Özgürlük Sandığımız Kafesler Kulluk Sandığımız Kurtuluş
24 Şubat 2026, Salı 06:36 64 kez okundu.Modern insan özgürlüğü, çoğu zaman sınırsız seçenek, dilediği gibi yaşama ve hiçbir otoriteye boyun eğmeme hali olarak tanımlıyor. Halbûki bu tanım, ilk bakışta sanki çekici gibi görünse de derinlemesine düşünüldüğünde, insanı gerçek özgürlüğe değil, görünmez zincirlere doğru sürüklüyor, özgürlük zannettiği kafeslere hapsediyor. Kendi arzularının, nefsinin, toplumun beklentilerinin ve tüketim kültürünün esiri olan bir insan gerçekten özgür müdür?
Birçok insan, hayatında mutlaka bir şeye bağlanır. Paraya, kariyere, makama, şöhrete, başka insanların onayına ya da kendi benliğine/nefsine. Bu bağlanışlar, zamanla kişiyi yönetmeye, yönlendirmeye ve hatta köleleştirmeye başlar. Nefsin istekleri doyumsuzdur; bugün elde edileni yarın yeterli bulmaz. Dünya ise asla tam anlamıyla tatmin etmez. İşte bu noktada insan, farkında olmadan kendi iç dünyasında sürekli bir esaret yaşar.
İslam düşüncesi, özgürlüğü bambaşka bir yerden tanımlıyor: Yalnızca Allah’a kul olan insan, her şeyden özgürleşir.
Apaçık düşmanı şeytan, insana din ahlâkını yaşamayı zor ve imkânsız gösterir. Bu sebeple toplumda, Allah’ın emrettiği ahlâkın, sadece peygamberler ve elçiler tarafından taviz vermeden uygulanabildiği bir üstünlük olduğu gibi bir inanış kabul görür.
Allah’a ve elçisine itaat etmenin, özgürlüğünü kısıtlayan bir hayat olduğunu fısıldayan şeytan, kişiye sürekli olarak, çevresinde Allah’tan uzak yaşayan insanların ne kadar özgür olduklarını, kendisinin de bu hayat tarzını seçerse bağımsız, özgür ve mutlu olacağını telkin eder. Ancak bu, sinsice sokulup vesvese veren şeytanın yaldızlı telkinlerinden biridir. Gerçekte helal dairesi geniş, Allah’ın dini kolaydır. Ve Allah, kullarını ‘kolay olan için başarılı kılacağını’ vaat eder.
Allah’ın emirlerine uymadan, yalnızca nefsinin bencil tutkularını gözeterek yaşayan bir kişi özgür bir hayatı umarken, yaşadığı cahiliye toplumunun koyduğu birçok zorlayıcı kural tarafından zincirlendiğinin farkına bile varmaz. Allah, elçilerini vesile kılarak insanların yüklerini ve üzerlerindeki zincirleri indirdiğini bildirir, onları hayat verecek kurtuluş yoluna davet eder:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (A’raf Suresi, 157)
Allah’a kulluk, insanın zincirleri tek tek çözer. Çünkü Allah’a kul olmak, kusurlu olana değil, mutlak ve adil olana yönelmektir. İnsan, Rabbine yöneldiğinde artık başkalarının yargılarına mahkûm yaşamaz. Popüler olanın değil, doğru olanın peşine düşer. Maddî olanın değil, manevî olanın değerini fark eder. Böylece özgürlük, dış dünyada değil, insanın kalbinde çoğalmaya başlar.
İbadetler de çoğu zaman bir yük gibi algılanır. Halbûki namaz, oruç, zekât gibi ibadetler insanı kısıtlamaz; aksine onu disipline eder, arındırır ve güçlendirir. Nasıl ki dağınık bir hayat zihni yorar ve huzursuzluk doğurursa, düzenli bir ruh hali insanı ferahlatır. İbadet, ruha nefes aldıran bir özgürlük düzenidir.
Gerçek özgürlük; her istediğini yapmak değil, yapmaması gereken şeyi yapabilecek güce sahip olduğu halde yapmamaktır. İşte Allah’a kulluk, insana bu irade bilincini kazandırır. Nefse “Dur!” diyebilme cesareti, yalnızca güçlü bir imanın eseridir.
Bugün birçok insan, “Özgürüm” derken aslında korkularının, bağımlılıklarının, geçici hazlarının ve bencil tutkularının esiri olarak yaşar. Halbûki secde eden bir insan, başını yere koyarken ruhu semaya yükselir. Gerçek özgürlük tam olarak burada saklıdır: Yaratılana değil, Yaratana boyun eğmek…
Yeni Dünya Dergisi, Şubat
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum