olarak öne çıkarken, hastalığın en büyük risk faktörlerinden birinin tütün kullanımı olduğu da yaygın olarak bilinen bir gerçek. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, 1-7 Nisan Kanser Haftası'nda akciğer kanseri hakkında önemli hatırlatmalar yaptı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - &nbsp;</strong>Bir yıl boyunca günde ortalama bir paket yani 20 sigara içmenin, tıpta bir paket yıl olarak ifade edildiğini paylaşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, son 15 yıl içinde sigarayı bırakmış olsalar bile 50-80 yaş aralığında ve 20 paket yıl kullanımı olan kişilerin, düşük doz akciğer tomografisi ile her yıl tarama yaptırmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Yıllık taramaların ancak kişi 15 yıl boyunca sigara içmediğinde, hastanın yaşam beklentisini sınırlayan veya akciğer ameliyatı olmasını engelleyen bir sağlık sorunu varsa ya da kişi 81 yaşına geldiyse durdurulabilece ifade eden Doç. Dr., Çalışkan, kan testinin kanser taraması veya tanısı için yeterli olmadığını belirtti.</p>

<p>Kan tahlili aracılığıyla da tümör belirteçlerden yararlanılabildiğini ancak bu değerlerin normal olmasının kanseri ekarte etmeyeceğini, yüksek saptanmasının da kanser varlığını kanıtlamayacağını vurgulayan Çalışkan, “Bu nedenle tümör belirteçlerinin akciğer kanseri taramasında rutin olarak kullanılmaları genellikle tavsiye edilmez. Akciğer kanseri ile ilgili güncel verileri içeren uluslararası kılavuzlarda akciğer kanseri taraması için bu yöntem yerine yılda bir kez düşük doz akciğer tomografisi öneriliyor” ifadesini kullandı.</p>

<p>Pek çok biyopsi yöntemi bulunduğuna da değinen Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Hasta için en az komplikasyon riski bulunan, tanı oranı yüksek ve hızlı olan hatta mümkünse tek işlem ile hem tanı hem de evrelemeye sahip biyopsi yönteminin seçilmesi özellikle hızlı ilerleyen bu kanser türünde önemli. Hangi biyopsi yönteminin seçileceği, göğüs hastalıkları uzmanlığının yetki ve sorumluluğundadır. Hastaya PET-BT ve/veya beyin MR’ı çekildikten sonra biyopsi kararı verilmelidir. Akciğer kanseri hızlı seyirli ve genellikle kötü ilerleyen bir tür olduğundan, tanı işlemlerinin gecikmeden tamamlanması hedeflenmeli” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Apr 2025 09:20:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/04/akciger-kanseri-icin-belirli-kisilerde-yillik-tarama-sart-1744006835.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eski beslenmeye kademeli dönülmeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-172155</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-172155</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında vücudun iki öğün beslenme düzenine adapte olduğunu belirten uzmanlar, Ramazan Bayramı’nda eski düzene kademeli olarak geçilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında vücudun iki öğün beslenme düzenine adapte olduğunu belirten uzmanlar, Ramazan Bayramı’nda eski düzene kademeli olarak geçilmesi gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong> Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, Ramazan ayı sonrası ani beslenme düzeni değişikliğinde metabolizmayı zorlamamak için beslenme önerilerinde bulundu.</p>

<p>Ramazan ayı boyunca vücudun alışık olduğu beslenme düzeninden farklı bir ritme girdiğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Oruç sürecinde iki öğünle sınırlı beslenmeye ve uzun süre susuz kalmaya adapte olan metabolizmamızı, bayramla birlikte eski düzenine kademeli olarak döndürmek oldukça önemli.” dedi.</p>

<p>Bu geçişi ani ve sert yapmaktan kaçınmanın sindirim sistemi sağlığını korumaya yardımcı olacağını dile getiren Yiğit, bayram sabahında hafif ve dengeli bir kahvaltı yapmanın bu sürecin ilk ve en kritik adımlarından biri olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>KAHVALTIDAN SONRA ŞEKERLİ YİYECEKLERDEN KAÇINILMALI!</strong></p>

<p>Bayram sabahı kahvaltısında peynir, yumurta, zeytin, tam buğday ekmeği gibi besinlerle hem protein hem de lif alımını artırmak gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ayrıca taze sebzeler ve maydanoz, dereotu gibi yeşillikler ekleyerek vitamin ve mineral dengesi sağlanabilir. Kahvaltıyı daha keyifli hale getirmek için zeytinyağlı lor peyniri, haşlanmış yumurtaya avokado dilimleri ekleyebilir ya da meyveli yoğurt kaseleri hazırlayabilirsiniz. Tatlı ihtiyacını karşılamak için ise kuru meyveler tercih edilebilir. Böylece kan şekeri dengesi korunur, uzun süre tok kalırsınız. Kahvaltıdan hemen sonra tatlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınmak, vücudu bir anda zorlamamanın bir diğer yolu olacaktır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bayram günlerinde yemeği yavaş yemenin de önemli bir etkisi olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Yavaş yendiğinde beyne daha fazla tokluk sinyali gönderilir, bu da hem daha az yemek yemenize hem de öğünlerden sonra kendinizi daha tok hissetmenize yardımcı olur.” dedi.</p>

<p>Bu dönemde açlık ve susuzluk sinyallerinin karışabileceğini de sözlerine ekleyen Yiğit, “Özellikle tatlı ve hamur işlerine yönelme isteği artabilir. Ancak yeterince su tüketmek, bu karışıklığın önüne geçerek iştah kontrolünü sağlamanızı kolaylaştıracaktır. Günde en az 8-10 bardak su içmeye dikkat etmek, vücudun su dengesini koruyarak aşırı yeme isteğini azaltır.” dedi.</p>

<p>Bayram tatlılarının ve hamur işlerinin aşırı tüketiminin, kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarak insülin direnci, karaciğer yağlanması ve obezite gibi ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğine de değinen Yiğit, “Daha sağlıklı tatlı alternatifleri olarak sütlü tatlılar, taze meyveler veya kuru meyveler tercih edilebilir. Bu seçenekler hem tatlı ihtiyacını karşılar hem de sindirim sistemine daha az yük bindirir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Mar 2025 11:27:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-1743409668.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tatlı kaçamaklar dişinize zarar vermesin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/tatli-kacamaklar-disinize-zarar-vermesin-172149</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/tatli-kacamaklar-disinize-zarar-vermesin-172149</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle Şeker Bayramı, adından da anlaşılacağı gibi, tatlılar ve şekerlemelerle özdeşleşen bir gelenektir. Ancak, bu keyifli bayram ziyafetlerinin, diş sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebileceğini söyleyen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir miniklerin diş sağlığına dair önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle Şeker Bayramı, adından da anlaşılacağı gibi, tatlılar ve şekerlemelerle özdeşleşen bir gelenektir. Ancak, bu keyifli bayram ziyafetlerinin, diş sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebileceğini söyleyen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir miniklerin diş sağlığına dair önemli açıklamalarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, bayramlarda çocukların kapı kapı gezerek şeker topladığı bayram geleneğimiz halen yaygın olarak devam ettiğine dikkati çekerek, diş sağlığı konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/30/1743161310-nurg-l-demir1-1743314117-909-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>"Çocukların şeker yemesini engellemenin pek de mümkün olamayacağını düşünürsek, dişleri çürüklere karşı koruyabilmek için birkaç önemli noktaya değinmekte fayda var.” diyen Uzman Dt. Nurgül Demir, şekerle tatlandırılmış gıda ve içeceklerin, dişlerde çürük oluşma riskini artırdığını belirterek, “Özellikle gazlı ve meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler ve enerji içecekleri gibi asitli içecekler, diş minesini zayıflatarak çürüklere davetiye çıkarır. Bununla birlikte, lokum, krokan, karamelize tatlılar gibi yapışkan atıştırmalıklar, diş yüzeylerinden uzaklaştırılması zor olduğu için çürük riskini daha da artırır.” dedi.</p>

<p><strong>İŞTE BEŞ ALTIN KURAL</strong></p>

<p>Uzman Dt. Demir, bayramda dişleri korumanın beş altın kuralını paylaştı:</p>

<ol>
 <li>Her şeker ve tatlı tüketiminden sonra ağız suyla çalkalanmalı veya bol su içilmelidir.</li>
 <li>Ara öğünlerdeki şekerli atıştırmalık sıklığı azaltılmalı, doğal meyve şekerlerinin de tüketimi sınırlandırılmalıdır.</li>
 <li>Yapışkan, uzun süre diş yüzeyinde kalan paketli gıda ve tatlılardan kaçınılmalıdır.</li>
 <li>Sabah ve akşam düzenli diş fırçalamanın yanı sıra, gün içinde ebeveyn kontrolünde ek fırçalama yapılmalıdır.</li>
 <li>Şeker alımının arttığı dönemlerde, dişlerin korunmasına ve güçlendirilmesine katkı sağlayan süt, yoğurt, peynir, et, yumurta ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketimine özen gösterilmelidir.</li>
</ol>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Mar 2025 11:04:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/tatli-kacamaklar-disinize-zarar-vermesin-1743321853.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Depremde felç kalanları robotlar ayağa kaldırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/depremde-felc-kalanlari-robotlar-ayaga-kaldiriyor-172073</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/depremde-felc-kalanlari-robotlar-ayaga-kaldiriyor-172073</guid>
                <description><![CDATA[Kahramanmaraş merkezli depremlerde enkaz altından çıkarılan, bacak yaralanmaları, omurilik travması veya beyin hasarı bulunan depremzedeler, İstanbul’da robotik rehabilitasyonla yeniden yürüyebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli depremlerde enkaz altından çıkarılan, bacak yaralanmaları, omurilik travması veya beyin hasarı bulunan depremzedeler, İstanbul’da robotik rehabilitasyonla yeniden yürüyebiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, NASA'nın geliştirdiği robot teknolojisiyle desteklenen ve dünyada sayılı noktalarında uygulanan robotik rehabilitasyon süreçleri anlattı.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/18/1742278396-do-dr-mustafa-orum-1742310919-707-x750.jpeg" height="471" width="750"></p><p>"Enkaz altında kalan depremzedelerde meydana gelen omurilik yaralanması, beyin ile yürümeyi sağlayan omurilik bölgesi arasındaki iletişimi keserek felce yol açar" diyen Dr. Çorum, "Beynin büyük bölümlerindeki sinir hücreleri arasındaki iletişim, felçten sonra değişir. Beyin ile vücut arasındaki iletişimin kopması nedeniyle beyin, kolları ya da bacakları artık yok kabul eder.&nbsp;&nbsp; Uyguladığımız tedavi yönteminde, bireyin ayakta durmasını ve yürümesini sağlayan beyin ile omurilik arasındaki iletişimi yeniden sağladık. İlerleyen süreçte beyin, omurgadaki canlı sinirler üzerindeki kontrolü yeniden canlandırdı. Çeşitli aralıklarla yaptığımız nörolojik testlerde, hastaların kas kontrolünde ve dokunma duyusunda iyileşmeler gözlemledik" dedi.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/18/1742278411-ekran-resmi-2025-02-21-04-55-09-1742310939-65-x750.png" height="791" width="750"></p><p><strong>HAYALET UZUVLA BEYNİ YENİDEN EĞİTTİK&nbsp; &nbsp;</strong></p><p>Yüksek teknolojiye sahip sanal gerçeklik destekli robotlar yardımıyla, felçli depremzede hastalara yürümeyi tekrar öğrettiklerini anlatan Doç. Dr. Çorum, "Aslında ilk başta bir tür hayalet uzuv hissiyatı oluşturuyoruz. Ardından beynin yeniden eğitilmesini sağlıyoruz. Çünkü bu hastaların hemen hemen hepsinde beyin, bacak ya da kol sahibi olma fikrini silmiş. Felçlisiniz, hareket etmiyorsunuz, bacaklar geri bildirim sinyalleri sağlamıyor. Sanal bir ortamda beyin-makine arayüzü kullanarak, bu kavramın beyinde yavaş yavaş yeniden ortaya çıktığını görebiliyoruz. Beynin bacakları ya da kolları kontrol etmek için harcadığı çabanın artması ve hastaların hasarlı omurgalarında kalan birkaç sinir bağlantısının yeniden canlanmasıyla iyileşme süreci tamamlanıyor. Her hastaya özel uygulanan kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri sonunda, felçli hastalarımızın kas kontrolü güçleniyor, dokunma duyusu iyileşiyor ve nihayet ayakta durabiliyor, yürüyebiliyor, merdiven çıkabiliyorlar. Birçok depremzede hastamız, buradan yeni bir yaşama adım atarak ayrılıyor. Konuyla ilgili tedaviye dirençli, 10–15 yıldan fazla süredir felçli yaşayan hastalarımızda da son derece başarılı sonuçlar elde ettik" diye konuştu.</p><p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Mar 2025 05:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/depremde-felc-kalanlari-robotlar-ayaga-kaldiriyor-1742325463.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da tok kalmanın 3 altın kuralı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-172064</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-172064</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan’da şekerli tatlıları soframızdan eksik etmiyor, hamurlu gıdalara yöneliyor, mis gibi kokan pideye karşı koyamıyoruz. Oysa bu besinler kan şekerimizi hızla düşürüp açlık krizlerine neden olabiliyor. İşte oruç tutarken tok kalmanıza yardımcı olan güçlü besinler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’da şekerli tatlıları soframızdan eksik etmiyor, hamurlu gıdalara yöneliyor, mis gibi kokan pideye karşı koyamıyoruz. Oysa bu besinler kan şekerimizi hızla düşürüp açlık krizlerine neden olabiliyor. İşte oruç tutarken tok kalmanıza yardımcı olan güçlü besinler...</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, oruç tutarken tok kalmanıza yardımcı olan 8 güçlü besini ve nasıl tüketmeniz gerektiğini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Yumurta: </strong>Yüksek kaliteli protein içeriğiyle tokluk süresini uzatın</p>

<p><strong>Yulaf ezmesi: </strong>Zengin lif içeriğiyle kan şekerini dengeliyor</p>

<p><strong>Avokado: </strong>sağlıklı yağlar sayesinde tokluk süresini uzatıyor</p>

<p><strong>Badem ve ceviz:</strong> Sağlıklı yağ ve protein kaynaklarıyla açlık krizlerini önlüyor</p>

<p><strong>Yoğurt ve kefir:</strong> Bağırsak dostu probiyotiklerle sindirimi destekleyin</p>

<p><strong>Tam tahıllı ekmek:</strong> Pideye göre daha uzun süre tok tutuyor</p>

<p><strong>Kuru baklagiller:</strong> Yüksek lif ve protein içeriğiyle uzun süre doygunluk sağlıyor. Mercimek, nohut ve fasulye gibi kuru baklagiller, yüksek lif ve protein içerikleri sayesinde sindirimi yavaşlatarak uzun süreli tokluk hissi sağlıyorlar. Ancak gaz yapıcı etkileri nedeniyle aşırı tüketmemeye dikkat edin.</p>

<p><strong>Chia tohumu: </strong>Jel kıvamına gelerek tok hissetmenizi sağlıyor. Omega-3 yağ asitleri de enerji seviyesini dengede tutuyor.&nbsp;</p>

<p><img height="552" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/17/1742191202-el-f-g-zem-o-uz-1742225890-308-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>"Sahurda doğru besinleri seçerek gün içinde açlık krizlerini önleyebilir ve enerjinizi daha fazla koruyabilirsiniz" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Oğuz, işin formülünü ise üç maddede ise şöyle özetledi :</p>

<ol>
 <li>"<strong>Yavaş yemek </strong>sindirimi kolaylaştırıyor, daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor.</li>
 <li><strong>Protein + lif kombinasyonu: </strong>Daha uzun süreli tokluk sağlıyor, kan şekerini dengede tutuyor.</li>
 <li><strong>Su tüketimi: </strong>İftardan sahura kadar tüketeceğiniz bolca su açlık hissinin giderilmesine destek oluyor."</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 23:58:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/ramazanda-tok-kalmanin-3-altin-kurali-1742245108.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel ve bacak ağrılarınızın sebebi spinal stenoz olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/bel-ve-bacak-agrilarinizin-sebebi-spinal-stenoz-olabilir-172041</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/bel-ve-bacak-agrilarinizin-sebebi-spinal-stenoz-olabilir-172041</guid>
                <description><![CDATA[Bel ve bacak ağrılarınızın sebebi ‘spinal stenoz’ olabilir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Spinal stenozun, omurga kanalının daralması sonucu sinirler üzerinde baskı oluşturan bir durum olduğunu belirten uzmanlar,  en sık bel bölgesini etkilediğini söylüyor.</p>

<p>Spinal stenozun bel ve bacaklarda ağrı, uyuşma, güç kaybı ve ileri vakalarda yürüme güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıktığını aktaran Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, “Fizik tedavi, ilaçlar ve epidural enjeksiyonlar gibi konservatif yöntemlerle ağrısı veya hareket kısıtlılığı düzelmeyen hastalar için cerrahi düşünülür.” dedi. Ameliyat sonrası tam iyileşme süresinin 3 ila 6 ay arasında değişebileceğini dile getiren Avcı, düzenli egzersiz ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile hastalığın tekrarlama riskinin en aza indirilebileceğini vurguladı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, spinal stenozu açıklayarak, belirtileri, cerrahi tedavi seçenekleri, iyileşme süreci ve hastalığın tekrarlama olasılığına dair bilgi verdi.</p>

<p>En fazla bel bölgesini etkiliyor!</p>

<p>Spinal stenozun, omurga kanalının daralması sonucu omuriliğe ve sinir köklerine baskı uygulayan bir durum olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Omurga cerrahisinin ilgilendiği en yaygın rahatsızlıklardan biri olan spinal stenoz, özellikle yaşlı bireylerde sıkça görülür ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.” dedi. </p>

<p>En sık görülen spinal stenoz tipinin lomber spinal stenoz olduğunu ve bel bölgesini etkilediğini aktaran Avcı, “Diğer bir yaygın tip ise boyun bölgesindeki servikal spinal stenozdur. Stenozun şiddeti ve semptomları, daralmanın yerine ve sinir yapılarının ne derece etkilendiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Belirtiler, ağrı ve uyuşma ile kendini gösteriyor…</p>

<p>Spinal stenoz belirtilerine değinen Op. Dr. İdris Avcı, bu belirtileri şöyle açıkladı:</p>

<p>“Lomber spinal stenozda, hastalar özellikle yürürken veya ayakta durduklarında belden bacaklara yayılan ağrı hissedebilirler. Bu ağrı, oturma pozisyonunda azalır. Sinir sıkışması nedeniyle bacaklarda uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı gibi belirtiler ortaya çıkar. İleri vakalarda hastalar yürüme güçlüğü yaşayabilirler. Servikal spinal stenozda, boyun bölgesinde ağrıya ek olarak kollarda uyuşma ve güçsüzlük görülebilir. İleri durumlarda omurilik hasarı belirtileri olarak yürüme dengesizliği ve ince motor hareketlerde zorlanma da oluşabilir.”</p>

<p>Belirtiler alternatif seçeneklerle yönetilemediğinde cerrahiye başvurulabiliyor</p>

<p>Ortaya çıkan belirtilerin günlük yaşam aktivitelerini zorlaştırarak hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebileceğine dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler, erken tedavi ile semptomlarını hafifletebilir ve fonksiyonel bağımsızlıklarını geri kazanabilirler.” dedi.</p>

<p>Spinal stenoz tedavisinde cerrahi müdahalenin, diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında gündeme geldiğini vurgulayan Avcı, “Fizik tedavi, ilaçlar ve epidural enjeksiyonlar gibi konservatif yöntemlerle ağrısı veya hareket kısıtlılığı düzelmeyen hastalar için cerrahi düşünülür. Cerrahi tedavi yöntemleri, omuriliğe ve sinirlere olan baskıyı azaltmayı amaçlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Spinal stenoz cerrahisinde hastaya ve durumuna göre farklı yöntemler kullanılabiliyor! </p>

<p>Spinal stenoz cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemlere açıklık getiren Op. Dr. İdris Avcı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Laminektomi olarak da adlandırılan dekompresyon cerrahisi, spinal stenoz tedavisinde en yaygın uygulanan cerrahi yöntemlerden biridir. Omurilik kanalını genişletmek için omur kemiklerinin arka kısmında bulunan ‘lamina’ adı verilen yapı çıkarılır. Böylece sinir kökleri üzerindeki baskı azalır ve sinirlerin serbest hareket etmesi sağlanır.</p>

<p>Omurga kararsızlığını önlemek için yapılan spinal füzyon, dekompresyon işlemi sonrası omurga kemiklerinin sabitlenmesiyle yapılır. Omurga segmentlerinin birleştirilmesi, omurgada hareket kaybına yol açabilse de ağrı kontrolünü sağlar ve stabilite kazandırır. Bu yöntem, özellikle omurgada deformite veya aşırı kararsızlık durumunda tercih edilir.</p>

<p>Gelişen teknoloji ile birlikte minimal invaziv yöntemler de spinal stenoz tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu tekniklerde daha küçük kesiler kullanılarak omurga üzerindeki travma azaltılır, iyileşme süresi kısalır ve hastaların günlük yaşama dönüşü hızlanır.”</p>

<p>Ameliyat sonrası 3-6 içinde tam iyileşme sağlanabiliyor…</p>

<p>Spinal stenoz ameliyatı sonrası iyileşme sürecinin, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna, cerrahi yönteme ve ameliyatın kapsamına bağlı olarak değişiklik gösterdiğini ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Minimal invaziv tekniklerle ameliyat edilen hastalar, geleneksel yöntemlere kıyasla daha hızlı iyileşme eğilimindedir. Genellikle ameliyat sonrası hastaların çoğu, bir hafta içinde yürümeye başlayabilir ve birkaç hafta sonra hafif aktivitelere dönebilir.” dedi.</p>

<p>İlk iki haftada ağrının kontrol altına alınması, yaraların iyileşmesi ve enfeksiyon riskinin yönetimi gibi süreçlerin hastanede veya evde geçirilebildiğine işaret eden Avcı, iyileşme süreci hakkında şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Bir ay sonunda hastaların büyük kısmı normal günlük aktivitelerine dönebilir. Ancak ağır kaldırma, eğilme veya uzun süreli oturma gibi hareketlerden kaçınmaları önerilir. Tam iyileşme süreci, omurga stabilitesine, hastanın fiziksel durumuna ve cerrahi yönteme bağlı olarak 3 ila 6 ayı bulabilir. Bu sürede fizik tedavi ve düzenli egzersiz, tam iyileşme sürecini hızlandırabilir. Ameliyat sonrası hastaların yaşam kalitesinde genel bir artış sağlanır. Hastalar, ağrıdan kurtularak hareket özgürlüklerini yeniden kazanır ve daha aktif bir yaşam sürebilir.”</p>

<p>Tekrarlama riskini azaltmak hastaların elinde!</p>

<p>Spinal stenoz ameliyatı sonrası bazı hastalarda daralmanın tekrarlayabileceğinin altını çizen Op. Dr. İdris Avcı, “Tekrarlama riski, yaş, genel omurga yapısı, dejeneratif süreçler ve omurganın stabilitesi gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Özellikle yaşlanmaya bağlı omurga dejenerasyonu devam eden hastalarda, farklı bölgelerde yeniden daralma meydana gelebilir. Ancak tekrarlama riski, uygun cerrahi tekniklerin uygulanması ve ameliyat sonrası düzenli takip ile en aza indirilebilir.” dedi.</p>

<p>Ameliyat sonrası tekrarlama riskini azaltmak için hastaların bazı önlemler alması gerektiğine işaret eden Avcı, “Hastalar düzenli egzersiz yapmaya özen göstermeli. Omurgayı destekleyen kasların güçlenmesi, omurga üzerindeki baskıyı azaltarak daralma riskini düşürür. Fazla kilolu olmak omurga üzerinde baskı yaratır ve dejeneratif süreci hızlandırabilir. Uzun süreli ayakta durma veya oturma, omurga sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle hastaların uygun postürü koruyarak hareket etmeleri gerekir.” önerilerinde bulunarak sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 13:25:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/bel-ve-bacak-agrilarinizin-sebebi-spinal-stenoz-olabilir-1742034350.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süt dişlerinin tedavisi neden önemli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/sut-dislerinin-tedavisi-neden-onemli-172017</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/sut-dislerinin-tedavisi-neden-onemli-172017</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin tedavi edilmesinin neden önemli olduğunu yanıtladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin tedavi edilmesinin neden önemli olduğunu yanıtladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş hekimi ziyaretlerini yetişkinler bile zorlayıcı olarak nitelendirirken, söz konusu çocuklar olunca durum biraz daha karmaşık bir hale geliyor. Hele ki rutin kontroller ihmal edilmiş ve çocuk diş hekimine diş ağrısı şikâyeti ile başvurulmuşsa, çocuk hastanın yapılması gereken diş tedavileri için uyum göstermesi de her zaman mümkün olmuyor.</p>

<p>&nbsp;
<p>Ebeveynlerin en sık sorduğu soru ‘Süt dişi değil mi tedavi edilmesine gerek var mı?’ oluyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, bu sorunun cevabını verdi.</p>
</p>

<p>Erken diş çekimlerine dikkat!</p>

<p>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin ideal düşme zamanlarına kadar ağızda tutulması büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Uzun süre tedavi edilmediği için genişleyerek dişte boyut kaybına sebep olan diş çürükleri, enfeksiyona veya başka bir etkene bağlı olarak bazı sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Demir, "Düşme yaşı gelmeden çekilen ‘erken süt dişi çekimleri’ daimi dişlerin dizileceği çene arkı üzerinde yer kaybına sebebiyet vererek, daimi diş diziliminde çapraşıklıklara ve dişlerin gömülü kalmasına yol açabilir. Bu yer kaybı, dişlerinde çapraşık dizilim, çenelerinde kapanış bozukluğu olan ya da genetik yatkınlık sebebiyle olması beklenen bir hastanın probleminin şiddetlenmesine de sebep olabilir" dedi.</p>

<p>Diş çürüklerinin genel sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Nurgül Demir, zamanında tedavi edilmeyen diş çürükleri ilerleyerek, dişte enfeksiyon oluşmasına neden olabildiğini söyledi.</p>

<p>"Özellikle doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya gelen çocuklarda ağız hijyeninin en üst seviyede idame ettirilmesi ve diş çürüğüne bağlı enfeksiyonların önlenmesi göz ardı edilemez bir öneme sahiptir" diyen Dt. Demir, "Kalp kası enfeksiyonu olarak bilinen, ‘enfektif endokardit’ gelişmesi riski bu çocuklarda yüksektir. Diş enfeksiyonları, diş tedavileri, günlük diş bakım rutinleri sırasında oluşabilecek bakteri yayılımı enfektif endokardite sebep olabilir.” dedi. Dt. Demir diş çürüklerinin önlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 00:09:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/sut-dislerinin-tedavisi-neden-onemli-1741813781.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2030 yılına kadar yeniden akredite edildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ege-universitesi-psikoloji-bolumu-2030-yilina-kadar-yeniden-akredite-edildi-172000</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ege-universitesi-psikoloji-bolumu-2030-yilina-kadar-yeniden-akredite-edildi-172000</guid>
                <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümünün kalitesi TPD tarafından üçüncü kez ve beş yıllığına yeniden tescillendi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p align=”center”><b> </b></p>

<p align=”center”><b>Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2030 yılına kadar yeniden akredite edildi</b></p>

<p><b> </b></p>

<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü, Türk Psikologlar Derneği (TPD) Akreditasyon Üst Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2030 yılına kadar yeniden akredite edildi. Daha önce iki kere akreditasyon alan bölüm, böylece üst üste üçüncü kez kalite onayını alarak Türkiye’de psikoloji eğitimi veren köklü ve güçlü bölümler arasındaki yerini güçlendirdi.</p>

<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysun Doğan ile Bölüm Başkan Yardımcıları Doç. Dr. F. Cansu Pala Dedeoğlu ve Dr. Öğr. Üyesi Elvan Arıkan İyilikci, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ı makamında ziyaret ederek akreditasyon belgesini takdim etti.</p>

<p>EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından beş yıllık kurumsal tam akreditasyon alan ilk devlet yükseköğretim kurumuyuz. Öncü araştırma üniversitemizde başlattığımız program akreditasyonu seferberliğimiz devam ediyor. Üniversitemiz Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Türk Psikologlar Derneği tarafından üçüncü kez ve beş yıllığına yeniden akredite edildi. Eğitim öğretim, araştırma geliştirme ile laboratuvar altyapısının kalitesinin sürdürülebilir ve uluslararası standartlarda olduğu bir kez daha tescillendi.  Fakülte ve bölüm yönetimimiz başta olmak üzere emeği geçen çalışanlarımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>

<p>Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünün, Meslek Yeterlilik Kurumu tarafından, ‘Türkiye Yeterlilik Çerçevesi’ veri tabanına yerleştirildiğini de söyleyen Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Psikoloji Bölümümüz mezuniyet diplomalarında TYÇ logosunun yer alması hakkını da kazandı. Mezunlarımızın diplomaları yurt dışında tanınmış oldu” diye konuştu.</p>

<p><b>   “Psikoloji eğitimindeki kalite standartlarımızı başarı ile sürdürüyoruz”</b></p>

<p>Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysun Doğan, “Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü, TPD Akreditasyon Üst Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 20 Ocak 2030 tarihine kadar yeniden akredite edilmiştir. Daha önce 2012 ve 2019 yıllarında iki kere akreditasyon alan bölüm, böylece üst üste üçüncü kez bu kalite onayını alarak Türkiye’de psikoloji eğitimi veren köklü ve güçlü bölümler arasında yerini pekiştirmiştir. Türkiye genelinde yalnızca 19 psikoloji bölümü TPD tarafından akredite edilmiştir ve Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü bu seçkin grupta yer alarak psikoloji eğitimindeki kalite standartlarını başarıyla sürdürmektedir. TPD, 2010 yılından bu yana Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından tanınan yetkisiyle, psikoloji lisans programlarını uluslararası standartlara uygun olarak değerlendirmekte ve akredite etmektedir” dedi.</p>

<p><b>“Öğrencilerimize uluslararası nitelikte eğitim veriyoruz”</b></p>

<p>Bu akreditasyon sürecinde, Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümünün güçlü ve yetkin akademik kadrosu ile dikkat çektiğini ifade eden Prof. Dr. Aysun Doğan, “Öğretim üyeleri, ulusal ve uluslararası alanda önemli bilimsel çalışmalara imza atarak öğrencilere nitelikli bir eğitim sunmaktadır. Ayrıca, bölümün eğitim programı, bilimsel gelişmelere dayalı, güncel ve uluslararası standartlara uygun bir müfredat sunarak öğrencilere psikolojinin temel alanlarında geniş bir bilgi birikimi kazandırmaktadır. Bölümün gelişmiş araştırma ve uygulama olanakları da öne çıkan özellikler arasında yer almaktadır. Öğrenciler, laboratuvar çalışmaları, saha araştırmaları ve akademik projelerle bilimsel araştırma süreçlerini yakından deneyimleme fırsatı bulmaktadır. Ayrıca, öğrencilere sunulan akademik ve profesyonel rehberlik onların hem akademik hem de kariyer gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü, bu akreditasyon ile birlikte ülkemizdeki eğitim ve araştırma alanındaki öncü rolünü sürdürecek ve öğrencilerine en iyi akademik deneyimi sunmaya devam edecektir.” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 12:27:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/ege-universitesi-psikoloji-bolumu-2030-yilina-kadar-yeniden-akredite-edildi-1741598837.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kulak sağlığı için bu önerilere dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kulak-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-171999</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kulak-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-171999</guid>
                <description><![CDATA[Kulak sağlığı için bu önerilere dikkat!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Yüksek ses, gürültü ve kulak çubuğu kulak sağlığını tehdit ediyor</p>

<p>Kulak ve işitme sağlığını tehdit eden birçok unsur bulunduğunu belirten İstanbul Atlas</p>

<p>Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Kulak, Burun ve Boğaz</p>

<p>Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa İbas, gürültü maruziyeti,</p>

<p>enfeksiyonlar ve travmalardan korunmanın önemini vurguladı. Kulak sağlığını korumak için</p>

<p>yüksek sesle müzik dinlenmemesini ve gürültüye maruz kalırken kulak koruyucu ekipman</p>

<p>kullanılmasını öneren İbas, enfeksiyonlardan korunmak için yüzme sonrası kulakların</p>

<p>kurulanması gerektiğini söyledi. Kulak kanalının zorlanmaması gerektiğinin altını çizen İbas,</p>

<p>“Kulak çubuğu çubukları gibi sert ve kulak zarına zarar verebilecek nesnelerle kulak</p>

<p>temizliği yapmayın” uyarısında bulundu.</p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Kulak, Burun ve</p>

<p>Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa İbas, kulak ve işitme</p>

<p>sağlığının önemi ve korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>İşitme sağlığı testlerle değerlendiriliyor</p>

<p>Sağlıklı bir kulağın, dış kulak yolundan iç kulağa kadar tüm yapılarının normal anatomik ve</p>

<p>fonksiyonel özelliklerini koruması ile tanımlandığını belirten İbas, “Sağlıklı işitmenin en</p>

<p>önemli göstergesi ise işitme eşikleriyle belirlenir. Normal işitme eşikleri, 250 Hz � 8 bin Hz</p>

<p>frekans aralığında 0-25 dB seviyesinde olmalıdır. Saf ses odyometrisi ve konuşmayı ayırt etme</p>

<p>testleri, işitme sağlığını değerlendirmenin temel yöntemleridir” dedi.</p>

<p>Gürültü maruziyeti, enfeksiyon ve travmalar kulak sağlığını tehdit ediyor</p>

<p>Kulak sağlığını tehdit eden pek çok faktör bulunduğunu ifade eden İbas, bunlardan ilkinin</p>

<p>gürültü maruziyeti olduğunu söyledi. Yüksek sesli müzik, sanayi gürültüsü veya silah sesi gibi</p>

<p>yüksek desibelde seslere uzun süre maruz kalmanın işitme kaybına yol açabileceği uyarısında</p>

<p>bulunan İbas, enfeksiyon ve travmaların kulak sağlığını tehdit eden bir başka unsur olduğunu</p>

<p>kaydetti: “Orta kulak iltihapları (otitis media), dış kulak enfeksiyonları ve kronik enfeksiyonlar</p>

<p>işitme fonksiyonlarını bozabilir. Baş ve kulak travmaları, kulak zarı yırtılmalarına ve işitme</p>

<p>kaybına neden olabilir.”</p>

<p>Dış kulak yolunun kapanması işitme kalitesini tehdit ediyor</p>

<p>Kulak tıkaçları ve buşon (kulak kiri) birikiminin de kulak sağlığını tehdit ettiğini, dış kulak</p>

<p>yolunun tıkanmasının işitme kalitesini olumsuz etkileyebileceğini kaydeden İbas, “İlaçlar da</p>

<p>kulak sağlığını tehdit eden faktörler arasında sayılabilir. Bazı antibiyotikler ve kemoterapi</p>

<p>ilaçları gibi ototoksik ilaçlar işitme sinirlerine zarar verebilir” dedi. Yaşlanmanın da bir tehdit</p>

<p>olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa İbas, “Presbiakuzi olarak adlandırılan yaşa</p>

<p>bağlı işitme kaybı, özellikle yüksek frekanslı seslerin algılanmasını zorlaştırır” dedi.</p>

<p>İşitme kaybı, üç nedenle ortaya çıkabiliyor</p>

<p>İşitme kaybının nedenlerine değinen İbas, bunların iletim tipi, sensörinöral ve mikst tip olmak</p>

<p>üzere üçe ayrıldığını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>İletim tipi işitme kaybı: Dış kulak veya orta kulakta iletimi engelleyen faktörlerden</p>

<p>kaynaklanır. Kulak kiri birikimi, kulak zarı delinmesi, orta kulakta sıvı birikimi veya</p>

<p>kemikçiklerde sertleşme (otoskleroz) gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Sensörinöral işitme kaybı: İç kulaktaki tüylü hücrelerin hasarlanması veya işitme sinirinin</p>

<p>zarar görmesiyle oluşur. Yüksek seslere maruz kalma, yaşlanma, genetik faktörler ve bazı</p>

<p>ilaçlar bu tip kayba yol açabilir.</p>

<p>Mikst tip işitme kaybı: Hem iletim hem de sensörinöral işitme kaybının bir arada</p>

<p>bulunmasıdır.</p>

<p>Kulağınızı gürültüden koruyun!</p>

<p>Kulak sağlığını korumak için tavsiyelerde bulunan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa İbas, önerilerini</p>

<p>şöyle sıraladı:</p>

<p>Gürültüye karşı önlem alın: Yüksek sesle müzik dinlemeyin. Yüksek sesli ortamlardan kaçının,</p>

<p>gürültüye maruz kalırken kulak tıkacı gibi kulak koruyucu ekipmanlar kullanın.</p>

<p>Kulak hijyenine dikkat edin: Kulak kanalınızı zorlamayın ve gereksiz müdahalelerden kaçının.</p>

<p>Kulak çubukları gibi sert ve kulak zarına zarar verebilecek nesnelerle kulak temizliği yapmayın.</p>

<p>Enfeksiyonlardan korunun: Enfeksiyonlardan korunmak için yüzme sonrası kulaklarınızı</p>

<p>kurulayın ve kulak sağlığınızı düzenli olarak kontrol ettirin.</p>

<p>Dengeli beslenin: B12 vitamini, çinko gibi vitamin ve minerallerin yeterli alınması işitme</p>

<p>sağlığı için önemlidir.</p>

<p>İlaç kullanımına dikkat edin: Ototoksik ilaçlardan kaçınmak veya doktor kontrolünde</p>

<p>kullanmak işitme sağlığınızı korumanıza yardımcı olur.</p>

<p>Kulak sağlığınızı düzenli kontrol ettirin: Özellikle risk grubundaysanız (yüksek sesli</p>

<p>ortamlarda çalışıyorsanız, ileri yaştaysanız) yılda bir kez işitme testi yaptırın. İşitme kaybı</p>

<p>belirtileri fark ederseniz vakit kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz (KBB) uzmanına başvurun.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 12:27:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/kulak-sagligi-icin-bu-onerilere-dikkat-1741598822.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık güçlendirici tarifler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/bagisiklik-guclendirici-tarifler-171984</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/bagisiklik-guclendirici-tarifler-171984</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p align=”right”></p>

<p></p>

<p>Büyükşehir’in düzenlediği Mutlu Şehir Okulları etkinliklerinde Dr. Feridun Kunak, doğal reçetelerle bağışıklık sistemini güçlendirmenin yollarını anlattı</p>

<p align=”center”></p>

<p align=”center”><b>Kunak’tan bağışıklık güçlendirici tarifler</b></p>

<p align=”center”><b></b></p>

<p>Büyükşehir tarafından düzenlenen “Mutlu Şehir Okulları Ramazan’da Bi’ Başka” etkinlikleri bilgilendirici söyleşilerle devam ediyor. “Doğal Reçeteler ile Bağışıklık Güçlendirmek” konulu söyleşide konuşan Dr. Feridun Kunak, katılımcılara sağlıklı yaşama dair beslenme ve tedavi yöntemleri sundu.</p>

<p></p>

<p><b>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN DOĞAL REÇETELER</b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Ramazan ayının manevi havasını Kocaeli’nin her kesimine sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda pek çok etkinlik planlayan Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Dr. Feridun Kunak’ın katılımı ile bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdi. Sağlıklı yaşama dair pratik bilgi ve tedavi yöntemleri sunan Dr. Kunak, söyleşide bağışıklık sisteminin nasıl güçlendirilebileceğini, doğal ve sağlıklı beslenmenin önemini, bağışıklık sistemini destekleyen bitkisel karışımları, doğal kürleri ve sağlıklı yaşam önerilerini katılımcılar ile paylaşarak evde hazırlanabilecek tarifler sundu.</p>

<p></p>

<p><b>GÜNLÜK YAŞAMDA FAYDALI OLACAK ÖNEMLİ BİLGİLER</b></p>

<p>Söyleşi boyunca kadınların sorularını da yanıtlayan Kunak, bireysel sağlık önerileriyle katılımcılara rehberlik etti. Program sonunda üyeler, etkinlikten duydukları memnuniyeti dile getirerek, verilen bilgilerin günlük yaşamlarında faydalı olacağını ifade etti.</p>

<p></p>

<p><b>ETKİNLİKLER RAMAZAN BOYUNCA DEVAM EDECEK</b></p>

<p>Ramazan ayı boyunca devam edecek Mutlu Şehir Okulları etkinlikleri hakkında detaylı bilgi almak isteyenler için0 262 318 27 29numaralı telefonu arayarak bilgi alabilirler.</p>

<p></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Mar 2025 10:47:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/bagisiklik-guclendirici-tarifler-1741420044.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide Kanserinde yeni tedavi yöntemi yaşam süresini uzatıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/mide-kanserinde-yeni-tedavi-yontemi-yasam-suresini-uzatiyor-171981</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/mide-kanserinde-yeni-tedavi-yontemi-yasam-suresini-uzatiyor-171981</guid>
                <description><![CDATA[12 ülkeden 200’ü aşkın uzman İstanbul’da buluştu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Mide kanseri ‘Güncellenen’ tedavi yaklaşımlarıyla ele alındı!</strong></p>

<p><strong><u>Mide kanserinde yaşam süresini ve kalitesini artıran </u></strong></p>

<p><strong><u>yeni yöntemler gelişiyor!</u></strong></p>

<p><strong>İmmünoterapi, cerrahi kadar etkili mi?... Tedavide radyoterapi oranı düşecek mi?... Erken evrede endoskopik yöntemler mi kullanılacak?</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><b>Mide Kanserinde yeni tedavi yöntemi yaşam süresini uzatıyor</b></p>

<p><em>Son yıllarda hızla yaygınlaşan mide kanseri, ülkemizde en sık görülen kanserler arasında 5’inci sırada yer alıyor. Ancak erken teşhis için tarama yöntemi olmadığından çoğunlukla ileri evrede tanı konulan bu sinsi hastalık, ülkemizde kansere bağlı ölümlerde 3. Sıraya gelmiş durumda.  İşte bu önemli hastalığın tanı ve tedavisi alanında çalışan farklı tıp alanlarından 200’ü aşkın uzman, 28 Şubat-1 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen uluslararası sempozyuma katıldılar ve mide kanserinde immünoterapiden genetik testlere, radyoterapinin rolünden endoskopik işlemlere kadar hem yaşam süresini uzatan hem de kalitesini artıran yeni tedavi yöntemlerini tartıştılar.</em></p>

<p><em>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi’nin öncülüğünde düzenlenen sempozyumda konuşan <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç</strong> mide kanserinin tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşandığını belirterek, özellikle cerrahi, ilaç tedavileri, immünoterapi ve radyoterapi alanında hastalar için daha etkili ve konforlu yöntemlerin kullanılmaya başlandığını söyledi. Mide kanserinde yeni tedavi yaklaşımlarının ele alındığı sempozyumun konuşmacıları arasında bu alanda yaptıkları çalışmalarla bilinen <strong>Avrupa Medikal Onkoloji Derneği’nin (ESMO) Sindirim Sistemi Kanserleri Araştırma Başkanı, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sara De Dosso </strong>da vardı. Prof. Dr. Sara De Dosso da konuşmasında, mide kanseri tedavisinde çığır açan gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu vurguladı.  </em></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Ülkemizde ve dünya genelinde son yıllarda hızla yaygınlaşarak en sık görülen kanserler arasında 5’inci sırada yer alan mide kanseri, erken teşhis için etkin bir tarama yöntemi olmadığından genellikle ileri evrede tespit ediliyor. Bu durum hastalığın tedavi sürecini zorlaştırırken, yaşam kaybı riskini de artırıyor. Ülkemizde en çok ölüme yol açan 3’ncü kanser türü olan mide kanserinin giderek artan görülme sıklığına dikkat çekmek, hastalığa karşı daha etkin bir mücadele planı oluşturmak ve tedavide güncellenen yaklaşımları tartışmak amacıyla <strong>Acıbadem Üniversitesi Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi öncülüğünde Acıbadem Üniversitesi’nde 28 Şubat-1 Mart 2025 tarihleri arasında, </strong>12 ülkeden 200’ü aşkın uzmanın katılımıyla “Gastroözofageal Bileşke Kanserinde Güncel Yaklaşımlar: Multidisipliner Perspektifler ile Tedavi ve Gelecek Vizyonu Sempozyumu”<strong> </strong>gerçekleştirildi.<strong> </strong></p>

<p><strong>Sempozyum Düzenleme Komitesi Üyesi, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç,</strong> 2024 yılında mide kanseriyle ilgili ortaya çıkan önemli bilimsel verilerin, tedavi yaklaşımlarının yeniden değerlendirilmesini gerekli kıldığını belirterek, Acıbadem Üniversitesi Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi’nin öncülüğünde gerçekleştirdikleri toplantı ile hem bilim dünyasına hem de toplum sağlığına önemli katkılar sunmayı hedeflediklerini belirtti. </p>

<p> </p>

<p><strong>Kolorektal kanserlere göre daha az görülüyor ama!</strong></p>

<p>Mide kanserinin kolorektal (bağırsak) kanserlere kıyasla daha az görülse de, erken teşhis için etkin bir tarama yönteminin bulunmaması nedeniyle genellikle ileri evrede tespit edildiğini ve daha ölümcül seyredebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Erman Aytaç sözlerine şöyle devam etti: “Mide kanserinde son yıllarda hem cerrahi hem de onkolojik tedavide önemli gelişmeler kaydedilmesi, bu alana daha fazla dikkat çekilmesini gerekli kılıyor. Bu doğrultuda 2024 yılında rektum kanserinin ardından bu yıl da mide kanseri üzerinde önemli çalışmalara imza atan uzmanların katılımıyla, mide kanseri tedavisindeki güncel yaklaşımları ele aldık. Özellikle kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve cerrahi tedaviler konusunda, hem erken evre hem de metastatik mide kanserine yönelik en yeni yaklaşımları tartıştık. Ayrıca vaka bazlı sunumlarla tartışmalı konuları ele alarak ortak bir görüşe ulaşmayı hedefledik.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Tedavide çok önemli gelişmeler yaşanıyor!</strong></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, mide kanserinin tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşandığını, özellikle cerrahi, ilaç tedavileri, immünoterapi ve radyoterapi alanında hastalar için daha etkili ve konforlu yöntemlerin kullanılmaya başlandığını söyledi. Mide kanseri cerrahisinde artık daha minimal invaziv yöntemlerin tercih edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aytaç “Robotik cerrahi sayesinde açık ameliyatlara göre daha hızlı iyileşme sağlanabiliyor. Büyük kesiler yapmadan operasyonları gerçekleştirme imkanımız var ve bu yöntemi giderek daha fazla rutin pratiğimizde kullanıyoruz. Ayrıca çok erken evre mide kanserlerinde endoskopik yöntemlerle organın tamamını ya da bir kısmını çıkarmadan hem tanı koymak hem de tedavi etmek mümkün. Bu konuyu toplantımızda ayrıca ele aldık” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>“İmmünoterapi, Cerrahi kadar etkili olabiliyor!”</strong></p>

<p>Mide kanseri tedavisindeki bir diğer büyük adımın da ilaç tedavisi olduğunu belirten Prof. Dr. Erman Aytaç, belirli genetik özelliklere sahip mide kanserlerinde kemoterapiden daha etkili olan immünoterapinin öne çıktığını vurgulayarak şöyle konuştu: “İmmünoterapi, vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümör tedavisini daha az yan etkiyle ve daha başarılı şekilde yapmamızı sağlıyor. Özellikle genetik yatkınlığı olan hastalarda, immünoterapinin cerrahi tedaviye yakın bir oranda hastalığı ortadan kaldırma şansı sunduğunu biliyoruz. Cerrahi tedavi şu an için mide kanserinde en etkili yöntem olsa da, immünoterapi bazı hastalarda cerrahiye yakın oranda tamamen iyileşme sağlayabiliyor. Ancak bu yöntem halen deneysel bir yaklaşım olarak kabul ediliyor.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Radyoterapi kullanımı yeniden değerlendiriliyor</strong></p>

<p>Mide ve yemek borusunun birleştiği bölgedeki kanserlerin tedavisinde de yeni yaklaşımlar olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aytaç, daha önce bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapinin birlikte uygulandığını, ancak yeni çalışmaların radyoterapi olmadan güçlü bir kemoterapi ve cerrahinin benzer sonuçlar verdiğini gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Aytaç “Bu sayede hastaları radyoterapinin yan etkilerine maruz bırakmadan etkili bir tedavi sunabiliyoruz. Ancak bazı hasta gruplarında radyoterapinin gerekli olup olmadığı henüz netleşmiş değil. Bu toplantıda hangi hasta gruplarında radyoterapiye ihtiyaç duyulduğunu tartışarak ortak bir yaklaşım belirlemeye çalıştık” dedi. </p>

<p> </p>

<p><strong>Erken teşhis ve Genetik Testler hayati önem taşıyor!</strong></p>

<p>Mide kanseri tedavisindeki gelişmelerin yaşam beklentisini artırdığını ancak en önemli faktörün erken teşhis olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erman Aytaç sözlerine şöyle devam etti: “Ne yazık ki ülkemizde mide kanseri için tarama programı bulunmuyor. Bunun hayata geçirilmesi gerekiyor. Ayrıca genetik yatkınlık mide kanseri ortaya çıkmadan önce belirlenebiliyor. Özellikle 40 yaşından önce mide kanserine yakalanmış bireylerin aile bireyleri �anne, baba, kardeşler ve çocuklar- mutlaka genetik testlerden geçirilmeli. Böylece mide kanseri riski taşıyan kişiler erkenden tespit edilerek koruyucu önlemler alınabilir. 40 yaş öncesi bir yaşta mide kanseri tanısı almış yakınınız varsa o kişinin baba kardeş ve evlatlarının mutlaka genetik açıdan taranması gerekir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Prof. Dr. Sara De Dosso: “Bilimsel çalışmalar çok hızlı ilerliyor”</strong></p>

<p>Avrupa Medikal Onkoloji Derneği’nin (ESMO) Sindirim Sistemi Kanserleri Araştırma Başkanı, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sara De Dosso da “Bu önemli sempozyumda Türk meslektaşlarımla bir arada olmak ve gastrointestinal tümörlerin tedavisindeki son gelişmeleri tartışmak benim için çok büyük bir mutluluk” derken, mide kanserinin tedavisinde çığır açan gelişmeler yaşandığını vurguladı. Son yıllarda ezber bozan en önemli tedavilerden birinin immünoterapi yöntemi olduğunu belirten Prof. Dr. Sara De Dosso şöyle konuştu: “Bu alanda çığır açan, adeta ezber bozan en önemli tedavilerden biri immünoterapi yöntemi. İmmünoterapi artık gastrointestinal sistemi ilgilendiren ileri evre kanserlerde kullanıma girdi. Ancak burada immünoterapiden fayda görebilecek, bağışıklık sistemi tümörü baskılayabilecek, doğru hastayı seçmek çok önemli. Sadece ileri evre kanser hastalarında değil, hastalığı erken evrede olan hastalara da immünoterapi uygulamak istiyoruz. Bununla ilgili önemli çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız; kanser ilerlemeden, kanseri erken evrede immünoterapi yöntemiyle yok edip, hastayı iyileştirmek.” İmmünoterapinin bazı hastalarda tek başına kullanılabilirken, bazı hastalarda ise kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi ile bir arada da kullanılabildiğini belirten Prof. Dr. Sara De Dosso “İster tek başına, ister diğer tedavi yöntemleriyle kombine bir şekilde olsun, amaç hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmek ve tamamen iyileşmelerini sağlamak. Her hastaya immünoterapi uygun olmayabilir, tedavinin başarılı olması için burada hekimin doğru hastayı seçmesi çok önemli. Bu hastalar immünoterapiden yarar görebilirler. Bilimsel çalışmalar çok hızlı ilerliyor. Gelecek özellikle de medikal onkologlar ve ilaç tedavileri açısından harika görünüyor.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Mar 2025 10:44:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/mide-kanserinde-yeni-tedavi-yontemi-yasam-suresini-uzatiyor-1741419884.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>5 kanser ilacı daha geri ödeme listesine alındı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/5-kanser-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-alindi-171975</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/5-kanser-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-alindi-171975</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu, 5 kanser ilacını daha geri ödeme listesine aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu, 5 kanser ilacını daha geri ödeme listesine aldı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, SGK düzenlemesi kapsamında 5 kanser ilacın daha geri ödeme listesine alındığını duyurdu.</p>

<p>Bakan Işıkhan paylaşımında hastalara şifa dileyerek, geri ödeme listesine alınan kanser ilaçlarını da paylaştı.</p>

<p>İlaçlar arasında; Multipl miyelom, lenfoma, kronik miyeoid&nbsp;lösemi&nbsp;ve akut lenfoblastik lösemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan kanser ilaçları yer alıyor.&nbsp;</p>

<p></p>

<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Sosyal Güvenlik Kurumumuzun düzenlemesiyle 5 kanser ilacını daha geri ödeme listesine aldık.????<br />
<br />
İlaçların hastalarımıza şifa olmasını temenni eder, vatandaşlarımıza sağlıklı bir ömür dilerim. <a href="https://t.co/QS7g9GoGbC">pic.twitter.com/QS7g9GoGbC</a></p>
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) <a href="https://twitter.com/isikhanvedat/status/1897542359472083121?ref_src=twsrc%5Etfw">March 6, 2025</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Mar 2025 00:09:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/5-kanser-ilaci-daha-geri-odeme-listesine-alindi-1741295357.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ayında boğaz reflüsüne dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-171970</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-171970</guid>
                <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım konu ile ilgili bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Yıldırım konu ile ilgili bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Boğaz reflüsü mide asidinin boğaza,&nbsp;ses tellerine&nbsp;ve ağız&nbsp;bölgesine kadar gelmesine boğaz reflüsü diyoruz. Özellikle Ramazan ayında daha fazla görmekteyiz çünkü insanlar sahurdan sonra hemen yatıyorlar ve mide boşalması için yeterli zaman olmadığından uykudan sonra midedeki yiyecek&nbsp;ve içecekler boğaza doğru kaçak yapıyor bu nedenle&nbsp;&nbsp;boğaz reflüsü şikayetlerini bu ayda daha fazla görüyoruz.&nbsp;</p>

<p>Aynı şekilde akşam iftarda bir anda çok miktarda yemek yedikten sonra mide fazlasıyla dolu&nbsp;olduğu için geriye doğru kaçak yaparak boğaz şikayetlerine neden oluyor.&nbsp;<br />
Boğaz reflüsü ile mide reflüsü birbirinden farklıdır mide reflüsünde göğüste ağrı, göğüs arka duvarında yanma ve ekşime şikayetleri yaşanırken boğaz reflüsünde boğazda geçmeyen takılma hissi, sürekli boğaz temizleme, öksürük,&nbsp;ses kısıklığı, seste çatallaşma, geniz akıntısı, boğaz kuruluğu ve&nbsp;&nbsp;ağız kokusu gibi bir çok şikayete neden olur.&nbsp;</p>

<p>Hastalığın tanısını koymak için hastanın şikayetleri ayrıntılı değerlendirildikten sonra endoskopik muayene ile yani kamera ile boğaz’a bakıldıktan sonra kolaylıkla tanı konulabilmektedir. &nbsp;<br />
Boğaz reflüsü sigara ve&nbsp;alkol kullanımı gibi alışkanlıklarla beraber birleştiği zaman bu bölgede mide asiti&nbsp;tahrişine bağlı olarak kanser riskini de artırmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Boğaz reflüsün en sık semptomu yani bulgusu boğaz temizleme isteği,&nbsp;boğazda takılma hissi, ses kısıklığı, seste kabalaşma,yutarken takılma hissi ve&nbsp;gıcık tarzında boğazda öksürük görülür.<br />
Gıdalardan ise en fazla boğaz reflüsüne&nbsp;neden olan yiyecek ve içecekler;&nbsp;aşırı kahve içmek, alkollü içecekler, yağlı yiyecekler, asitli içecekler, hazır meyve suları, kakaolu ve çikolatalı&nbsp;yiyecekler, fazla&nbsp;salçalı ve baharatlı yiyecekler ve yağlı yiyecekler yapar.</p>

<p>Prof.Dr.Yavuz Selim Yıldırım,''Boğaz reflüsünden korunmak için özellikle ramazan ayında iftar ve sahurda tıkabasa yiyecek yememek gerekiyor, yatağa yatmadan en az 2-3 saat öncesinde yemeyi içmeyi kesmek gerekiyor, yatak başı bir miktar yükseltilebilir, beli&nbsp;çok sıkan dar kıyafetlerden sakınmak gerekir, reflü yapan yiyecek ve içecekleri azaltmak ve tüketmemekte fayda vardır.''dedi.</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/25/doc-dr-yavuz-selim-bey-2-1740483067-592-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 08:21:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/ramazan-ayinda-bogaz-reflusune-dikkat-1741238495.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doç. Dr. Emine Yıldırım: “Meme kanseri her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkiliyor”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-171955</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-171955</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu’nda kanser ve tedavisinde yeni gelişmeler tartışıldı. Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme kanserinin Türkiye’de her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkilediğini belirterek erken tanı ve bireyselleştirilmiş tedavi sayesinde sağ kalım oranlarında çok önemli iyileşmeler sağlandığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu’nda kanser ve tedavisinde yeni gelişmeler tartışıldı. Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, meme kanserinin Türkiye’de her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkilediğini belirterek erken tanı ve bireyselleştirilmiş tedavi sayesinde sağ kalım oranlarında çok önemli iyileşmeler sağlandığını söyledi.</strong></p><p>Vadi Kampüs Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilen sempozyumda meme kanseri ve tedavi süreçleri cerrahi, radyoloji ve onkoloji oturumlarında ele alındı.&nbsp;</p><p><strong>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım önemli”</strong></p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, kanserin doğası gereği tek bir disiplinin çözeceği bir hastalık olmadığını belirterek multidisipliner yaklaşımın önemini vurguladı: “Bugün burada genel cerrahi, radyoloji ve onkoloji branşlarından uzmanlar bir arada. Bunu çok önemsiyoruz çünkü biliyoruz ki başarıya giden yol beraber çalışmaktan geçiyor, aynı dili konuşmaktan geçiyor. Çünkü bir cerrahın ameliyatta neler çektiğini bir radyoloğun bilmesi gerekiyor ya da radyoloğun neye bakarak tanı koyduğunu bir cerrahın bilmesi gerekir. Onkologun nasıl bir tedavi stratejisi yapacağını yine bir cerrahın bilmesi gerekir ve bunları beraberce konuşmaları gerekir. Bu anlamda dünyada ve ülkemizde multidisipliner yaklaşımı benimseyen genel cerrahi, radyolojiyi ve onkolojiyi tek çatı altında bir araya getiren ve ekiplerin bir arada çalışmayı başarabildiği merkezler ilerleme açısından hız kazanıyor.”</p><p>Kanser tedavisinin çok zorlu bir süreç olduğunu, bununla beraber son 30-40 yılda tümörün teşhis ve tedavisiyle ilgili çok ciddi gelişmeler olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Bu gibi sempozyumların asıl önemli özelliği şu: Tek bir konuya odaklanmış olmaları ve güncel bilgiyi paylaşmaları. Düşünür Francis Bacon, bilgi güçtür diyor. Ama hangi bilgi ve nasıl bir güç? Eskimiş bilgi belki de zararlı bir güç. Güncel ve kanıtlanmış bilgi gerçek güç herhalde. Bu nedenle bu tür sempozyumların önemini hatırlatmak istiyorum. Bu sempozyumun da önemli katkılar sunacağına inanıyorum” diye konuştu.</p><p><strong>Prof. Dr. Faruk Aydın: “Kadın sağlığında önemli yeri olan konu yeni gelişmelerle ele alınacak”</strong></p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın, sempozyumun amacının meme kanseri tedavisindeki gelişmeler ve bunun yansımalarının tartışılması ve bilimsel olarak kanıtlanmış doğrular üzerinden tedavi algoritmalarının değerlendirilmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Aydın, “Bu doğrultuda fikir alışverişinde bulunmayı ve meme kanserinde tedaviye yön veren stratejiler üzerindeki araştırmalarınızı ve deneyimlerinizi paylaşmanızı amaçlıyoruz. Kadın sağlığında çok önemli olan bir konuyu yeni gelişmeleriyle alanında çalışan hekimlerin bir arada ele alması çok kıymetli. Özellikle değerli tartışmacıların ve katılımcıların katkıları sayesinde meme kanserinde tedaviye yön veren stratejilerin farklı boyutlarına dair derinlemesine bilgiler edinmeyi umuyoruz. Sempozyumumuzun üniversitemize ve tüm katılımcılara yararlı olmasını diliyorum” dedi.</p><p><strong>Doç. Dr. Emine Yıldırım: “Meme kanserindeki güncel yaklaşımları tartışıp yeni stratejileri değerlendireceğiz”</strong></p><p>Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, “Bugün burada alanında uzman akademisyenler olarak meme kanserindeki güncel yaklaşımları tartışmak, yeni stratejileri değerlendirmek amacıyla bir araya geldik. Bu sempozyum yalnızca bilimsel bir bilgi paylaşımı değil aynı zamanda multidisipliner iş birliğinin de göstergesi olacaktır” dedi.</p><p><strong>Kanserde tedavi süreçleri dinamik bir yapıya sahiptir</strong></p><p>Meme kanserinin Türkiye’de her yıl yaklaşık 20 bin kadını etkilediğini belirten Doç. Dr. Yıldırım, “Bu çok yüksek bir sayı ve erken tanı, bireyselleştirilmiş tedavi sayesinde sağ kalım oranlarında da çok önemli iyileşmeler sağlanmaktadır. Tedavi süreçleri dinamik bir yapıya sahiptir. Cerrahiden sistemik tedaviye, radyoterapiden hormon terapiye, immün terapiden genetik analizlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Biz de sempozyumumuzda son gelişmeleri değerlendirip en etkin tedavi yaklaşımlarını konuşmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.</p><p><strong>Üç oturumda gerçekleşti</strong></p><p>Meme Kanserinde Tedaviye Yön Veren Stratejiler Sempozyumu, cerrahi, radyoloji ve onkoloji olmak üzere üç oturumda gerçekleşti. Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak,&nbsp; Prof. Dr. Arda Kayhan, Prof. Dr. Nebi Serkan Demirci, Prof. Dr. Teoman Yanmaz’ın oturum başkanlıklarını yaptığı oturumlarda uzman isimler meme kanseri ve tedavisinde yeni yaklaşımları her yönüyle inceledi.&nbsp;</p><p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 05:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/doc-dr-emine-yildirim-meme-kanseri-her-yil-yaklasik-20-bin-kadini-etkiliyor-1741027994.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç Tutarken Dikkat Etmeniz Gereken 8 Önemli Kural!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-171947</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-171947</guid>
                <description><![CDATA[Fırından yeni çıkmış sıcak pide yemek… Bolca şerbetli tatlılar tüketmek… İftar yemeğini hızlıca bitirmek… Kimi zaman uzun saatler aç kalmamız kimi zamansa cezbedici lezzetleri nedeniyle veya daha enerjik olmamızı sağladığını düşündüğümüz için Ramazan’da bu tür beslenme hatalarına sıkça düşebiliyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da yaptığımız beslenme hataları nedeniyle kilo alımının yanı sıra halsizlik, hazımsızlık, hipoglisemi, uyuklama hali, baş ağrısı ve vücutta sıvı kaybı gibi yaşam kalitemizi düşüren pek çok sağlık problemiyle karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla Ramazan’ı sağlıklı geçirmek için beslenmemizde bazı kurallara dikkat etmemiz çok önemli. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,  vücudun yorulmaması, kan basıncı ile kan şekeri gibi parametlerde ani değişimler  oluşmaması için bazı kurallara özen göstermemiz gerektiğini belirterek, “Ramazan’ı sağlıklı geçirmek için yeterli miktarda su içmek, iftarda çok hızlı ve büyük porsiyonlarda yemek yememek, iftar sonrasında tatlılardan uzak durmak üç temel kuraldır” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, oruç tutarken atlanmaması gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fırından yeni çıkmış sıcak pide yemek… Bolca şerbetli tatlılar tüketmek… İftar yemeğini hızlıca bitirmek… Kimi zaman uzun saatler aç kalmamız kimi zamansa cezbedici lezzetleri nedeniyle veya daha enerjik olmamızı sağladığını düşündüğümüz için Ramazan’da bu tür beslenme hatalarına sıkça düşebiliyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da yaptığımız beslenme hataları nedeniyle kilo alımının yanı sıra halsizlik, hazımsızlık, hipoglisemi, uyuklama hali, baş ağrısı ve vücutta sıvı kaybı gibi yaşam kalitemizi düşüren pek çok sağlık problemiyle karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla Ramazan’ı sağlıklı geçirmek için beslenmemizde bazı kurallara dikkat etmemiz çok önemli. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,</strong>  vücudun yorulmaması, kan basıncı ile kan şekeri gibi parametlerde ani değişimler  oluşmaması için bazı kurallara özen göstermemiz gerektiğini belirterek, “Ramazan’ı sağlıklı geçirmek için yeterli miktarda su içmek, iftarda çok hızlı ve büyük porsiyonlarda yemek yememek, iftar sonrasında tatlılardan uzak durmak üç temel kuraldır” diyor.  <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,</strong> oruç tutarken atlanmaması gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Bol bol su için!</strong></p>

<p> </p>

<p>İftar ve sahur arasında mümkün olduğunca bol su içmeniz çok  önemli. Zira susuz kalmak; baş ağrısı, huzursuzluk ve açlığı çok daha şiddetli hissetmemize sebep olabiliyor. Bu nedenle iftar ile sahur arasında ortalama 2 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca<strong> </strong>susuzluğu artırabilecek olan çok tuzlu, çok şekerli ve kafein içeren içecekleri tüketmemeye dikkat etmeniz gerekiyor. Sıvı ihtiyacını karşılayabilmek için bol miktarda suyun yanı sıra iftar sonrasında açık çay içebilirsiniz.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Çorbadan sonra 15 dakika bekleyin</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>İftar sofralarında sıklıkla yapılan önemli hatalardan biri,  tüm yemekleri aynı anda ve hızlıca yemek oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, gün boyunca boş olan midenin  aniden fazla çalışmaya zorlanmasının hazımsızlık ve gaz gibi sindirim bozukluklarına ve kalp atışının hızlanmasına yol açabileceği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hatta bu durum kalp krizine varacak derecede ciddi sonuçlar oluşturabileceği için iftarda mümkün olduğunca yavaş yemeye özen gösterilmesi gerekiyor” Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, orucunuzu hurma veya zeytinle açmanızın kan şekeri regülasyonuna yardımcı olacağını belirterek, “Ardından, yemeğe çorba ve salatayla devam ederek, mümkünse 15 dakika kadar ara verip, sonra ana yemeğe geçmek iştah kontrolünü sağlayacaktır” diyor. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Sahura mutlaka kalkın</strong></p>

<p> </p>

<p>Ertesi gün uyku problemi yaşamamak için sahura kalkmadan oruç tutmak isteyebilirsiniz, ancak iftarda dolan mide henüz sindirimini tamamlamadan gece yemek yiyip yatmak sindirim sistemini zorlayabiliyor. Bunun sonucunda; gaz, şişkinlik, ağza acı su ve/veya gıdaların geri gelmesi gibi problemler yaşanabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, bu nedenle oruç tutarken mutlaka sahura kalkmak gerektiğini belirterek, “Sahurda uzun sürecek olan açlık nedeniyle protein ağırlıklı kahvaltı şeklinde sindirimi kolay yiyecekleri tercih etmek gün boyu tok kalmaya yardım edeceği gibi sindirim problemini de önleyecektir. Eğer sahura kalkmadan oruç tutulacaksa; iftar yemeği sonrasında yoğurt, ayran, peynir ve tuzsuz kuru yemiş gibi yiyeceklerle ara öğün yapılması daha sağlıklı olacaktır” diye konuşuyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>İftar yemeğinizde eksik olmasın!</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Oruç tutarken su tüketiminin, hareketin ve öğün sayısının azalması  kabızlığa neden olabiliyor. Bolca su içmeye özen göstermek, iftar yemeğinde mutlaka çorba, salata ve sebzeye yer vermek kabızlığın önlenmesinde büyük bir önem taşıyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Tatlı yerine meyve tercih edin</strong></p>

<p> </p>

<p>Genel olarak iftar sonralarının vazgeçilmezi olan tatlıları mümkün olduğu kadar az tercih etmeniz gerekiyor.  Zira, yemek sonrasında tüketilen tatlı fazla kalori ve şeker içerdiği için kilo artışına ve karaciğer yağlanmasına sebep olabiliyor.   Tatlı yerine iftardan 1-2 saat sonra tüketeceğiniz bir porsiyon meyve vitamin desteği sağlayarak bağışıklığın güçlenmesine yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra sebze ve meyvelerin içeriğindeki posa kabızlığın önlenmesinde ve tokluk süresinin uzamasında da büyük rol oynuyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Pideyi bir avuç içi kadar tüketin!</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Beyaz undan yapılan ekmek ve pide gibi karbonhidrat içeren besinler kan şekerinde ani yükselmeye ve ardından ani düşüşlere sebep olacağı için daha erken  acıkmanıza yol açabiliyor.  Dolayısıyla sahurda pide yerine tam tahıllı ekmekleri tercih etmeniz gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “İftar yemeğinde ise pideyi bir avuç içi ile sınırlamak gereksiz karbonhidrat ve kalori alımının önüne geçecektir. Ayrıca hazımsızlığa neden olabileceği için pideyi sıcak yemekten de mutlaka kaçınmak gerekiyor” diyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Hurmayı 1-2 adetle sınırlayın!</strong></p>

<p> </p>

<p>Hurma lif oranı yüksek olması sayesinde tokluk hissi sağlamayı kolaylaştıran  bir meyve.  Ancak tüm meyveler gibi fazla tüketildiğinde meyve şekerinin tüketiminin artmasıyla birlikte kan şekeri yüksekliğine sebep olabiliyor. Bu nedenle hurmayı iftar yemeğinde 1-2 adetle sınırlamaya dikkat etmenizde fayda var. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Sahurda tokluk süresini bu besinlerle uzatın</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, tokluk süresini uzatan besinleri şöyle sıralıyor:</p>

<p><strong>Yumurta:</strong> İçeriğindeki yüksek kaliteli protein ve yağ asitleri sayesinde hem tok tutan hem de sindirimi kolay besinlerin başında geliyor.</p>

<p><strong>Mevsim sebzeleri: </strong>Yüksek miktarda posa içeriğiyle mide ve bağırsak sağlığını destekleyerek tokluk süresini uzatıyor.</p>

<p><strong>Tam tahıllı karbonhidratlar: </strong>Tam buğday ekmeği, bulgur, yulaf, çavdar ekmeği, karabuğday ve esmer pirinç gibi tam tahıllı karbonhidratları tüketmek kan şekeri regülasyonu sağlayacağından daha uzun süre tok kalmaya yardımcı oluyor.</p>

<p><strong>Çiğ kuruyemişler: </strong>Ceviz, badem ve fındık gibi çiğ kuruyemişler<strong> </strong>içeriğindeki sağlıklı yağlar veya lif oranıyla tokluk süresini uzatabilecek bir diğer besin grubu. Tuz oranının yüksek olması ve susuzluğu artırabilmesi nedeniyle kavrulmuş kuruyemişlerden Ramazan’da uzak durmanız gerekiyor.</p>

<p><strong>Süt ürünleri:</strong> Yoğurt, kefir ve tuzsuz peynir gibi protein açısından oldukça zengin olan süt ürünleri hem tokluk süresini uzatıyor hem de bağırsak sağlığına oldukça fayda sağlıyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 12:33:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/oruc-tutarken-dikkat-etmeniz-gereken-8-onemli-kural-1740994381.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk hekimlerin geliştirdiği teknik literatüre girdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/turk-hekimlerin-gelistirdigi-teknik-literature-girdi-171944</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/turk-hekimlerin-gelistirdigi-teknik-literature-girdi-171944</guid>
                <description><![CDATA[Türk hekimlerin beyin cerrahisinde uyguladıkları yeni cerrahi teknik sayesinde, ameliyat sonrası ortaya çıkabilecek beyin-omurilik sıvısı (BOS) kaçağı büyük ölçüde önlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi kliniğinde açık beyin ameliyatları sonrası görülmesi olası BOS kaçağını sonlandıran cerrahi teknik, Amerikan Beyin ve Sinir Cerrahları Birliğinin Neurosurgical Focus dergisinin şubat sayısının kapağına taşındı.</p><p>Dergide yayımlanan çalışmada Doç. Dr. Onur Özgüral sorumlu yazar olarak yer aldı.</p><p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinden Dr. Öğretim Üyesi Eyüp Bayatlı, "Duraplastide Katlantı Tekniği"ne ilişkin açıklamada bulundu.</p><p>Açık beyin ameliyatlarında olası BOS kaçağı sorununun tüm dünyada beyin cerrahisinde yaygın ve önemli bir problem olduğunu belirten Bayatlı, "Beyin zarlarını dikerken kullandığımız geleneksel bir teknik var. Bu tekniğe rağmen belli hastalarda beyin-omurilik sıvısı kaçağının olduğunu tespit ediyorduk." dedi.</p><p>Özellikle beynin arka kısmında yapılan açık ameliyatlarda sıvı kaçağını gözlemledikleri hastalar olduğunu ifade eden Bayatlı, bu sorunu aşmaya yönelik klinik olarak farklı bir teknik geliştirdiklerini ve bunu belli hastalarda uyguladıklarını söyledi.</p><p>Bayatlı, "Hastalarda hiç kaçağın olmadığını tespit ettik. Bunu da bir yayına dönüştürdük. Şubat ayında Amerikan Beyin Cerrahları Birliğinin resmi dergilerinden biri olan Neurosurgical Focus dergisine kabul edildi. Aynı zamanda derginin ilgili sayısında kapağa seçildi. Yine aynı kuruluş tarafından, söz konusu tekniği ve çalışmayı sunmak üzere bir programa davet edildik. Böylece dünya çapında tanıtılan ve sunulan bir makale olarak duyuruldu." diye konuştu.</p><p>"Her beyin cerrahisi uzmanı tarafından uygulanabilecek bir yöntem"<br>Dr. Eyüp Bayatlı, hastalarda, geleneksel yöntemle yapılan ameliyatlarda ortaya çıkabilen BOS kaçağının nedenlerinin dünya genelinde tartışılan bir konu olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:</p><p>"Bizim gözlemlerimiz bunu nasıl aşabiliriz ve üstesinden nasıl gelebiliriz şeklindeydi. Buna yönelik önce deneysel çalışmaları kliniğimiz bünyesinde gerçekleştirdik ardından bunu hastalara uygulamaya başladık. Burada herhangi bir ek malzeme kullanmıyorsunuz. Katlantı tekniği olarak adlandırdığımız cerrahi yöntem, beynin dış zarını onarmak üzere geliştirilen bir cerrahi yöntem, dikiş tekniğinden ibaret. Herhangi bir ek maliyet olmadan ve ek bir teknoloji kullanmaya gerek kalmadan dünyanın her yerinde ve her beyin cerrahisi uzmanı tarafından uygulanabilecek bir yöntem şeklinde geliştirmiş olduk."</p><p>BOS kaçağı menenjite yol açabiliyor<br>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisinde 5 yılda 2 bin 500 hastada yapılan açık beyin ameliyatlarını incelediklerini anlatan Bayatlı, "Kliniğimiz bünyesinde geliştirdiğimiz tekniği uyguladığımız hastalarda BOS kaçağının olmadığını görmek çok önemli." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 13:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/turk-hekimlerin-gelistirdigi-teknik-literature-girdi-1740911875.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-171937</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-171937</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarında nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarında nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) -&nbsp;</strong>Ramazan ayının başlamasına sayılı günler kala İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan sahur ve iftar sofraları için önerilerini paylaştı. Özellikle sahurda mümkün olduğu kadar az besin tüketilmesi gerektiğini dile getiren Pehlivan, su tüketiminin de yemekten önce olmasının faydalı olacağını belirtti. Pehlivan, Ramazan ayı boyunca alınması gereken takviye gıdaları da sıraladı.</p>

<p><strong>“Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı”</strong></p>

<p>Sahurda nasıl beslenilmesi gerektiğini aktararak öğün örnekleri veren Pehlivan, “Öncelikli olarak hafif ve protein odaklı bir beslenme sisteminin kurulması gerekiyor. Sahurda haşlanmış yumurta, yulaflı omlet ve yanında lorlu salata veya yoğurt, meyve ya da kuru yemişle hazırlanmış bir smoothie kullanılabilir.</p>

<p>Sahur sofrasının olabildiğinde hafif olması gerekiyor. Sıvı tüketiminin ise sahura başlamadan önce yapılması gerekir. 2 bardak suyu içtikten sonra sahur yapmak faydalıdır. Çünkü sahuru yaptıktan sonra uyuyacaksak sahur sırası ve sonrası içilen su hazımsızlık ve şişliğe neden olabilir. Sahurun sonunda içtiğimiz su gastrit, ülser ya da reflü gibi hastalıklara sebebiyet verebilir. Bu yüzden su tüketimini sahur sofrasına başlamadan gerçekleştirmeli, suyu yavaş ve oturarak içmeliyiz” dedi.</p>

<p><img height="1125" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-cc7fb8ae-1f8a-4e10-b7c6-a59755e587cb-1740754934-428-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“Sahurda mümkün olduğu kadar az yiyelim”</strong></p>

<p>Aralıklı orucun da son yıllarda yaygınlaştığını kaydeden Pehlivan, şunları söyledi: “Bunun sebebi, açlığın bedene iyi gelmesidir. Fonksiyonel tıp programları açlığı savunur, açlığın organları yenilediği ve onardığı anlatılır. Bu sebeple sahurda çok fazla yiyecek tüketmemek, karbonhidrattan yana zengin beslenmemek gerekir. Oruçta hem fiziksel hem de ruhsal arınmaya odaklanılır. Organların kendilerini yenilemesi için de uzun süreli açlık gerekir. Sahurda ne kadar az tüketirsek o kadar yağ depoları yakılmaya başlanır ve yakılan bu enerji kişiyi daha dinç ve enerjik tutar.”</p>

<p><img height="1026" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-f2510b3c-e189-4d9d-b3e5-b7f1ea06239c-1740754930-22-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“İftarda önce su içelim”</strong></p>

<p>İftar sofrasında da tıpkı sahurda olduğu gibi önce iki bardak su içerek başlanması gerektiğini ifade eden Pehlivan, “İftar sırasında ve iftardan hemen sonra su tüketmemeliyiz. Bunu yaparsak besinlerle birlikte sıvı karışacak ve ana yemekteki protein sindirilemeyecektir. Böyle bir durumda da şişlik ve hazımsızlık oluşabilir. İki bardak suyun ardından iki hurma yenmeli, ardından baharatsız hafif bir çorba içilmeli. 10 dakika beklendikten sonra protein odaklı bir ana yemek tüketilmeli. İftarın ardından 1,5 saat sonra su tüketmeye yeniden başlamak ve sahura kadar 2,5 litre suyu yudum yudum tüketmek daha faydalı olacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>Üç takviye gıda önerisi</strong></p>

<p>Ramazan ayında çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Pehlivan, “Çay ve kahve, su atımını destekleyen besinlerdir. Oruç sürecinde oldukça susuz kalacağımız için çay ve kahve tüketiminin azaltılması gerekir. İyon dengesini sağlamak için iftardan 2 saat sonra mineralli soda tüketilebilir” diye konuştu. Pehlivan, Ramazan ayında önerilecek üç takviye gıdanın da magnezyun, Omega 3 ve D vitamini olduğunu ifade etti. Pehlivan, takviye gıdaların iftardan 1,5 saat sonra içilecek suyla sırasıyla alınabileceğini ifade etti.</p>

<p><img height="450" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-23c5750d-cf19-49ad-b61c-2229390130ef-1740754947-384-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 10:52:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/03/sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-1740815549.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem Yalnızca Binaları Değil, Ruh Sağlığını da Yıkıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/deprem-yalnizca-binalari-degil-ruh-sagligini-da-yikiyor-171924</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/deprem-yalnizca-binalari-degil-ruh-sagligini-da-yikiyor-171924</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye bir deprem ülkesi ve her yıl binlerce insan deprem felaketinden etkileniyor. Özellikle çocuklar, depremin yarattığı psikolojik travmayı yetişkinlerden çok daha derin yaşayabiliyor. 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremler, yaklaşık 4,8 milyon çocuğun psikolojik, fiziksel ve sosyal olarak sarsılmasına neden oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Deprem haftası kapsamında bilgiler veren <strong>Uzman Klinik Psikolog Yağmur Taş Gül,</strong> afetlerin çocuklar üzerindeki psikolojik hasarlarını ve bu süreçte yapılması gerekenleri anlattı. </p>

<p><strong>Afet Psikolojisi Nedir?</strong></p>

<p>Dr. Gül, ülkemizde ve dünyada pek çok kez şahit olduğumuz ve bizi derinden etkileyen afetlerin fiziksel yıkımların yanı sıra ruh sağlığımıza da zarar verdiğini vurguladı. Afet psikolojisi hakkında bilgi veren Dr. Gül, afet psikolojisi alanında yapılan çalışmaların afetlerin bireyler üzerindeki kısa ve uzun vadeli psikolojik etkilerini incelediğini belirtti. Deprem gibi büyük felaketlerin yalnızca fiziksel yıkımlara değil, psikolojik ve sosyal kayıplara da neden olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Yağmur Taş Gül bu alandaki çalışmaların iki odakta ele alındığını aktardı.</p>

<p>Dr Gül; “Afet psikolojisi sadece iyileşme süreciyle sınırlı bulunmuyor. Aynı zamanda, afetlere karşı psikolojik dayanıklılığı artırmak, afet bilinci oluşturmak ve kriz anlarında uygulanabilecek psikolojik müdahaleleri içeren bir süreci kapsıyor” dedi.</p>

<p><strong>Deprem Sonrası Çocukların Psikolojisi</strong></p>

<p>Çocukların afeti anlamlandırma biçiminin yetişkinlerden farklı olduğunu belirten Dr. Gül, psikolojik desteğe daha fazla ihtiyaç duyduklarını aktardı. Özellikle küçük çocukların bu süreçte ebeveynlerinden ayrılma korkusu yaşayabileceğini ve yalnız kalmak istemeyebileceğini vurgulayan Dr. Gül deprem sonrası sık görülen psikolojik tepkileri şöyle sıraladı:</p>

<p>• Sürekli tetikte hissetme ve aşırı korku</p>

<p>• Kabuslar ve uyku problemleri</p>

<p>• Anksiyete ve depresyon belirtileri</p>

<p>• Öfke nöbetleri ve huzursuzluk</p>

<p>• Sürekli ağlama ve içe kapanma</p>

<p>• Dikkat dağınıklığı ve öğrenme güçlüğü</p>

<p><strong>Afet Sonrası Ebeveynlere Öneriler</strong></p>

<p>Çocuklar için güvenli bir ortam oluşturmak, iyileşme sürecinin en kritik adımlarından biri. Uzman Klinik Psikolog<strong> Yağmur Taş Gül</strong>, ailelerin ve öğretmenlerin dikkat etmesi gereken noktaları da paylaştı:</p>

<p><strong>Duygusal destek sağlayın:</strong> Çocuklara “Şu an güvendeyiz, buradayız, yanındayız” mesajı verilmeli.</p>

<p><strong>Duygularını ifade etmelerine izin verin:</strong> Çocuklar farklı tepkiler verebilir. Onları yargılamadan dinlemek önemlidir.</p>

<p><strong>Afetle ilgili basit ve anlaşılır bilgiler verin:</strong> Aşırı detay vermek kaygıyı artırabilir.</p>

<p><strong>Sosyal medyayı sınırlandırın: </strong>Deprem görüntülerine sürekli maruz kalmaları travmayı derinleştirebilir.</p>

<p><strong>Günlük rutinleri devam ettirin:</strong> Belirsizlik, çocuklarda kaygıyı artırır. Mümkün olduğunca düzen korunmalıdır.</p>

<p><strong>Nefes egzersizleri ve rahatlama teknikleri öğretin:</strong> Derin nefes alma teknikleri çocukları sakinleştirir.</p>

<p><strong>Hikaye anlatımı ve oyunları kullanın:</strong> Çocuklar oyun oynayarak travmalarını işleyebilir.</p>

<p> Eğer çocukların kaygıları artıyorsa ve günlük yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyorsa, bir uzmandan destek almak gerekebilir.</p>

<p><strong>Afet Sonrası Okullarda Çocuklara Destek Olmanın Önemi</strong></p>

<p> Uzman Klinik Psikolog Yağmur Taş Gül, okulların afet sonrası çocukların psikolojik iyileşmesi için kritik bir rol oynadığını belirterek eğitim kurumlarının yapması gerekenleri de şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Okulun fiziksel güvenliğini sağlamak:</strong> Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri için bulundukları mekanların sağlamlığı önemli rol oynar.</p>

<p><strong>Psikolojik destek hizmetleri sunmak:</strong> Çocukların yaşadıkları travmayı paylaşabilecekleri ortamlar oluşturmak büyük fayda sağlar.</p>

<p><strong>Sanat ve terapi atölyeleri düzenlemek:</strong> Resim, yazı yazma, grup terapileri çocukların duygularını ifade etmelerine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Afet eğitimi vermek:</strong> Çocukların deprem anında ne yapılması gerektiği konusunda bilinçlendirilmesi paniği azaltır.</p>

<p><strong>Deprem Sonrası Psikolojik Etkiler Nelerdir?</strong></p>

<p>Deprem gibi travmatik olaylar, insanlarda hem kısa hem de uzun vadeli psikolojik etkiler bırakabilir. Güneşli Erdem Hastanesi’nde görev yapan Uzman Klinik Psikolog Yağmur Taş Gül, psikolojik destek alınmadığı takdirde daha kalıcı hale gelebilecek etkileri şöyle sıralıyor:</p>

<p><strong>Kısa Vadeli Etkiler:</strong></p>

<p>• Şok ve inkar</p>

<p>• Yoğun kaygı, korku ve panik</p>

<p>• Uyku bozuklukları</p>

<p>• Öfke nöbetleri</p>

<p>• Konsantrasyon kaybı</p>

<p>• İştahta değişimler</p>

<p><strong> Uzun Vadeli Etkiler:</strong></p>

<p>• Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)</p>

<p>• Depresyon ve anksiyete bozuklukları</p>

<p>• Sosyal izolasyon</p>

<p>• Kayıp ve yas süreci</p>

<p><strong>Afet Sonrası Yetişkinler İçin Psikolojik Destek Yöntemleri</strong></p>

<p> Yetişkinler de depremin psikolojik etkilerini uzun süre taşıyabilir. Dr. Gül, afet sonrası psikolojik dayanıklılığı artırmak için aşağıdaki yöntemleri öneriyor:</p>

<p><strong>Duygularınızı paylaşın:</strong> Travmayı bastırmak yerine, güvendiğiniz kişilerle konuşun.</p>

<p><strong>Rutinlerinizi yeniden oluşturun:</strong> Günlük hayata geri dönmek, kontrol duygusunu artırır.</p>

<p><strong>Nefes ve gevşeme egzersizleri yapın:</strong> Stresle başa çıkmada nefes ve gevşeme egzersizleri etkilidir.</p>

<p><strong>Sosyal destek gruplarına katılın:</strong> Toplumsal bağları güçlendirmek iyileşmeyi hızlandırır.</p>

<p><strong>Olumlu ve gerçekçi düşünceler geliştirin:</strong> “Ben güçlüyüm ve bu süreci atlatabilirim” gibi düşünceler, psikolojik dayanıklılığı artırır.</p>

<p><strong>Profesyonel destek alın:</strong> EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi gibi yöntemler, travma sonrası iyileşme sürecini hızlandırabilir.</p>

<p><strong>Psikolojik Destek Almak Neden Önemli?</strong></p>

<p>Dr. Gül, deprem gibi büyük afetlerden etkilenen herkesin psikolojik destek almasını öneriyor ve faydalarını aşağıdaki şekilde belirtiyor:</p>

<p>• Travmanın etkilerini azaltır.</p>

<p>• Duyguların sağlıklı bir şekilde ifade edilmesini sağlar.</p>

<p>• Uzun vadede oluşabilecek psikolojik rahatsızlıkları önler.</p>

<p>• Rutinlere geri dönmeyi kolaylaştırır.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 16:58:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/deprem-yalnizca-binalari-degil-ruh-sagligini-da-yikiyor-1740664722.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kamu hizmeti derme çatma yerlerde olmaz</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kamu-hizmeti-derme-catma-yerlerde-olmaz-171894</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kamu-hizmeti-derme-catma-yerlerde-olmaz-171894</guid>
                <description><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Sendikası 3 Nolu Şube Başkanı Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, aile sağlığının kamu hizmeti olduğunu, kamu hizmetlerinin de kamu binalarında yapılması gerektiğini açıkladı. Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, anayasayı yok sayan yönetmelikle ASM çalışanlarının da köle gibi görüldüğünü öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası 3 Nolu Şube Başkanı Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, aile sağlığının kamu hizmeti olduğunu, kamu hizmetlerinin de kamu binalarında yapılması gerektiğini açıkladı. Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, anayasayı yok sayan yönetmelikle ASM çalışanlarının da köle gibi görüldüğünü öne sürdü.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) yapılan yönetmelik değişikliği tepki çekti. Resmi Gazete’ de yayımlanan yönetmelik apartman altlarında ASM açılmasına imkan vermek gibi bir çok değişiklik getiriyor. Birlik ve Dayanışma Sendikası 3 Nolu Şube Başkanı Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, aile sağlığının kamu hizmeti olduğunu, kamu hizmetlerinin de kamu binalarında yapılması gerektiğini açıkladı.</p><p>Yönetmelikte aile sağlığı merkezlerinin müşterek muayenehane kabul edildiğine işaret eden Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, “Aile sağlığı merkezlerinin, Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamında müşterek muayenehane olarak değerlendirilerek apartman vb. yerlerde açılabileceği açıklanmıştır.&nbsp; Oysa aile hekimliği kamu hizmetidir, kamu hizmeti bina altı hizmet ile derme çatma yerlerde olmaz. Bununla övünülmesi bir akıl tutulmasıdır. Aile sağlığı merkezleri kamu binaları olmaları gerekmektedir, bir an önce bu sağlanmalıdır” dedi.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/22/dr-haci-yusuf-eryazgan-1-1734865525-935-x750.jpeg" height="750" width="750"></p><p>Kentsel dönüşüm nedeniyle yıkım kararı verilmesi halinde aile sağlığı merkezlerinin aile hekimlerince temin edilen uygun mekanlara taşınacağı maddesinin de yanlışlığına dikkat çeken Dr. Hacı Yusuf Eryazğan “Aile sağlığı merkezi yıkım kararı ya da kentsel dönüşüm kararı varsa bu binalar bakanlık tarafından, müdürlükler tarafından yenilenmelidir. Aile hekimlerinin burada bina bulma görevi olamaz” diye konuştu.</p><p><strong>YAŞAM ŞARTLARINI ALT ÜST EDEN NÖBETLER İSTENİYOR</strong></p><p>Birlik ve Dayanışma Sendikası 3 Nolu Şube Başkanı Dr.Hacı Yusuf Eryazğan, yeni yönetmelikte entegre sağlık hizmeti sunan aile hekimliği birimlerinin 7/24 sağlık hizmeti sunumuna dâhil edilmesinin sağlandığı ifadesine yer verildiğini belirtti. Dr. Hacı Yusuf Eryazğan “Entegre sağlık sisteminde çalışan aile hekimi aile sağlığı çalışanları köle gibi görülüyor.&nbsp; Son ödeme sözleşme yönetmeliğinde insan haklarına aykırı bir şekilde yaşam şartlarını alt üst edecek şekilde nöbetler arkası mesaiye devam zorunluluğu getirildi. Görevi başında bulunduğu halde entegre sağlık hizmetlerinde mazeretli olup olmadığına bakılmaksızın beş defa nöbet görevini yerine getirmediğinin/getiremediğinin tespit edilmesi sözleşme feshi nedeni sayılarak iş güvencesi ortadan kalkıyor. Ayrıca belli sayıda nöbet tutulmasından temel maaştan kesintiler bulunmakta” eleştirisinde bulundu.</p><p>Yönetmelikte aile sağlığı çalışanlarının bulunmaması halinde il sağlık müdürlüğünce sözleşme imzalanmasının da önü açılıyor. Bu durumun gelecekte yaşatacağı sorunlara dikkat çeken Dr. Hacı Yusuf Eryazğan, “Aile sağlığı çalışanlarının aile hekimince belirleneceği şartı 1 ayla sınırlandırılıyor. Bu süre içinde aile sağlığı çalışanı bulunamadığında il sağlık müdürlüklerince sözleşme imzalanmasının önü açılıyor. Aile hekimleri, aile sağlığı ebe hemşireleri bir ekip olarak çalışır. Sadece müdürlüğün kadroyu uygun görmesi ile bu ekip anlaşması sağlanamaz. Karşılıklı anlaşma için tarafların karar vermesi gerekir. Bu sorunların önüne geçmek için elzemdir…” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 06:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/kamu-hizmeti-derme-catma-yerlerde-olmaz-1740308798.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm dünyanın ortak sorunu: Bağımlılık!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/tum-dunyanin-ortak-sorunu-bagimlilik-171890</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/tum-dunyanin-ortak-sorunu-bagimlilik-171890</guid>
                <description><![CDATA[Bağımlılık Akademisi, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi İle Kent Üniversitesi, ulusal ve uluslararası uzmanları “Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu” için İstanbul’da bir araya getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bağımlılık Akademisi, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi İle Kent Üniversitesi, ulusal ve uluslararası uzmanları “Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu” için İstanbul’da bir araya getirdi.</p><p style="text-align:justify;"><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzmanlar tarafından dünyanın ortak sorunu olarak nitelendirilen bağımlılıkla ilgili; Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC)’nin 2023 raporuna göre, dünyada yaklaşık 296 milyon kişi madde bağımlısıyken; alkol, kumar, teknoloji ve diğer davranış odaklı bağımlılıkların da hızla artış gösterdiğine dikkat çekiliyor. Bu durum ise bireylerin ve toplumların sağlığını tehdit eden büyük bir krizi işaret ediyor. Bağımlılıkla etkin mücadelede multidisipliner yaklaşımlar, bilimsel çözümler ve uluslararası işbirlikleri de hayati önem taşıyor.</p><p style="text-align:justify;">Sempozyumun <strong>Bilimsel Kurul Başkanlığını Prof. Dr. Kültegin Ögel,</strong> bağımlılık ve ilişkili süreçler hakkında önemli bilgiler aktardı. Prof. Dr. Ögel; “Bağımlılık maalesef ülkemizde ağır sonuçlar doğurarak yaygınlaşmaya devam ediyor. Bağımlılığı önce tespit etmemiz ve arkasında da doğru bir şekilde tedavi etmemiz gerekiyor.</p><p style="text-align:justify;">Bağımlılık gelişebilen bir hastalık, bağımlılığın iyileşebilmesi için de gerçekten etkili ve doğru yöntemler kullanmamız gerekiyor. Bu alanda çalışan insanların yani psikolog, psikiyatris, aile hekimi, hemşire, diyetisyen ve sosyal çalışmacı gibi tarafların multidisipliner bir yaklaşım ile tedavide rol oynaması son derece önemli.</p><p style="text-align:justify;">Sempozyumu da tam olarak bu amaçla hayata geçirdik. Burada herkes sadece eğitilmiyor, birbirleriyle temas kurarak bilgilerini ve deneyimleri paylaşarak bir ağ kuruyorlar. Bu ağ sayesinde hastalarına ve danışanlarına çok daha verimli olabileceklerine inanıyorum. Umarım bu hedeflerimiz doğrultusunda güzel sonuçlar alırız. Alacağımız başarılı sonuçlar, bu sempozyumun gelişerek her yıl düzenlenmesine de zemin oluşturacak.” dedi.</p><p style="text-align:justify;">Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Wım Van Den Brink ise yapılan bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarından bahsetti. Prof. Brink; “Alkol bağımlılığı olan ebeveynlerin çocukların artan bir risk görülüyor. Bu genetikte olabilir, ailesel de olabilir ama sizin ebenvenylerinizde bir alkol bağımlılığı varsa alkole bağımlı olma olasılığınız yüksektir.</p><p style="text-align:justify;">2020 yılında yayınlanan bir genom çalışmamız ise genetik faktörlere baktığımızda madde kullanımı, dikkat eksikliği, otizm ve majör depresyonun aynı genetik risk faktörlerini paylaştıklarını gördük. Ayrıca Yapılan araştırmalar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylerin bağımlılığa yatkınlığının yüzde 50 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Feb 2025 14:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/tum-dunyanin-ortak-sorunu-bagimlilik-1740308749.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zona hastalığına farkındalıklı bilinçlendirme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/zona-hastaligina-farkindalikli-bilinclendirme-171875</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/zona-hastaligina-farkindalikli-bilinclendirme-171875</guid>
                <description><![CDATA[Türk Dermatoloji Derneği, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği’nin (EKMUD) tarafından yürütülen “Zona Her An Uyanabilir” kampanyası, düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna anlatıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dermatoloji Derneği, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği’nin (EKMUD) tarafından yürütülen “Zona Her An Uyanabilir” kampanyası, düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna anlatıldı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak görülen ve her 3 kişiden 1'inin yaşamı boyunca en az bir kere yakalandığı tahmin edilen zona hastalığına dikkat çeken “Zona Her An Uyanabilir” farkındalık kampanyasına ilişkin basın toplantısı; Zona Farkındalık Haftası kapsamında gerçekleşti.</p><p>Türk Dermatoloji Derneği, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ve Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) tarafından yürütülen kampanyanın toplantısına dernek yönetim kurulu temsilcileri ve sağlık basını katıldı.</p><p>“Zona Her An Uyanabilir” kampanyasının basın toplantısında, kampanya yüzü olarak yer alan Selçuk Yöntem, zona hastalığına dair farkındalık yaratmanın önemine vurgu yaptı. Başarılı oyuncu, topluma fayda sağlayan projelerde yer almanın önemini belirterek, bu kampanyanın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlamaktan mutluluk duyduğunu ifade etti.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/21/1740133318-mig-n-cabas-sel-uk-y-ntem-1740152366-699-x750.jpeg" height="500" width="750"></p><p>Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Andaç Salman ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Selçuk Özger’in ilgili dernekleri temsilen yer aldığı etkinliğin moderatörlüğünü değerli gazeteci Mirgün Cabas üstlendi.</p><p>Katılımcılara zona hastalığı hakkında önemli bilgilerin aktarıldığı toplantıda Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Selçuk Özger, "Toplumda 50 yaş üzerindeki bireylerin risk grubunda olduğu ve en az 3 kişiden 1'inin yaşadığı zona hastalığı, yaşa bağlı azalan bağışıklıkla kendini gösterebiliyor." derken, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu "Yetişkinlerin yüzde 90’ı zonaya neden olan virüsü vücudunda barındırıyor. Yaşla birlikte azalan bağışıklığı bir fırsat bilen zona, sinir yolu boyunca şerit halinde ortaya çıkan döküntülere ve ağrıya sebep oluyor." ifadelerini kullandı.</p><p>Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Andaç Salman ise "Bu kampanya ile toplumda bilinç düzeyini artırmaya hedefliyoruz. Yaşanmadıkça veya şahit olunmadıkça göz ardı edilen bu hastalığın ciddiyetini anlayalım ve başımıza gelmeden hekimlerimize danışmayı ertelemeyelim" çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 07:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/zona-hastaligina-farkindalikli-bilinclendirme-1740166587.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>14 Mart’ta iş bırakacaklar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/14-martta-is-birakacaklar-171873</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/14-martta-is-birakacaklar-171873</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanan ve Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmasına dair yönetmeliği kabul etmediklerini belirten sağlık çalışanları, bu yönetmeliğin hakları gasp etmeye yönelik olduğunu öne sürerek, mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanan ve Resmi Gazete'de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmasına dair yönetmeliği kabul etmediklerini belirten sağlık çalışanları, bu yönetmeliğin hakları gasp etmeye yönelik olduğunu öne sürerek, mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık emekçileri bu değişikliklerin sağlık çalışanlarının hakları ve iş koşullarını iyileştirmek yerine daha da kötüleştirdiğini savundu.</p><p>Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan değişikliklerin aile sağlığı çalışanlarını zora sokan bir dizi düzenleme içerdiğini iddia etti.</p><p>“Bu yönetmelik, sağlık çalışanlarını daha fazla yük altına sokacak ve hastaların daha nitelikli sağlık hizmetine ulaşmalarını engelleyecek" diyen Akarken, "Sağlık Bakanlığı, sağlık emekçilerinin taleplerine kulak tıkamaya devam ediyor. Bu değişiklikler, bizleri daha zor koşullarda çalışmaya zorlamakta ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlamaktadır” dedi.</p><p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/09/1736410005-zlem-akarken-1736413876-29-x750.jpeg" height="590" width="750"></p><p>Sahim-Sen'in Kasım ayında başlattığı hak mücadelesine devam edeceğini ve bu mücadelede sağlık emekçilerinin ve nitelikli sağlık hizmeti için vatandaşlarımızın&nbsp; yanında olacaklarını vurguladı. Meslek onuru ve vatandaşların sağlığı için mücadele ettiklerini kaydeden Akarken, halkın desteğiyle, sağlığı bir hak olarak görmek ve bu alandaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için mücadele edeceklerini söyledi.</p><p><strong>14 MART’TA İŞ BIRAKMA EYLEMİ YAPILACAK</strong></p><p>Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı'nda iş bırakma eylemi yapacaklarını duyurdu. Eylemin tüm Türkiye'deki sağlık çalışanlarının ve vatandaşların&nbsp; katılımıyla büyük bir kitlesel eylem olarak&nbsp; seslerin duyulmasına dönüşeceğini ifade eden Akarken, “Bu mücadele, sadece sağlık çalışanlarının hakları için değil, aynı zamanda halkımızın eşit, ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti alması için de kritik öneme sahiptir. Taleplerimiz gerçekleşene kadar eylemlerimiz devam edecektir” dedi.</p><p>Akarken, sağlık emekçilerinin bu konudaki taleplerini şöyle sıraladı:</p><ul><li>Kamusal sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbi donanımının kamu tarafından sağlanması.</li><li>Aile sağlığı merkezlerinin sayısının hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılması.</li><li>Aile sağlığı merkezlerinde güvencesiz ve kadrosuz istihdamın son bulması.</li><li>Sağlık çalışanlarının maaşlarının&nbsp; emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan bir maaş sisteminin oluşturulması.</li><li>Sağlıkta şiddetle mücadele edilmesi ve sağlık çalışanlarının güvenliğinin sağlanması.</li><li>Görev tanımlarının güncellenmesi.</li><li>Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavının düzenli yapılarak personel ihtiyacının giderilmesi.</li><li>Söz verilen kadroların açılarak atamaların yapılması .</li><li>Üniversite kontenjanlarının ihtiyaca göre ayarlanması.</li></ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 07:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/14-martta-is-birakacaklar-1740166399.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınlar ve erkekler hastalık sürecini neden farklı yaşıyor?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/kadinlar-ve-erkekler-hastalik-surecini-neden-farkli-yasiyor-171830</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/kadinlar-ve-erkekler-hastalik-surecini-neden-farkli-yasiyor-171830</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar ve erkekler, aynı hastalığı geçirseler bile farklı tepkiler verebiliyor. Kadınlar ciddi hastalıklarda bile güçlü durmaya çalışırken, erkeklerin basit bir soğuk algınlığında yatak döşek yatması sıkça eleştiriliyor. Uzmanlara göre, kadınlar ve erkeklerin hastalıklara karşı farklı tepkiler vermesi yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyo-kültürel faktörlerle de şekilleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p><p><strong>Toplumun erkeklerden güçlü ve dayanıklı olmalarını beklemesine rağmen, hastalık karşısında daha kırılgan görünmelerinin altında psikolojik ve sosyal dinamikler yattığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Çocukluk çağından itibaren erkekler, duygularını bastırmaları ve güçlülüklerini kanıtlamaları yönünde yönlendirilirken, hastalık gibi kontrol dışı bir durum karşısında bu beklentiyi sürdüremeyebilirler.” dedi.&nbsp;Kadınların ise bakım verici rollerinin etkisiyle kendi sağlıklarını ihmal edebildiklerine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, kadınların öncelikli olarak başkalarının iyilik halini gözetmeleri ve kendi sağlıklarını ihmal etmelerinin psikolojik olarak da kendini ihmal etme davranışıyla ilişkilendirilebileceğini söyledi.</strong></p><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal,&nbsp;hastalıklar karşısında kadınların ve erkeklerin farklı tepkiler göstermelerinin altında yatan nedenleri değerlendirdi.</p><p><strong>Toplumsal beklentiler, cinsiyetlere yüklenen roller ve psikolojik süreçler hastalığa verilen tepkiyi etkiliyor…</strong></p><p>Sağlığa bakış açısının bireylerin yalnızca cinsiyet farklılıklarına ve biyolojik durumlarına değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyo-kültürel faktörlere de bağlı olarak şekillendiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Kadınlar ve erkekler arasında hastalıklara karşı verilen tepkilerde gözlenen farklılıklar da yalnızca biyolojik bir temele dayanmaktan çok daha öte, toplumsal beklentiler, cinsiyetlere atfedilen roller ve psikolojik süreçlerin bir bileşimi olarak ele alınmalıdır. Diğer türlüsü okuyanın da nasıl yorumlayacağına bağlı olarak, cinsiyetleri kendi arasında ötekileştirmek, değersizleştirmek gibi durumlara yol açacaktır.” dedi.</p><p><strong>Kadınlar dayanıklı olmaya teşvik ediliyor…</strong></p><p>Araştırmaların, erkeklerin ağrıya ve hastalık semptomlarına karşı daha hassas olabileceğini öne sürerken, kadınların ise daha karmaşık bir bağışıklık sistemine sahip olması nedeniyle hastalıklara karşı farklı yanıtlar verebildiğini gösterdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bu görüş biyolojik farklılığa dayanırken; acının, ağrının, hastalığın algılanış biçimi de büyük ölçüde toplumsal normlarla ilişkilidir. Kadınların çocukluktan itibaren daha fazla dayanıklılık göstermeye teşvik edilmesi, toplumdaki rolünü birçok zorlu koşulda sürdürmesinin beklenmesi, erkeklerin ise duygusal ifadeleri konusunda daha kısıtlı bir sosyal alana sahip olmaları, hastalık süreçlerindeki davranışlarını da etkileyebilir.” açıklamasını yaptı.</p><p><strong>Hastalık sürecinde erkeklerin kırılgan olmalarının nedeni bastırılan duygular…</strong></p><p>Toplumun erkeklerden güçlü ve dayanıklı olmalarını beklemesine rağmen, hastalık karşısında daha kırılgan görünmelerinin çelişkili gibi görünse de, bu durumun altında psikolojik ve sosyal dinamikler yattığını ifade eden Bal, şunları söyledi:</p><p>“Çocukluk çağından itibaren erkekler, duygularını bastırmaları ve güçlülüklerini kanıtlamaları yönünde yönlendirilirken, hastalık gibi kontrol dışı bir durum karşısında bu beklentiyi sürdüremeyebilirler. Herhangi bir hastalık halinde bedenin, organizmanın bütünlüğü bozulur ve stabil kalamamak olağandır. Bununla birlikte duygusal ihtiyaçların da karşılanması beklentisiyle ilgi, sevgi görmek erkekler için hastalığın ikincil kazancı olabilir. Dolayısıyla, erkeklerin hastalık sürecinde şikayetlerini daha fazla dile getirmeleri, hem biyolojik duyarlılıkla hem de içsel olarak destek arayışıyla ilişkili olabileceğini söylemek mümkündür.”</p><p><strong>Kendini ihmal eden kadınlar psikolojik sorunlarla karşılaşabilir!</strong></p><p>Geleneksel toplumlarda kadınların, aile içinde bakım verici rolü üstlenmeye yatkın olduklarını hatırlatan Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Aile kültürü ile aktarılan öğretiler olduğu gibi bu şekilde bir yaşam tarzını benimseyen kadınların kişilik özellikleri de etkendir. Söz konusu tutum, onların kendi sağlıklarını geri planda tutmalarına ve hastalıklarını ayakta geçirme eğiliminde olmalarına neden olabilir.” dedi.</p><p>Kadınların, öncelikli olarak başkalarının iyilik halini gözetmesi ve kendi sağlıklarını ihmal etmelerinin, psikolojik olarak da kendini ihmal etme davranışıyla ilişkilendirilebileceğine dikkat çeken Bal, ilerleyen yıllarda ise çeşitli psikolojik rahatsızlıkların görülmesinin beklendik bir sonuç olacağını söyledi.</p><p><strong>Kadınlar, toplumsal rollerin etkisiyle güçlü görünmeye çalışıyor…</strong></p><p>Psikolojik dayanıklılığın, kişinin stres ve zorluklarla başa çıkma kapasitesiyle ilişkili olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, “Kadınların hastalıklara rağmen günlük sorumluluklarını sürdürme eğiliminde olmaları, dayanıklılıklarından ziyade, toplumsal rollerin onlara yüklediği sorumluluklardan kaynaklanıyor olabilir.” dedi.</p><p>Bir bireyin beden olarak veya ruhsal olarak bir sağlık sorunu yaşamasının normalin dışına çıkıldığı anlamına geldiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sedef&nbsp;Koç&nbsp;Bal, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p>“Kişi zorlanıyordur ve her şeyin aynı düzende devam etmesi normal olmayan bir beklentidir. Bu durum, kadınların sağlıklarını ihmal etmelerine ve uzun vadede daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarına yol açabilir.</p><p>Sonuç olarak, hastalık süreçlerinde kadınlar ve erkekler arasında gözlenen farklılıkların yalnızca biyolojik temelli olmadığı, psikolojik ve kültürel faktörlerin de önemli bir rol oynadığı görülüyor. Bu nedenle, bireylerin sağlık süreçlerinde toplumsal cinsiyet rollerinin farkında olunması ve her bireyin ihtiyacına yönelik destekleyici yaklaşımlar geliştirilmesi büyük önem taşır.”</p><p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Feb 2025 07:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/kadinlar-ve-erkekler-hastalik-surecini-neden-farkli-yasiyor-1739653023.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beta salgınına doğal önlemler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/beta-salginina-dogal-onlemler-171767</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/beta-salginina-dogal-onlemler-171767</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında beta virüsü ebeveynler için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, bağışıklık sistemini destekleyen bitkisel ve homeopatik çözümler hakkında bilgi veriyor. Basın bülteni ve görselleri ekte değerlendirmenize sunar, sağlıklı günler dilerim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında beta virüsü ebeveynler için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, bağışıklık sistemini destekleyen bitkisel ve homeopatik çözümler hakkında bilgi veriyor. Basın bülteni ve görselleri ekte değerlendirmenize sunar, sağlıklı günler dilerim.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, Beta mikrobunun yol açabileceği sağlık sorunlarına karşı doğal korunma yöntemlerine dikkat çekerek, bağışıklık sistemini destekleyen bitkisel ve homeopatik çözümler hakkında bilgi veriyor.</p>

<p><strong>&nbsp;BETA MİKROBUNUN TEHLİKELERİ VE BELİRTİLERİ</strong></p>

<p>A Grubu Beta hemolitik streptokok bakterisi, boğaz enfeksiyonlarına yol açarak yüksek ateş, boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü ve bademcik iltihaplanması gibi semptomlara neden olur. Özellikle çocuklarda görülen bu enfeksiyon tedavi edilmediğinde kalp romatizması, böbrek iltihabı, sinüzit, zatürre ve orta kulak iltihabı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir.</p>

<p><strong>Dikkat edilmesi gereken belirtiler:</strong>&nbsp;&nbsp;Şiddetli boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü, yüksek ateş ve titreme, bademciklerde kızarıklık ve iltihaplanma, iştahsızlık, halsizlik ve vücut ağrıları ve&nbsp;bazı vakalarda karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma</p>

<p><strong>Tedavi Gerektiren Durumlar:</strong>&nbsp;Aile bireylerinde romatizmal ateş veya glomerulonefrit öyküsü varsa, salgın riski taşıyan bölgelerde bulunuyorsanız, enfeksiyon tekrarlayan şekilde yayılıyorsa, çocukta veya çevresinde kızıl hastalığı vakası varsa ve&nbsp;bağışıklık sistemi zayıf bireylerde hastalık belirtileri görülüyorsa.</p>

<p><strong>DOĞAL KORUNMA YÖNTEMLERİ</strong></p>

<p>Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan, beta enfeksiyonuna karşı bağışıklık sistemini güçlendiren doğal desteklerin önemine dikkat çekerek şu önerilerde bulunuyor:</p>

<p>Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, hastalıklarla mücadelede en güçlü silahtır. Ekinezya, propolis ve karamürver gibi doğal bitkisel takviyeler, bağışıklık fonksiyonlarını desteklerken vücudu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getirebilir. Ayrıca D vitamini, C vitamini, A vitamini, E vitamini, magnezyum, çinko, demir ve selenyum eksikliklerinin giderilmesi, bağışıklık sisteminin optimal düzeyde çalışmasına katkı sağlar.</p>

<p><strong>Güçlü bir bağışıklık için öneriler:</strong>&nbsp;Mevsim sebzeleri ve meyveleri ile dengeli beslenin. günlük olarak yeterli su tüketimine özen gösterin. rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçının.&nbsp;&nbsp;Uyku düzeninizi koruyarak vücudunuza dinlenme imkânı tanıyın.</p>

<p><strong>Aromaterapi ile Doğal Koruma</strong>: Doğal uçucu yağlar, hem psikolojik olarak rahatlama sağlar hem de bağışıklık sistemini destekler. Kekik, çay ağacı, lavanta, biberiye ve ökaliptüs yağları, ortam havasını temizleyerek mikroplara karşı doğal bir koruma sağlar.&nbsp;&nbsp;Buhurdanlık veya difüzör kullanarak ortam havasını arındırabilirsiniz.&nbsp;&nbsp;Lavanta ve biberiye yağları burun tıkanıklığını hafifletirken çay ağacı yağı antibakteriyel özellik gösterir.</p>

<p><strong>Homeopati ile Doğal Tedavi</strong></p>

<p>Homeopati, bağışıklık sistemini destekleyerek hastalık belirtilerini hafifletmeye yardımcı olan bireyselleştirilmiş bir tedavi yöntemidir. Ezgi Nevçehan, Beta enfeksiyonuna karşı homeopatik destek almak isteyen bireylerin bir uzmana danışarak uygun remedileri belirlemelerini önerdi.&nbsp;Homeopati, vücudun doğal dengesini korumaya yardımcı olur. Hiçbir besin veya doğal takviye tek başına kesin koruma sağlamaz. Bu nedenle, sağlıklı bir bağışıklık sistemi için yaşam tarzınızı gözden geçirmek ve uzmanlardan destek almak önemlidir.</p>

<p>Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan,&nbsp;“Hijyen kurallarına dikkat ederek, beslenmenize özen göstererek ve bağışıklık güçlendirici doğal yöntemleri hayatınıza dahil ederek kış aylarını sağlıklı geçirebilirsiniz. Ancak, enfeksiyon belirtileri görülmesi durumunda mutlaka bir doktora veya eczacıya danışılmalıdır”&nbsp;diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Feb 2025 10:52:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/02/beta-salginina-dogal-onlemler-1739001141.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta yeni dönem başlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/saglikta-yeni-donem-basliyor-171718</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/saglikta-yeni-donem-basliyor-171718</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık alanında düzenlemeleri içeren kanun teklifi Meclis Genel Kurulu'nda kabul edildi. Kabul edilen düzenleme ile Aile hekimleri artık tamamlayıcı tıp hizmeti de verebilecek. Hayati öneme sahip ilaçlar da daha kolay temin edilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Sağlık Sigortası'na ilişkin düzenlemeleri de içeren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p>Kanunla, Sosyal Sigortalar Kanunu'nda değişiklik yapılıyor. Buna göre, emeklilik haklarının sağlanmasında sigortacılık ilkelerinin dikkate alınması ve sigortalılar arasında norm ve standart birliği sağlanarak Ekim 2008'den önce sigortalı olan engelliler için vergi indirim belgesi esas alınarak yürütülen emeklilik işlemleri, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında çalışma gücü kaybına göre belirlenecek ve tüm uygulama Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yürütülecek.</p>

<p>"Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" maddesi eklenecek<br />
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na "Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi" başlıklı yeni madde eklenecek. Buna göre de sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşlarıyla sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilecek.</p>

<p>Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Sağlık Bakanlığı, elde edilen verileri alarak işleyebilecek. Bu veriler, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda öngörülen şartlar dışında aktarılamayacak.</p>

<p>Toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurulacak. Kurulan sistemlerin güvenliği ve güvenilirliği ile ilgili standartlar, Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği ilkelere uygun olarak Bakanlıkça belirlenecek. Bakanlık, ilgili mevzuat uyarınca elde edilen kişisel sağlık verilerinin güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacak. Bu amaçla, sistemde kayıtlı bilgilerin hangi görevli tarafından ne amaçla kullanıldığının denetlenmesine imkan tanıyan bir güvenlik sistemi oluşturulacak.</p>

<p>Sağlık personeli istihdam eden kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler, istihdam ettiği personeli ve personel hareketlerini Bakanlığa bildirmekle yükümlü olacak.</p>

<p>Kişisel sağlık verilerinin işlenmesi, güvenliği ile ilgili hususlar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenecek.</p>

<p>Kamu İhale Kanunu'ndaki değişiklikle, Genel Sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için gerekli görülen, yurt içinden sağlanması mümkün olmayan beşeri tıbbi ürünler, Sağlık Bakanlığı onayı ile SGK tarafından yurt dışından temin edilerek hastalara ulaştırılacak.</p>

<p>Aile hekimliğine ilişkin düzenlemeler<br />
Aile Hekimliği Kanunu'ndaki değişiklikle de yabancılara sunulan hizmetler, sertifikası olan aile hekimlerince mesai dışında sunulan akupunktur ve fitoterapi ile özel amaçlı raporlardan Bakanlıkça belirlenenler hariç olmak üzere aile hekimliği hizmetleri ücretsiz olacak.</p>

<p>Aile hekimliği hizmetleri, acil haller hariç, haftada 40 saatten az olmamak kaydıyla Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilecek.</p>

<p>Bakanlıkça tarifeleri belirlenen hizmetlerden tahsil edilecek gelirler il sağlık müdürlüklerinin döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak hesaba yatırılacak. Bu hesapta toplanan gelirlerin, sağlık hizmet sunumu için harcanma kriterleri, aile sağlığı merkezi giderlerinde kullanılması da dahil aile hekimine ve aile sağlığı çalışanına dağıtılabilecek miktarları, dağıtım ve harcamaya ilişkin diğer usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlıkça belirlenecek.</p>

<p>SGK ile bankaların, sigorta ve reasürans şirketlerinin, ticaret odalarının, sanayi odalarının, borsaların veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personeli için kurulmuş bulunan sandıklarla veri paylaşımı yapılabilecek.</p>

<p>Yabancı öğrencilerin Genel Sağlık Sigortası'ndan yararlanması<br />
Yabancı uyruklu öğrenciler, kayıtlarının devam etmesi şartıyla herhangi bir eğitim öğretim yılının başlangıç tarihinden itibaren 3 ay içinde talepte bulunmaları halinde Genel Sağlık sigortalısı olabilecek.</p>

<p>Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı veya Uluslararası Öğrenciler Değerlendirme Kurulu kararıyla burslandırılan uluslararası öğrenciler, bursluluk statülerinin devam ettiği sürelerde Genel Sağlık sigortalısı sayılacak. Genel Sağlık Sigortası primleri, belirlenen prime esas kazanç alt sınırının yüzde 4'ü olacak.</p>

<p>Klinik araştırmalara yönelik düzenleme<br />
Kanunla, daha fazla klinik araştırma yapılmasına yönelik düzenlemeye gidilecek. Buna göre, Sağlık Bakanlığınca izin ve onay verilen kamu hastaneleri ve devlet üniversitelerinde yapılan klinik araştırmaya katılan hastaların Anayasa ile teminat altına alınan sosyal güvenlik ve sağlık haklarının devamı, klinik araştırmalar sürecinde de sağlanacak.</p>

<p>Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'ndaki diğer bir değişiklikle, katılım payı, ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi için 20 lira olacak. SGK, sağlık hizmetlerindeki katılım payını, birinci basamak sağlık hizmeti sunucularından sevk edilenler için yarısına kadar azaltmaya yetkili olacak.</p>

<p>Özel sektör işverenlerinin SGK'ye ödeyecekleri malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi için sağlanan 5 puanlık sigorta prim indirimi 4 puan olarak uygulanacak. Bu hüküm, kanunun yayımlandığı ayın başından itibaren uygulanacak.</p>

<p>Kanunla, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından veya Uluslararası Öğrenciler Değerlendirme Kurulu kararı ile burslandırılan yabancı uyruklu öğrencilerin, avukatlık stajı yapmakta olanların ve Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu kapsamına göre hizmet öncesi eğitime alınanların Genel Sağlık Sigortası kapsamındaki primlerinin ödenme süreleri belirleniyor.</p>

<p>Çalışma gücü kaybı dikkate alınacak<br />
Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan sigortalıların, 2008 yılı Ekim ayı öncesi döneme ilişkin aylık hesaplamalarında mevcut uygulama devam edecek.</p>

<p>Astsubay meslek yüksekokulları ve astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulan adaylar, polis nasbedilmek üzere polis meslek eğitim merkezlerinde polislik eğitimine tabi tutulan adaylar, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile fakülte ve yüksekokullarda subay ve astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulan adaylara yetim aylığı bağlanabilecek ve bunların yetim aylıkları kesilmeyecek. Kanun kapsamda aylık alan ya da hükmün yürürlüğe girdiği tarihten sonra aylığa hak kazanacak erkek çocuklara ikinci lisans ve yüksek lisans kayıtlarında aylık ödenecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 06:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/01/saglikta-yeni-donem-basliyor-1736453960.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ambulans hizmetlerinde yeni dönem başlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/ambulans-hizmetlerinde-yeni-donem-basliyor-171713</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/ambulans-hizmetlerinde-yeni-donem-basliyor-171713</guid>
                <description><![CDATA[Ambulans hizmetlerinde yeni dönem başlıyor. Artık teknoloji ve yapay zeka daha ön planda olacak. Ambulanslara araç takip cihazı, kamera ve ayrıca mobil cihaz paketleri eklendi. Hasta nakil ambulanslarındaki ışık ve siren kullanımıyla ilgili de değişiklik yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px">Ambulanslar yeni nesil teknolojiye kavuşuyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Sağlık Bakanlığının Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">kamu kurum ve kuruluşları ile özel sağlık kuruluşları dışındaki gerçek ve tüzel kişiler ambulans işletemeyecek. Ambulans işletmeye yetkili olanlar dışındakilerce ambulans satın alınamayacak ancak kamu kurum ve kuruluşlarına hibe etmek amacıyla yapılacak satın alımlarda bu hüküm uygulanmayacak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ambulans servisleri, uygunluk belgesi almadan ve asgari sayıda yeterlilik belgesini tamamlamadan faaliyete geçemeyecek, ambulanslar bu belge olmadan faaliyet gösteremeyecek. Ambulans servisi, ambulanslar ve sağlık hizmeti sunulan alanlarda bulunması zorunlu sağlık personeli yerine stajyer öğrenci çalıştırılamayacak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Yeni dönemde denetimler artırılıyor, araç takip sistemi artık zorunlu hale getiriliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Tüm ambulanslar, yol ve sürücü mahallini gösteren IP kamera sistemleriyle canlı olarak izlenecek. Vatandaşın ilk çağrıdan sağlık tesisine ulaşıncaya kadar olan tüm süreci yeniden düzenlendi.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Canlı trafik verisine göre vakaya en yakın ve en uygun ambulans ekibi, bilişim destekli sistemle belirlenecek.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">“Hasta Nakil Ambulansı” yerine “Hasta Nakil” ibaresi yer alacak<br />
Hastanın intikal ettirileceği hastanenin hangisi olacağı da dijital sistem tarafından mobil cihaz üzerinden iletilecek.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Hastaya ambulans içerisinde yapılan tüm müdahalelerin bilgileri mobil cihazla kayıt altına alınacak. İlgili sağlık tesisine dijital sistem üzerinden aktarılacak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Hasta nakil ambulanslarının rengi de gri olarak belirlendi.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Araçların üzerinde yer alan “Hasta Nakil Ambulansı” yerine “Hasta Nakil” ibaresi yer alacak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Hasta nakil ambulanslarında bulunan ışıklı ve sesli uyarı sistemlerinden ışık tertibatı çıkarıldı.<br />
Acil tıbbi müdahale gerektiren durumlarda dörtlü flaşörler yakılacak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Sağlık Komuta Kontrol Merkezinin onayı ile sesli uyarı sistemini kullanabilecek. Acil yardım ve özel donanımlı ambulansların ışıklı ve sesli uyarı sistemlerinde ise herhangi bir değişiklik yapılmadı.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ambulansların hizmet dışı kalma süresi yılda 30 günü geçemeyecek<br />
Ambulans servislerine danışman hekim bulundurma zorunluluğu da getirildi. Danışman hekim, vakaların takibi ve tedavi uygulanması süreçlerinden ambulans ekibi ile birlikte sorumlu olacak.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Özel donanımlı ambulanslar, Sağlık Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca edinilebilecek. Ambulansların hizmet dışı kalma süresi yılda 30 günü geçemeyecek.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jan 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/01/ambulans-hizmetlerinde-yeni-donem-basliyor-1736367353.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin&#039;de yine virüs alarmı HMPV nedir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/cinde-yine-virus-alarmi-hmpv-nedir-171705</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/cinde-yine-virus-alarmi-hmpv-nedir-171705</guid>
                <description><![CDATA[Çin'in kuzeyinde "insan metapnömovirüsü" (HMPV) vakalarında artış yaşanması salgın endişesine yol açtı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocuklar arasında artış gösteren virüs, soğuk algınlığı benzeri belirtilerle ortaya çıkıyor. Virüs, bağışıklığı zayıf olan kişilerde, yaşlılarda ve kronik hastalığı bulunanlarda ciddi solunum yolu rahatsızlıklarına yol açabiliyor.</p>

<p>Pekin yönetimi, bu artışı mevsimsel bir durum olarak değerlendirirken, yerel sağlık yetkilileri acil durum önlemleri aldı. Halk, kişisel hijyen kurallarına dikkat etmeleri ve kalabalık ortamlardan kaçınmaları konusunda uyarıldı.</p>

<p>Çin'deki hastanelerde&nbsp;maske&nbsp;takan kişilerin fotoğraf ve videoları sosyal&nbsp;medya&nbsp;platformlarında ortaya çıkarken, yerel haberlerde HMPV salgını sahnelerinin COVID salgınına benzediği aktarıldı.</p>

<h2>HMPV nedir ve nasıl bulaşır?</h2>

<p>İlk olarak 2001 yılında tanımlanan insan metapnömovirüsü, damlacık yoluyla bulaşan ve soğuk algınlığı, öksürük, burun akıntısı gibi belirtilere neden olan bir solunum yolu enfeksiyonu. Virüsün özel bir tedavisi ya da aşısı bulunmuyor. Hastalığın tedavisinde belirtilerin hafifletilmesi ön planda.</p>

<p>Çin'deki artışın nedenleri arasında kış aylarının etkisi ve kalabalık yaşam alanlarının payı olduğu düşünülüyor. Uzmanlar, virüsün çocuklar arasında hızlı yayılabildiğini, ancak genel sağlık sistemi üzerinde şu an için ciddi bir yük oluşturmadığını belirtiyor.</p>

<p>Halk, maske kullanımı ve&nbsp;sosyal mesafe&nbsp;gibi önlemlerle korunmaya&nbsp;teşvik&nbsp;ediliyor. Yetkililer, virüsün yayılımını durdurmak için izleme programlarını artırdı ve enfeksiyonun yoğun olduğu bölgelerde ek sağlık hizmetleri sağladı.</p>

<h2>Bölgede durum ne?</h2>

<p>Hong Kong birkaç HMPV vakası bildirdi. Kamboçya ve Tayvan gibi komşu ülkeler ise durumu yakından takip ediyor. Kamboçya Bulaşıcı Hastalık Kontrol Dairesi, HMPV'nin COVID-19 ve griple benzerliğine dikkat çekerek uyarılarda bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 06:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2025/01/cinde-yine-virus-alarmi-hmpv-nedir-1736104483.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Taklit Tağşiş gıda listesi güncellendi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/taklit-tagsis-gida-listesi-guncellendi-171649</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/taklit-tagsis-gida-listesi-guncellendi-171649</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit-tağşiş yapılan ve sağlığı tehlikeye düşürebilecek gıdalar listesini güncellemeye devam ediyor. Listeye yapılan eklemelerle bozulmuş ve değiştirilmiş ürün" sayısı 168'e, taklit-tağşiş yapıldığı kesinleşmiş ürün sayısı 802'ye yükseldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlık, "guvenilirgida.tarimorman.gov.tr" adresindeki bilgilere ekleme yaptı.</p>

<p>Buna göre, "kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş ve değiştirilmiş ürün" sayısı 168'e, taklit-tağşiş yapıldığı kesinleşmiş ürün sayısı 802'ye yükseldi.</p>

<p>Listede bulunan ürünlerde, kanatlı eti, sakatat ve tek tırnaklı tespiti ile taklit, tağşiş ve bitkisel yağ tespiti gibi birçok uygunsuzluk yer alıyor.</p>

<p>Listeye yapılan eklemeye göre, ısıl işlem görmüş piliç sucukta mekanik ayrılmış kanatlı eti, üzüm pekmezinde şeker ilavesi, köri baharatında taklit/tağşiş gösteren nişasta tespit edilirken bitkisel karışım yağı ile sumak, pul biber ve tatlı toz biberde gıdada kullanımına izin verilmeyen boya bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Dec 2024 22:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2024/12/taklit-tagsis-gida-listesi-guncellendi-1733513484.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 10 kişiden biri KOAH</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/her-10-kisiden-biri-koah-171616</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/her-10-kisiden-biri-koah-171616</guid>
                <description><![CDATA[Dünyadaki en yaygın sağlık sorunlarından biri de KOAH… 
Öyle ki her 10 kişiden birinde görülüyor. Hastalıktan korunmanın başlıca yolu ise sigaradan uzak durmaktan geçiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nefes darlığı, bitmeyen öksürük, balgam ve geçmek bilmeyen halsizlik... Bu belirtiler, dünyada her 10 kişiden birini etkileyen kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) habercisi olabilir. Genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkan ve giderek yaygınlaşan hastalık, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre en sık görülen dördüncü ölüm sebebi olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl yaklaşık 3 milyon kişinin hayatını kaybetmesine yol açıyor.</p>

<p>Peki KOAH’ın sebepleri neler? Kimlerde daha sık görülüyor? Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Mercancı’yla KOAH hakkında merak edilen sorulara yanıt aradık.</p>

<p><br />
Yapılan geniş çaplı araştırmalara göre dünya genelinde KOAH yaygınlığı yüzde 10,3 olarak biliniyor. Ancak KOAH olanlardan sadece yüzde 10’u tanısını biliyor. KOAH, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülüyor.<br />
Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Mercancı Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği<br />
Nefes darlığı en temel belirtilerden<br />
“KOAH, tanım olarak ‘süreğen tıkayıcı akciğer hastalığı’ anlamına geliyor” diyen Dr. Mercancı “Sigara dumanı, ev içi ya da dışındaki zararlı gazlar ve hava kirliliğine maruziyetle, hava yolları ve nefes almamızı sağlayan hava kesecikleri olan alveollerde oluşan anormalliklerden kaynaklanıyor. Öksürük, balgam, nefes darlığı gibi süreğen solunumsal yakınmalar ile seyrediyor” şeklinde tablo çiziyor.</p>

<p>Dr. Mercancı, KOAH’ın kalıcı ve genellikle ilerleyici hava yolu tıkanmasına sebebiyet veren önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerek belirtilerini ise süreğen öksürük, balgam çıkarma, artan düzeyde nefes darlığı, göğüste sıkışıklık ve hırıltı olarak sıralıyor.</p>

<p><br />
<br />
KOAH’ın en önemli sebebi: Sigara<br />
Peki kimler KOAH açısından risk grubunda yer alıyor? Hangi yaş gruplarında daha yaygın olarak görülüyor? Yanıtını Dr. Mercancı’dan öğreniyoruz:</p>

<p>“Yapılan geniş çaplı araştırmalara göre dünya genelinde KOAH yaygınlığı yüzde 10,3 olarak biliniyor. Ancak KOAH olanlardan sadece yüzde 10’u tanısını biliyor. KOAH, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülüyor. Yine 40 yaş üzeri kişilerde, 40 yaş altına göre ve de sigara içenlerde, içmeyenlere göre daha sık görülüyor.”</p>

<p>KOAH’ın bilinen en önemli risk faktörleri sigara ve tütün ürünleri… “Sigara yüzde 70 oranında KOAH hastalarında sorumlu olarak biliniyor. İçmemesine rağmen sigara dumanına maruziyet de KOAH gelişmesi açısından bir risk faktörü” diyen Dr. Mercancı, diğer nedenleri ise şöyle açıklıyor:</p>

<p>“Ev içi hava kirliliği, örneğin ısınma ya da yemek pişirmek amacıyla kullanılan odun, kömür, tezek gibi maddelerin duman ve partiküllerine maruziyet, dış ortam hava kirliliği, maden ve metal işçiliği gibi bir takım mesleksel maruziyetler, akciğer gelişimini etkileyen düşük doğum ağırlığı ile doğmak ya da annenin gebelikte sigara içmesi, sık enfeksiyon geçirme, kötü beslenme hastalığın sebepleri arasında.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 08:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2024/11/her-10-kisiden-biri-koah-1732167094.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık sistemimizi lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.muzakerat.com/saglik-sistemimizi-lekelemeye-calisanlara-goz-actirmayacagiz-171576</link>
                <guid>https://www.muzakerat.com/saglik-sistemimizi-lekelemeye-calisanlara-goz-actirmayacagiz-171576</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu, "Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir. Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bakab Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, sağlık sistemini suistimal ederek vatandaşları ve en değerli varlıkları olan evlatlarını tehdit edenlere göz açtırmamak için süregelen denetimlerin her zamankinden daha sıkı bir şekilde gece-gündüz yapılmaya devam edileceğini vurguladı.</p>

<h2>"Özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir"</h2>

<p>"Mevcut sağlık hizmetlerimizi hiçbir aksama ve suistimale izin vermeden sürdürürken, Bakanlığımızın denetim ekipleri sadece yenidoğan branşı için değil hastanelerdeki tüm branşların denetlenebilmesi amacıyla tam kapasiteyle sahada olacaktır." ifadesini kullanan Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Mevcut denetleme sisteminin güncellenmesi ve her branştan konusunda uzman hekimler ve akademisyenlerden oluşan komisyonlar oluşturulacaktır. Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir.</p>

<p>Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız. Afetlerde, salgın hastalıklarda büyük fedakarlıklarla görev yapan sağlık çalışanlarımızın itibarını da bir avuç açgözlü çeteye çiğnetmeyeceğiz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Oct 2024 08:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.muzakerat.com/images/haberler/2024/10/saglik-sistemimizi-lekelemeye-calisanlara-goz-actirmayacagiz-1729488524.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
