İstanbul
08 Ocak, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    43.05
  • EURO
    50.39
  • ALTIN
    6155.2
  • BIST
    12.024
  • BTC
    92519.246$

Gerçek Vicdanın Gölgesi Dijital Vicdan

06 Ocak 2026, Salı 22:23 182 kez okundu.

Yılın son günlerinde Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından, halk oylamasıyla belirlenen "2025 yılının kelimesi/kavramı"nın "Dijital Vicdan" olduğunu bildirildi.

 

Kavram ile ilgili açıklanan gerekçe şöyle:

 

“‘Vicdan’, TDK’ye göre ‘kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu’ olarak tanımlanır. Ancak dijital çağda bu kavram farklı bir boyut kazanmıştır. İnsanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle ‘vicdanlarını rahatlatma’ eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı pasifize ederek vicdanı ‘tıklanabilir bir işlem’e indirgemektedir. Beğeni, paylaşım ve yorum yapan bireyler bir ‘tıklama’ aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedir…”

 

“Mesela Gazze ve Doğu Türkistan gibi kamuoyunun önünde gerçekleşen insanlık dramlarında, ilgili konunun sosyal medya içeriğini beğenmek ve hatta bu durumlar için ‘içerik üretmek’, o olayın gerçekliğini bozarak, bireyde sanal bir vicdani rahatlama yaratarak, bireyi sosyal ve bireysel sorumluluktan uzak tutmaktadır…”

 

Halk oylamasına sunulan kelimelerden diğer ikisi ise fertlerin ve toplumların ağır zulüm karşısında ahlaki duyarlılıklarını yitirerek kayıtsızlaşması anlamındaki ‘Vicdani Körlük’. Ve iyi niyete rağmen duygusal farkındalık ile sorumluluk alma arasındaki boşluğu görünür kılan ifade olan ‘Eylemsiz Merhamet’.

 

Bu üç kavram da aslında birbiri ile bağlantılı. Dijital vicdan, doğru inşa edilmediğinde iki tehlikeli hâle evrilebilir: vicdani körlük ve eylemsiz merhamet. Sürekli maruz kalınan acı görüntüleri, tekrar eden felaket haberleri ve hızla tüketilen trajediler, zamanla insanın kalbini değil yalnızca algısını meşgul eder; böylece vicdan, görmesine rağmen hissetmeyen bir körlüğe sürüklenir. Bunun bir diğer sonucu ise eylemsiz merhamettir: Üzülmenin yeterli sanıldığı, paylaşmanın sorumluluk yerine geçtiği, kalbin harekete geçmeden rahatladığı geçici bir iyilik hâli. Gerçek vicdan ise fark etmeyi, rahatsız olmayı ve imkân dâhilinde eyleme geçmeyi aynı çizgide buluşturur.

 

Kimi insanlar sadece kendi menfaatlerini düşündüklerinden, çevrelerindeki olaylara karşı duyarsızdırlar. Dünyanın birçok yerinde süren savaşları, işgalleri, açlıktan ve yoksulluktan ölen insanları neredeyse hiç düşünmezler. Bu insanların yaşadıklarını, televizyonların haber programlarında adeta bir filmi izler gibi sadece izlerler. Gördükleri korkunç manzaralardan dolayı içlerinde oluşan merhamet duygusunu ise “Ben ne yapabilirim ki” gibi yanlış mantıklar ile bastırır, bu şekilde vicdanlarını rahatlatırlar. Halbûki bu konuda yapılması gereken, akıl sahibi her insanın takdir edeceği üzere dünyayı kana bulayan zulme karşı mücadele vermektir.

 

Dijital çağda vicdan, çoğu zaman bir refleks kadar hızlı ama bir o kadar da geçicidir. Acılar saniyeler içinde tüketilir, zulüm parmak kaydırma mesafesinde sıradanlaşır. Herkes her şeyden haberdardır ama çok azı gerçekten sorumludur. Paylaşmak, çoğu zaman yüzleşmenin; yorum yapmak ise harekete geçmenin yerine ikame edilir. Böylece vicdan, rahatlatıcı bir illüzyona dönüşür: Görmüş olmak, görevini yapmış olmak zannedilir.

 

Dijital vicdan sahte midir?

 

Acılara karşı “üzüldüm”, “paylaştım”, “tepki verdim” hissiyle duyarlılık, biçimi yönüyle vicdanın varlığına işaret eder; yani bütünüyle yok ya da sahte değildir. Ancak sorun şurada başlar:

 

Eğer hissettiğiniz sızı eyleme, bedel ödemeye, hayat tarzında bir değişime dönüşmüyorsa, dijital vicdan sembolik bir gösteriye dönüşür. Bir gönderiyi paylaşmak, bir etiketi kullanmak, bir hikâyede üzülmüş görünmek… Bunlar vicdanı tatmin eder, ama çoğu zaman sorumluluğu erteler. Bu yüzden dijital vicdan çoğu durumda gerçek acıyı tüketilebilir içerik haline getirir, insanı merhametli bir seyirci kılar, vicdanı rahatlatır ama adaleti çoğaltmaz.

 

Vicdan sahte değildir; fakat dijital ortam, vicdanı eylemsiz bırakıyorsa onu işlevsizleştirir. İşlevini yitiren vicdan ise zamanla körelir. Bugün “üzüldüm” dediğimize yarın bakmamaya başlarız.

 

Dijital vicdan, gerçek vicdanın gölgesidir. Gölgeyi gerçek sanmaya başladığımızda sorun başlar. Vicdan, ancak hayatın içine indiğinde; risk aldığında, bedel ödediğinde ve susmamayı seçtiğinde gerçektir.

 

Dünyada, bunca sahteliğin içinde önce bizim samimiyete ihtiyacımız var. İnsan samimiyeti kazandığında vicdanının kapısı sonuna dek açılır. Kişi artık en fazla vicdanının sesini dinleyecek demektir.

 

Dijital vicdan, konforu bozan bir sızıdır. İnsanı rahatsız eder, taraf olmaya zorlar, bedel ödemeyi hatırlatır. Ekran başında alkışlanan duyarlılığın, hayatın içinde bir karşılığı yoksa o vicdan yalnızca sanaldır. Fakat hâlâ bir imkân vardır. Aynı dijital alan, hakikati çoğaltmanın, merhameti örgütlemenin ve sessiz kalmama cesaretini yaymanın da aracıdır. Vicdan, doğru ellerde bir tıkla körelmez; aksine bir tıkla uyanabilir.

 

Sonuç olarak dijital dünya, vicdanı susturan bir kalabalığa da dönüştürebilir, onu diri tutan bir imkâna da. Mesele ekranların varlığı değil, kalplerin yönüdür. Görüp geçmeyi seçenlerle sorumluluk alanlar arasındaki fark, tam da burada belirginleşir. Dijital vicdan; alkışlanmak için sergilenen bir duyarlılık değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alan ahlaki bir duruştur. Ve hâlâ umut vardır: Hakikatin bir cümleyle yayılabildiği, iyiliğin örgütlenebildiği bu çağda, vicdan da yeniden inşa edilebilir. Allah, parmaklarımızdan önce kalbimizi harekete geçirsin.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum