İstanbul
10 Haziran, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    46.14
  • EURO
    53.38
  • ALTIN
    6241.3
  • BIST
    13.742
  • BTC
    61300.192$

Aklın Işığında Derinleşen İman

10 Haziran 2026, Çarşamba 07:47 57 kez okundu.

Bir Youtube videosunda denk geldim; “Neden düşünmeyin imandan çıkarsınız diyor en önemli İslam filozofu?” diye soruyor eğitimli cahil. “Kimdir o ünlü İslam filozofu?” diye soruyorlar, cevap veremiyor. Soru yanlış zaten. Gazali’yi kastederken aslında kendince Müslümanları eleştiriyor.

Halbûki Gazali, “Akıl azledilemez bir kadıdır, ondan kaçamazsın” diyor. “Kim” diyor “dine iyilik yaptığını zannederek naslardan çıkardığı manâlar ile düzgün akla muhalefet etse, dinin aslını yok etmiş olur”. “Ayetlerin doğru bilgi kaynağı olduğunu biz akılla biliyoruz” diyor.

“İslam’da akla muhalefet edilmez” diyor İslam alimleri… Allah akletmemizi emretmiş midir, emretmemiş midir?..

Emretmiştir!

İslam, akıl sahiplerini muhatap olarak kabul eder ve sorumlu tutar. Akıl, gaflet ve cehalet perdelerini aralar, bu sayede insan hakikatleri kavrayabilir. Peygamberimiz (asm)'ın haber verdiği gibi, “Kendisine akıl bahşedilen kimse, kurtuluşa ermiştir.”

İman, yalnızca kalbin bir kabullenişi değil; aklın da katıldığı şuurlu bir yolculuktur. İslam, insana düşünmeyi, sorgulamayı ve anlamayı öğütleyerek imanı yarı kör bir bağlılıktan çıkarır, idrakle beslenen bir derinliğe ulaştırır. Ayetler insana “Akletmez misiniz”, “Düşünmez misiniz?” diye seslenirken; her tefekkür, kalpte yeni bir kapı aralar. Çünkü aklın ışığıyla beslenen iman, sarsılmaz olur, insanı hakikate daha sağlam bağlar.

Kâinattaki canlı-cansız her şeyin tek üstün güç ve kudret sahibi Yüce Allah tarafından yaratıldığı çok açık bir gerçektir. Etrafımızda gördüğümüz her şey ya da görmediğimiz halde varlığından haberdar olduğumuz varlıklar ve sistemler; güneş, dünyamız, ay, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, dağlar, denizler, bulutlar, nehirler, insanlar, hayvanlar, bitkiler, mikrodünya… Tümü Allah’ın eşsiz sanatını ve gücünün sınırsızlığını bizlere tanıtan delillerdir.

Dünyada hayatı ayakta tutan tüm sistemler mucizevi dengeler üzerine kurulmuştur. Bunlar öyle hassas dengelerdir ki, biraz inceleyince hepsinde olağanüstü bir hesap ve tasarım olduğu hemen fark edilir.

Mesela materyalizm’i şok eden Big Bang teorisi, tüm kâinatın bir sıfır anında, tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Dilediğini dilediği gibi yapmaya gücü yeten Yüce Allah Kur’an’da, “O gökleri ve yeri yoktan var edendir…” (Enam Suresi, 101) ayetiyle bu üstün yaratışına dikkatimizi çeker.

Kâinatın bir sahibi ve hâkimi olduğunu reddeden materyalist söylemlere dikkat edersek, din ve akıl kavramları arasında ısrarla bir ayırım yapmaya çalıştığını görürüz. Sürekli olarak, dinin yalnızca ön kabullere dayandığı, dogmatik olduğu, aklını kullanan insanların ise bu ön kabulleri aşmış kimseler olduklarını vurgular.

Bu son derece ucuz ve cahilce bir aldatmacadır. Din, akıl vesilesiyle anlaşılabilir. Kur’an’a göre, iman eden insanlar akıl sahipleridir; inkâr edenler ise akledemeyen kişilerdir. Bu sebeple pek çok ayetle insanlara akıllarını kullanmaları ve düşünmeleri yönünde çağrı yapılır. Kur’an’ın insanlardan düşünmelerini istediği ise, hayatın anlamı, karşılaştıkları olayların nasıl ve neden olduğu konularıdır. Bu sorular, insanı olayların sıradan olmadığı gerçeğine götürür.

Mesela toprağa atılan tahta parçası görünümündeki bir tohumun bilinç ve akıl gerektiren bir iş yaparak canlanması ve büyümesi, kendisi için gerekli olan mineralleri topraktan ayrıştırarak alması, güneşe doğru filizlenmesi, yer altına doğru köklenmesi ve çeşitli ürünler vermesi başından sonuna kadar mucizevi aşamalardır. Burada gördüğümüz olay programlanmış bir olaydır ve bir programlayanı vardır. İşte O, tek ve en üstün güç olan Allah’tır.

Kur’an’ın bize bildirdiği düşünce yöntemi kâinatın ve olayların nasıl işlediğini düşünmektir. İnsan bu şekilde hepsinin ardındaki Yaratıcıyı görebilir.

İnsan etrafındaki gerçekler üzerinde düşünmediği takdirde, dünyanın başıboş, sahipsiz ve tesadüflerle işlediğini zannedebilir. Allah’ın her şeyi yaratıp, sonra gökyüzünde bir köşeye çekilip-haşa- olayları izlediğini düşünen kişiler vardır. Bu sapkın düşünce, zaman içinde kişiyi Allah’ın varlığını inkâra sürükler. “Eğer kâinattaki düzen tesadüflerle işliyorsa, ilk ortaya çıkışı da tesadüfen olmuştur” diye düşünebilir. Çevresinde hak dine değil de pagan dinlerine inanan kişiler de varsa, onların da etkisiyle içinde bulunduğu cahilliği, tam aksine akıllılık olarak düşünmeye başlar.

İman, sadece kalpte hissedilen bir duygu değil; akılla beslenip derinleşen bir idraktir. İnsan düşündükçe, sorguladıkça ve kendini hesaba çektikçe iman kök salar, sağlamlaşır. Nitekim Peygamberimiz(asm), “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır” buyurarak, gerçek aklın sadece bilmek değil, hayatı doğru okumak ve ona göre yaşamak olduğunu hatırlatır. Bu yüzden iman; aklın rehberliğinde insanı sorumluluğa, farkındalığa ve istikamete götürür. Düşünmeden yaşanan bir inanç yüzeyde kalır; fakat tefekkürle beslenen iman, insanın hem kalbini hem hayatını dönüştüren bir hakikate sürükler.

Hakikati arayan akıl sahipleri için Allah’ın delilleri her yerdedir. Akıl, Allah’ı bilir! Göklerin ve yerin kusursuz düzeni, gece ile gündüzün hiç aksamayan dönüşü, kâinattaki tesadüfle açıklanamayacak kadar anlamlı denge, akıl sahipleri için kalbi uyandıran, insana sorumluluğunu hatırlatan işaretlerdir. Yaratılış üzerine düşünen insan, bu düzenin boşuna olmadığını kavrar ve kalbinde hem hayranlık hem de sorumluluk hissi doğar. “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın" sözü, hem bir teslimiyet hem de bir bilinçtir; insanı kibirden uzaklaştıran, onu kulluğun hakikatine yaklaştıran bir fark ediştir.

 “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler (deliller) vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” ( Al-i İmran Suresi, 190-191)

 

Elif E. Bayraktar

Zafer Bilim ve Araşırma Dergisi, Haziran

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum