Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar


  • 08 Mart 2019, Cuma 12:59
Gülşah TAŞKENT

Gülşah TAŞKENT

Her Daim Osmanlı Tokadı!

Surların üstüne çıktığında kendini o mahşeri kalabalığın içinde bulmuş ve önüne gelen Rum askerini biçmeye başlamıştı. Şafak vakti yapılan hücumlardan biriydi bu. Sabah namazını eda edip verilen emirle saldırıya geçmişlerdi. Gün henüz ağarmamıştı. Kılıçların birbirine sürtmesinden çıkan kıvılcımlar ortalığı aydınlatıyordu.

 

Mehmed, sur üzerine çıktığından beri gözü bir şey görmüyor kendini adadığı bu kutlu dava uğruna göğsündeki imanla mücadele ediyordu. O sırada sağ tarafından gelen darbeyi savuşturmak için kılıcını kaldırdığında kalabalıktan atılan bir mızrak, havadaki kılıcına çarparak az ilerde arkası dönük savaşan bir Ceneviz şövalyesinin kalın zırhını delerek sırtına saplandı. Mehmed tam yere düşen kılıcı tekrar eline almak için hamle yapacağı sırada durumu farkedip pis pis sırıtan bir Rum’la göz göze geldi. Rum, fırsatı çabuk değerlendirmek için düşüncesizce yapılmış bir hamle ile kılıcını salladı ama Mehmed bunu tahmin ettiği için kendini yana atarak hamleyi boşa çıkardı. Çabuk karar vermesi gerekiyordu. Elinde kılıcı olmadan savaşamazdı. Hamlesi boşa çıkan Rum hız kesmeden kılıcı indirmek için tekrar kaldırdığında Mehmed sol elinde tuttuğu kalkanla darbeyi kesti ve boşta olan sağ elini havaya kaldırarak olabildiğince geriye doğru aldı. O sırada “Yüce İsa bizi korusun, İsa bizim ışık saçanımız ol” diyerek savaşan sur savunmacıları ile tekbir sesleriyle şafağı aydınlatan Osmanlı askerlerinin naralarının birbirine karıştığı anda  “Ya Allah” diye bir haykırış koptu.  Ardından “gümmm” diye bir ses duyuldu… Mehmed’in havaya kalkan eli Rum’un suratında öyle bir patlamıştı ki ağzından burnundan kan boşanarak son nefesini daha orada veren asker şimdi yerde upuzun yatıyordu. Başındaki miğferi de onu korumaya yetmemişti. Mehmed eğildi, kılıcını tekrar kavradığında, özlemle beklenen bir sevgiliye kavuşulduğunda duyulan hisse benzer bir şey hissetti kalbinde ve tekrar kendini harbin ölüm ve kan kokan o havasına bıraktı…

 

Evet, Mehmed hepimizin bildiği o meşhur “Osmanlı tokadı” ile rakibini yere sererken isterseniz biz de bu Osmanlı tokadı nedir, ne değildir bir göz atalım.

 Kavram olarak tam ne zaman ortaya çıkmış olduğu kesin olarak bilinmeyen Osmanlı tokadı, Osmanlı Ordusunda görevli askerlerin, silahsız savunma ya da saldırı durumunda her zaman kullandıkları ve geliştirdikleri bir vuruş türü olmuştur. Etkili şekilde atıldığında öldürücü olabilen Osmanlı tokadı, çıkardığı ses dolayısıyla da oldukça zarar verici olabiliyor, bunun yanında kulağa denk geldiğinde, kulak zarını patlatabiliyordu. Elin her iki yanıyla da yapılabilen ve muhatabını sersemleten, duruma göre bayıltan ya da öldürebilen bu tokat tekniğini özel olarak kullanan bir askeri sınıf yoktu ve bütün askerler arasından bileğine güvenen babayiğitler bu tekniği kullanırlardı.

Osmanlı tokat tekniği tek bir biçimde uygulanmazdı; duruma, yere, düşmanın zırh yapısına ve dövüşün gidişatına göre uygulanan çeşitli teknikleri mevcuttu. El ve kolun açısız, omuzdan hızla hareketiyle hedeflenen noktaya el ile yapılan temasla yapılır, en çok yüzün her iki yanına ve enseye; bilek veya dirsek kırılmadan, omuzdan güç alınarak, büyük bir hızla atılırdı. Ancak asıl Osmanlı tokadı, burnu hedef alacak şekilde, yüzün tam ortasına, avuç içini germeden, burun ucuna denk gelecek şekilde atılırdı. Bu şekilde, kafatasının göz çukurları arasında kalan kısmı kırılarak beyne saplanır, böylece ölüme yol açardı. Böyle bir tekniğin uygulanmadığı durumlarda bile, hızlı ve çok sert biçimde atıldığı ve çok kuvvetli bir tokat olduğu için, boyun kırılmasına yol açarak da öldürebiliyordu.

 

Ayrıca Osmanlı tokadının çıkardığı ses bile muhataplarını psikolojik olarak çökertmeye yetiyordu. Bu vuruş tekniğini uygulayabilmek için kuvvetli pazular, güçlü omuz ve boyun kaslarıyla birlikte bu pazuları son derece hızlı bir şekilde kullanabilecek yeteneğin de geliştirilmiş olması gerekiyordu. Ancak tüm bu teknikler ağır idmanlar, cirit, güreş vb. gibi savaş oyunları ve kılıç kullanma, yay germe talimleriyle, kanlı savaş meydanlarında pişen Osmanlı askerleri için rahatlıkla uygulanabilecek tekniklerdi. .Osmanlı ordusunda yer alan her yeniçeri, Osmanlı tokadının tekniklerini bilir, küçük yaşta yeniçeri ocağına alındıklarından itibaren yağlı mermerleri tokatlayarak yapılan idmanlarla kendisini geliştirirdi. Osmanlı tokadı, bir yeniçerinin kılıcından sonra en güvendiği silahıydı. Savaş esnasında sıkça görülen, silahın elden düşmesi veya kırılması gibi durumlarda Osmanlı tokadı yeniçerinin tek silahı haline gelirdi.

Evet, 6 asır boyunca 3 kıtada düşmanı titreten Osmanlı askerlerinin şiddetli vuruş tekniği olan Osmanlı tokadı ile bilgiler genel olarak böyle.

Bundan tam bir yıl önce Amerikalı General Paul Fank’ın “bizi vururlarsa karşılık veririz” sözlerine karşılık “bunlar hiç Osmanlı tokadı yememiş” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hatırlıyorum bu arada. Üstelik daha birkaç gün önce Malatya mitinginde vatandaşlara hitap ederken, CHP/HDP/İYİ PARTİ ve Saadet ittifakını kastederek “Dörtlü çete! Şimdi bunlara 31 Mart’ta sandıklarda bir Osmanlı tokadı vurmaya hazır mıyız?” demesi de Osmanlı tokadının vurucu etkisini göstermiyor mu?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Sizce Cumhur İttifakı yerel seçimlerde başarılı olur mu?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık