İstanbul
08 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    48.46
  • EURO
    56.43
  • ALTIN
    6896.5
  • BIST
    14.152
  • BTC
    78551.454$

Sonunda Müjde Var

08 Eylül 2026, Salı 13:47 145 kez okundu.

 

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)

 

Allah’ın ipine sarılmak, yalnızca insanın kendi başına tutunması da değildir; aynı ipe tutunanlarla birlikte düşmemeye, birbirini bırakmamaya çalışmaktır. Çünkü ayetin başındaki “Dağılıp ayrılmayın” emri, müminlerin gücünün birlikten geldiğini hatırlatır. İpin bir ucunu herkes farklı yöne çekerse, bağ zayıflar; fakat eller aynı ipte, gönüller aynı istikamette birleşirse en ağır fırtınalar bile aşılabilir. Bazen imtihan, yalnızca sabrımızı değil, birbirimize ne kadar tutunduğumuzu da sınar. İşte mümin, kendi elini kurtarmakla yetinmez; düşmek üzere olan kardeşinin elinden de tutar. Çünkü Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak, hem Rabbine tutunmak hem de o ipe tutunanları bırakmamaktır.

 

İnkârcılar ve kötülükleri örgütleyip düzenleyenler çıkarları gereği nasıl birlikte hareket ediyorlarsa, Müslümanlar da birlik olmalıdırlar, bu zorunludur.  İslam dünyasında yıllardır yaşanan acılar ve dökülen kanlar, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle ifade edildiği üzere birlik olmayıp parçalanmanın getirdiği sonuçlardan biridir. Kan ve gözyaşının durması, acıların ve fitnenin sona ermesi, insanların huzuru için birlik olmanın önemi çok açıktır.

 

Müslümanların namaz, oruç gibi ibadetleri farz kabul edip, birliği emreden benzer ayetleri göz ardı etmesi ne büyük yanılgı. Hakkı, iyiliği, barışı hâkim kılmak için birleşmek ve "bir bina gibi saf bağlayarak" birlikte mücadele etmek tüm Müslümanlar üzerinde sorumlulukken, İslam ahlakının dünyayı sarmasını ütopya olarak görebilir miyiz? Allah bu dini, Kitabı, Peygamberini hakim olsun diye göndermişken, birlikten yana olmayan insan, Müslümanlardan yana olur mu? Bir Müslümanın bunu dile getirmemesi ve arzu etmemesi büyük hata değil mi?

 

Günümüz dünyasında yönetimdeki ve ekonomideki aksaklıklar, savaşlar, soykırımlar, baskıcı yönetimler insanların açlık, yoksulluk ve büyük acılar çekmelerine sebep oluyor. Kur'an, zayıf bırakılanlar için neden mücadele etmediğimizi, “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75) ayetiyle soruyor bize.

 

Evet bize ne oluyor?.. Umursamaz, kayıtsız, kendini kurtarma peşindeki bir yaklaşım Müslümana yakışmaz. Dünyanın herhangi bir köşesinde bir Müslümana gelen zarardan tüm Müslümanlar sorumluluk hissetmeli. Bir Müslüman, acı içindeki masum insanlar, tecavüze uğrayan kadınlar, katledilen çocuklar için yapabileceği bir şey olmadığını düşünüyorsa zulme ortak demektir.  Çünkü Müslümanlar, "... haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. (Şura Suresi, 39) Ve eğer gerçekten elinden hiçbir şey gelmiyorsa kişi bu yönde samimi dua edebilir.

 

Umutsuzluğu, ürkekliği, teslimiyetçiliği ve korkaklığı bırakmalıyız; korkulacak tek güç Yüce Allah’tır. Küresel güç edebiyatı yaparak Müslümanları pasifize etmeye çalışanları ka’le almamalı. İslam alemini dayanaksız "öcü"lerle korkutmaya çalışanlar, şeytanın etkisinde ve bu konuda görevli olan kişiler çünkü. 

 

Ümitsizlik insanın, din ahlâkını şevk içinde yaşamasını engelleyen en önemli unsurlardandır. Allah, inananlara hiçbir olay karşısında ümitsizliğe kapılmamalarını, Kendisine dayanıp güvenmelerini emrediyor.

 

Peygamberimiz (asm), "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapmayacaksınız; Kur’an ve sünnetim" hadis-i şerifiyle Müslümanlara uymaları gereken yolu gösteriyor. Bize düşen, O'nun aydınlattığı yola uymak ve Allah'ın buyruğunu unutmamak.

 

Bir Müslüman’ın gönlündeki en büyük istek Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Müslüman Asr-ı Saadet Müslümanlığını ister. İnsanların korku duymadan, güvenle ve barış içinde yaşayacakları bir dünya için mücadele içinde olmalı.

 

İşte müminin mücadelesi tam da burada başlar: Dünyayı seyretmekle yetinmemek, iyiliğin tarafında durmak ve gücünün yettiği ölçüde güzelliğin çoğalması için gayret etmek… Sonuç ne olursa olsun, mümin bilir ki zafer yalnızca görünen şartların değil, Allah’ın takdirinin eseridir. Kuldan istenen gayret, sabır ve sadakattir; zaferi ise Allah verir.

 

Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)

 

 

Emel Elif Bayraktar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum