6-7 Eylül 1955, İstanbul Rum Azınlıklara Saldırı Olayları
08 Eylül 2026, Salı 13:58 135 kez okundu.''Eğer nehirde iki balık kavga ediyorsa bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.''
1453'te İstanbul feth edilse de, Osmanlıda başkent İstanbul’da 500 sene azınlık olan 4’te 3 nüfus, 4’te1 Müslüman nüfustan daima fazla olmuştur. Bu demografik durum 1950-60'larda başlayan Anadolu’dan göç dalgalanmaları ile Müslümanlar lehine tam tersi, 4’te 3 çoğunluklu bir nüfus oranına dönüşerek bugünkü demografik yapıya dönüşmüştü.
İngilizler çekilince adadaki Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a devrini istiyorlardı. Bunun siyasi adı ENOSİS’dir.
1954’den itibaren EOKA terör örgütünü kurup Nikos Sampson liderliğinde İngiliz yönetimine başkaldırdı.
Türkiye bunlara razı olmayacağını, adanın statüsünün değişmesini istemediğini belirtse de bunun çok da gerçekçi olmadığının farkındaydı.
Bu sebeple Türkiye (B) planı olarak Kıbrıs’ta Taksim Planını savunmaya başladı.
Bu noktadan sonra devreye İngiliz derin devlet aklı girdi ve hem adada kaos hem de Türkiye ile Yunanistan arasında da bir fitne bıraktı.
Esasen bu İngilizlerin tarihinde yabancı olduğu bir özellik değildir. Mısır’dan çekilirken Mısır ve Sudan, Filistin’den çekilirken Müslümanlarla Yahudileri, Hindistan’dan çekilirken Hindularla Müslümanları birbirine düşürmeyi becermiştir.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında düzenlenen I. Londra Konferansı (29 Ağustos-7 Eylül 1955) devam ederken İstanbul halkı ayaklanıyor ve özellikle Beyoğlu bölgesindeki azınlıklara saldırı başlatıyor.
O dönem İstanbul’da kimliğini gizlemeyen, 1934 soyadı kanunu ile Türk kimliği almayan ve Rum kalmış100bin civarında Rum var.
İstanbul’un nüfusu 1,5 Milyon civarında.
Bu saldırılara sebep olan olay ise yine bir provokasyondu.
Müze olarak kullanılan Atatürk’ün Selanik’teki evinini bahçesine bir ses bombası atıldı..
Bombayı atanlar Türk büyükelçiliğinin kapıcısı bir Türk vatandaşı ile Batı Trakyalı bir Türk’tü. Fakat kamuoyuna bu saldırıyı Yunanlılar yaptı olarak servis edildi..
“Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül'de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan ‘Kıbrıs Türk’tür Derneği’ üyelerince bütün İstanbul'da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandı.
Aynı baskıda ‘Kıbrıs Türk’tür Derneği’ genel sekreteri Kâmil Önal ‘Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz’ diye yazmıştır.
Tabii bundan sonra olaylar başladı ya da başlatıldı.
Önceden işaretlenmiş evlere, iş yerlerine, mabetlere ellerinde aynı tornadan çıkmış sopalar bulunan ve ilerleyen zamanda başka illerden de getirildiği ortaya çıkan saldırganlar sahneye çıktılar.
Ve İstanbul yağma, tecavüz, yaralama gibi olaylarla baş başa kaldı.
6-7 Eylül olayları 3-4 katlı bir provokasyondur en geniş halkada İngiliz derin devleti yer alır. Tabii kambersiz düğün olmaz CİA ve Türk derin devleti de işin taşeronluğunu üstlenmiştir.
6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir;
"6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Bu sözleri Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 da bir televizyon kanalındaki röportajında yalanlamıştır ama ok yaydan çıktı bir kere)"
6-7 Eylül 1955 Perde Arkası…
Ağustos 1954 İngiltere’nin Atina büyükelçiliğinden Londra’ya gönderilen rapor; “Yunan-Türk dostluğunun kırılgan olduğu çok açık bir gerçektir.
Çok küçük bir şok bile Yunan-Türk dostluğunu yerle bir etmeye yetebilir.
Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin duvarına tebeşirle slogan yazmak gibi önemsiz bir olay bile bir kargaşanın çıkmasına yeter’’
Ne tesadüf!
6 Eylül 1955 gecesi Atatürk’ün doğduğu evin bahçesine biri T.C. vatandaşı Selanik Konsolosluğunun kapıcısı, diğeri Batı Trakyalı bir Türk tarafından bir ses bombası atılacak ve ortalık karışacaktır.
Lan Fleming James Bond romanlarının yazarıdır.
Fleming aynı zamanda İngiliz Gizli Servisinin bir ajanıdır.
Ajanların genel karakterine uygun roman yazarken de başka işlerle iştigal ederken de ajanlık görevine devam etmiştir.
Fleming Atatürk’ün evine provakatif saldırı gerçekleşmeden bir gün önce Selanik’te görülmüştür.
Yine ilginç bir tesadüf, 6-7 Eylül günlerinde de İstanbul’da boy gösteriyor bu mahir ajan ve yazar.
Selanik’teki bu provakatif saldırıyı dünya kamuoyuna ilk duyuran BBC’dir.
Dönemin CIA şeflerinden Allen Dulles 6-7 Eylül olayları olduğu zamanlarda İstanbul’daydı..
Fuat Köprülü, Yassıada yargılamalarında bir soru üzerine 6-7 Eylül olaylarını Allen Dulles’in organize ettiğini’ ifade etmiştir.
Hüseyin Bağcı-Demokrat Parti Döneminin Dış Politikası
6-7 Eylül olayları ile ilgili Atina Radyosu’nun yorumu; ‘İstanbul ve İzmir’deki olaylar düşündüğümüz gibi İngiliz diplomasisinin planlarının ani bir biçimde patlak vermesi değildir.
Bizzat İngiliz diplomasisinin planladığı ve başarmaya çalıştığı bir şeydir.’
Dilek Güven
6-7 Eylül Olayları- “Bu yorum kabul etmek lazım ki soğukkanlı ve gerçek faili işaret eden bir yorumdur.”
Aynı dönemin Yunanistan İstanbul başkonsolosu Thedropolos diyor ki; ‘Menderes kendisini ziyaret eden patrikhane heyetine, ‘olayın 5 yıl önce planlandığını’ söyledi.
Radikal gazetesi-07. Eylül 2005
Olaylar olup bittikten sonra ‘Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’ Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri de cezaevine girdi.
Ama "Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz" deyince serbest bırakıldılar.
Olaylar halkın üzerine kaldı.
Çünkü mahkemede, "Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi" denildi.
Kimse ceza almadı.
İkinci dava Yassıada'ydı.
Menderes ve hükûmet üyeleri yargılandı.
Bu davada da olaylar sadece hükûmet üyeleri üzerine yıkıldı. Menderes, defalarca MAH yani MİT Başkanı'nın mahkemeye çağrılmasını istedi.
Ama hep reddedildi.
Olaylar aydınlatılmadı.
Evet, İngiliz derin devletini başrolündeki bu provokasyon İngilizlerin bu işlerde nasıl mahir olduğunun da bir misalidir.
1952’de buna benzer bir hadise Mısır’da yaşandı.
Özellikle Süveyş kanalı bölgesi İngiliz işgali altındayken iktidar partisi İngiliz-Mısır anlaşmasını tek taraflı olarak 1951 Aralık ayında feshetti ve Süveyş kanalındaki İngiliz askerlerinin Mısır topraklarını terk etmesini istedi.
İngilizlerin pek niyetli olmadığı görülünce, Mısırlı mücahitler ilkel silahlarıyla saldırdılar.
Bu vetirede 25 Ocak 1952 günü 55 Mısırlı mücahit şehit oldu.
Mısır hükümeti 80 kişinin ihtiyati tedbir olarak tutuklanmasına karar verdi.
Bu Mısır hükümeti ile İngilizlerle arasındaki iplerin tamamen kopması olacaktı.
Ancak 26 Ocak 1952 günü gerildi bütün gelişmeler Mısır lehine sürerken Kahire’de batılı yabancılara ait iş yerleri, evler, mabetler kitlesel bir saldırıya uğradı ve siyasi atmosfer Mısır aleyhine İngiltere lehine döndü.
Mısır’ın İngiltere’ye uygulayacağı müeyyideler de bu sebeple gündeme gelemedi.
Meşhur bir sözdür; ''Eğer nehirde iki balık kavga ediyorsa bilin ki oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.''
İşte bu olaylarda bunun tezahürünü görüyoruz.
İngilizler Kıbrıs’tan çekilirken geride kaos bırakmak için bu provokasyonu tertiplemişlerdir, taşeronluğunu da dönemin Türk istihbaratı yapmıştır.
Maalesef, Papazların sünnet edilmesi, yeni mezarların açılıp cesetlerin karnına bayrak dikilmesi, tecavüz, yağma gibi yüz kızartıcı ve Müslüman Türk kimliğine hiç uymayan vandallıkların sergilendiği utanç geceleri olarak tarihteki yerini almıştır.
16 ölü, yüzlerce yaralı, tahminen 400 tecavüz vakası ile 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.
Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon- 1 milyar Türk lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlara ait iken, kalan yüzde 17'sinin Ermenilere, yüzde 12'sinin Yahudilere, diğerleri dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânlardır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum