İstanbul
29 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    48.98
  • EURO
    55.83
  • ALTIN
    6586.5
  • BIST
    12.899
  • BTC
    83153.545$

BM'de Boş Salona Konuşan Netanyahu'nun Çağrı Cihazı İtirafı ve Gizlenen Gerçekler!

28 Eylül 2026, Pazartesi 23:25 124 kez okundu.

 

24 Eylül günü dünya tarihi, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu binasında insanlık adına utanç verici ama bir o kadar da göz açıcı diplomatik bir protestoya sahne oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığında, vicdan sahibi birçok ülkenin delegesi salonu adeta terk etti. Kendi sesinin boş salondaki yankısına karşı konuşan bir lider profili, aslında modern uluslararası siyasetin içinde bulunduğu meşruiyet krizinin en somut resmiydi. Ancak bu trajik sahneden daha çarpıcı olanı, Netanyahu’nun kürsüden küresel kamuoyuna yönelttiği küstah meydan okumaydı. 

Netanyahu, operasyonel olarak soykırım iddialarını reddederken, elinde tuttuğu bir çağrı cihazını tüm dünyaya sallayarak adeta uluslararası hukuka meydan okuyordu. Hafızalarımızı çok değil, Eylül 2024 yılına geri sardığımızda; Lübnan’da Hizbullah'ı hedef alma bahanesiyle düzenlenen ancak tarihe kara birer leke olarak geçen kitlesel siber-terör saldırılarını hatırlıyoruz. Lübnan genelinde pazar yerlerinde, süpermarketlerde, evlerde ve sokaklarda insanların ceplerindeki çağrı cihazları ve telsizler eş zamanlı olarak patlatıldı. Bu vahşi saldırılarda aralarında çocukların, sağlık çalışanlarının ve tamamen savunmasız sivillerin de bulunduğu en az 40 kişi hayatını kaybetti, 3 binden fazla insan ise uzuvlarını kaybederek ağır yaralandı. 

Uzun süre sessiz kalan İsrail hükümeti, nihayet Kasım 2024'teki kabine toplantısında Netanyahu'nun ağzından bu operasyonun emrini bizzat kendisinin verdiğini resmen itiraf etti. Kitlelerin yaşam hakkını hiçe sayan, sivil yaşam alanlarını birer bomba alanına çeviren bu eylemlerin BM kürsüsünden bir "başarı hikayesi" gibi sergilenmesi, çağımızın en büyük uluslararası çifte standardını gözler önüne sermektedir. Sivil hedeflerin ve askeri unsurların ayırt edilmeden vurulması, uluslararası insancıl hukuka göre açık bir savaş suçudur. Bu gerçeğe rağmen bir liderin bu cihazları diplomatik bir platformda meşruiyet aracı olarak kullanması, küresel güvenlik normlarının ne denli aşındığını göstermektedir. Akıllara şu temel soru geliyor: Soykırım kelimesi kime denir ve kimin için söylenir? 

Bir çatışmanın ya da siyasi hırsların hiçbir sorumluluğu olmayan, dünyadan tamamen habersiz üç bebeğin hayat hikayesi, bu sessizliğin ve adaletsizliğin en acı, en somut kanıtıdır: 

  • Asser Abu al-Qumsan (3 Günlük): Gazze’deki insanlık dramının en trajik sembollerinden biri. Babası Muhammed, henüz yeni doğan ikiz bebeklerinin nüfus cüzdanını almak üzere sevinçle hastaneye gittiği sırada evleri bombalandı. Asser bebek, ikiz kız kardeşi Eisel ve annesiyle birlikte henüz 3 günlükken, daha bu dünyayı hiç tanıyamadan hayata gözlerini yumdu. Babasının elindeki doğum belgeleriyle hastane koridorunda feryat ettiği o anlar, modern dünyanın hafızasına kazınan bir utanç vesikasıdır. 
  • Omar Ahmed Abdel Naser Shamlakh (4 Aylık): Gazze'nin güneyindeki Sheikh Eljeen bölgesinde, aile evlerinin acımasızca bombalanması sonucu hayatını kaybetti. Ailenin üç kuşağından tam 10 kişinin can verdiği bu katliamda, enkazın altından cansız bedeni çıkarılan en küçük kurbandı. 4 aylık bir bebeğin, uluslararası siyasetin kirli masalarında ne gibi bir suçu olabilir? 
  • Mila Sukkar (Birkaç Aylık): Filistin Sağlık Bakanlığı'nın yayımladığı, ilk sayfaları tamamen bir yaşın altındaki bebeklere ayrılan 1.516 sayfalık resmi kurban listesinde yer alan binlerce sembolden sadece biri. Altyapının kasıtlı olarak çökertilmesi, hastanelerin bombalanması ve kuvözlerin oksijensiz kalması sonucu kayıtlara "0 yaşında" olarak geçerek bu dünyaya veda etti. Mila bebek, sadece bombalarla değil, dünyanın gözü önünde uygulanan acımasız ambargolarla katledildi. 

Şimdi tüm insanlığın vicdanına seslenmek gerekiyor: Bu üç bebek, Avrupa'da ya da Batı'nın süper güçlerinden birinde doğmuş olsaydı, isimleri bu kadar çabuk unutulur mydu? Uluslararası ceza mahkemeleri saatler içinde kurulmaz, yaptırım kararları peşi sıra alınmaz mıydı? Ölen bir Filistinli, Gazzeli ya da Lübnanlı bebek olunca dünyanın bu derin sessizliği nedendir? Dünyanın dört bir yanında çevre veya nesli tükenen hayvanlar için sokakları ayağa kaldıran aktivistler, sanatçılar ve kitleler, neden söz konusu Doğu Akdeniz'deki, Ortadoğu'daki bebekler olduğunda seslerini aynı gürlükte çıkaramamaktadır? 

Daha da acısı, bu trajediyi görmezden gelen sadece Batı dünyası değildir. İslam coğrafyası ve Arap dünyası neden bu çığlığa karşı somut adımlar atmamaktadır? O gün BM salonunda protestoya katılmayıp yerinde oturan, Netanyahu’yu dinleyen diğer ülkeler bu vebale ortak olduklarının farkında mıdır? 

Katliamlarını ve siber saldırılarını gururla üstlenen bu zihniyetin, kendi cürümlerini örtbas etmek adına Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı "zalim" olarak nitelendirmesi uluslararası kamuoyunda çok sert bir dille kınanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin iradesini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik bu asılsız ve hadsiz ifadelere hiçbir platformda göz yumulamaz, müsaade edilemez. Kendi ellerindeki kanı unutturmak için liderimize dil uzatmaya kalkanlar, karşılarında daima Türkiye'nin dik duruşunu ve kararlı öfkesini bulacaktır. 

Kelimelerin anlamını bu barbarlığa karşı yeniden hatırlatmak şarttır. Zalim; genel tanımıyla haksızlık yapan, acımasız davranan, eziyet eden ve adalet sınırlarını aşan kişidir. Siyaset felsefesinde zulüm, gücün ahlaktan ve hukuktan koparak zayıfları ezmesi anlamına gelir. 

Hiçbir savunması olmayan Lübnanlı sivillerin ceplerindeki cihazları patlatan, askeri bir tehdit oluşturmayan 3 günlük, 4 aylık bebeklerin hayatlarını ellerinden alan politikaları yürüten ve bu katliamların emrini bizzat verdiğini itiraf eden Binyamin Netanyahu, "zalim" kelimesinin sözlükteki tam karşılığıdır. Dünya bu gerçeğe gözlerini kapatsa da, boş salonlarda yankılanan o kirli konuşmalar ve katledilen bebeklerin isimleri, tarihin adalet mahkemesinde her zaman en büyük suç duyurusu olarak kalacaktır. 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum