Mustafa ALBAYRAK

Mustafa ALBAYRAK

Mail: mustafa@teknikelektrik.com

100 Yıl Sonra Aynı Koalisyon Kurulurken

16. Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. Sultanı olan Abdülhamid Hanımızı Halifelikten ve Saltanattan indirmeye karar verildiği zaman sadece Yahudiler ve Ermeniler mücadele etmemişlerdir.

O dönemin Londra merkezli Yahudi Küresel sermayesi kurduğu koalisyonlarda Emanuel Carasso gibi Yahudilerin, Avram Efendi gibi Ermenilerin, Arnavut Esat Efendi ve Laz Arif Hikmet gibi bölücülerin yanına Fetvayı hazırlayanda sözde meşhur İslam Âlimi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ı da yerleştirmişti.

Yani kurulan büyük koalisyonun İslamcı ayağı da tamamlanmıştı. 

Sadece Elmalılı değil yanına Mehmed Akif, Eşref Edip, Said Halim Paşa gibi isimlerde vardı. Fetvaya öyle bir suç isnadı yazılmıştı ki, akıllara zarar idi.

Abdülhamid Han’ın Kuran-ı Kerim yaktığı iftirasını dahi atmışlardı.

Gelelim günümüze;

Tıpkı Abdülhamid Han’a karşı kurulan büyük koalisyon gibi bugün de yani 100 yıl sonra ümmetin duası olarak adeta başımıza gelmiş olan Reis-i Cumhurumuz Recep Tayyip Erdoğan a karşı da benzer bir koalisyon kurulmuştur.

2009 ‘’One Minute’’ çıkışından sonra karar verilen ve 7 Şubat 2012, Haziran 2013 Gezi,  17-25 Aralık 2013 ve nihayet 15 Temmuz Askeri Darbe ve İşgal teşebbüsleri ileyıkamadıkları Erdoğan ve ardında ki milli cepheyi yıkmak için yeni bir koalisyon denediler.

Daha önce yanlarına alamadıkları HDP ve bir kısım seküler Milliyetçisini de İyi Parti vasıtası ile yanlarına aldılar.

İlk denemeyi 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerçekleştirdiler. Ama Meral hanımın adaylık ısrarı bu cepheyi böldü ve Sayın Abdullah Gül’ün çatı adaylığı gerçekleşmedi.

Daha sonra 31 Mart 2019 mahalli seçimlerde denediler ve büyük ölçüde başarılı oldular. Her ne kadar Erdoğan ve ardındaki milli cephe yani Cumhur İttifakı seçimlerde açık ara birinci olsa da tek aday üzerinde uzlaşılan belediye başkanlıkları bilhassa Büyükşehirlerde bu yeni koalisyonun galibiyetiyle sonuçlandı.

Yalnız, Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2023 yılında yapılacak malumunuz. Buradan da galibiyetle çıkılması için şu ana kadar gerçekleşen koalisyon yeterli olmadığı, bunun için 2010 da CHP’ye kasetle, 2016 da ise MHP’ye Meral Hanımla yapılan operasyonların bir benzeri de Ak Partiye yapılmak istendi.

Neydi bu operasyon?

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlığı esnasında partinin tamamen Erdoğan’ın kontrolünden çıkarılıp yani birilerinin tabiriyle Reisci olmaktan çıkarıp Hocacı yapılacaktı.

Ancak Sayın Erdoğan’ın demir leblebi çıkması ve merhum Demirel’in Doğru Yol Partisinde merhum Özal’ın Anavatan Partisinde düştüğü hatalara düşmemesi ve Ak Parti’deki kesin tahakkümü sayesinde buna fırsat verilmedi.

Askeri darbede muvaffak olamamış ve Erdoğan daha da güçlenmişti.

Bu söylediklerimin en büyük iki ispatı Sayın Davutoğlu’nun resmi danışmanlarından Sayın Etyen Mahçupyan’ın; “şayet Başbakanlık değişikliği olmasa idi yani Ahmet Bey gidip Binali Bey gelmeseydi askeri darbe olmazdı.“ ile Amerika’nın ve CIA’nın yarı resmi organı ForeignPolicy kuruluşunun

Sayın Davutoğlu ile Sayın Binali Yıldırım arasında ki Başbakanlık değişiminden sonra yayınladığı bir mesajda “America Loses its man in Ankara“ diye haber geçmesidir.

Yani 28 Şubat ta Darbeci Generallerin Harp Akademilerinde subay adaylarına ders verdirttiği Sayın Davutoğlu’nu ABD’nin Foreign Policy’de güvenli adamı olduğunu iddia etmişti.

Sayın Davutoğlu da kurduğu yeni partide kendilerinin ABD ve AB değerlerine (ki kendileri buna sık sık başvuruyor) , NATO’ya bağlılıklarını ifade ediyor.

Yani Ülkemizin 15 Temmuz 2016 Askeri darbe teşebbüsünden sonra resmen olmasa da fiilen koptuğu gözüken NATO ve Atlantik blokuna tekrar geleceğini ısrarla belirtmektedirler.

Yine Ak Partiden kopmuş olan Sayın Ali Babacan ve ardında ki siyasi figür olan Sayın Gül’de her verdikleri röportajda Ak Partinin kurucu ayarlarından koptuğu ve bu yüzden yeni oluşum içerisinde olduklarını söylemektedirler.

Peki, ne vardı bu Ak Partinin fabrika ayarlarında?

Ak partinin fabrika ayarlarında en başta Sayın Erdoğan’ın bir defa zikrettiği ama ondan sonra ağzına dahi almadığı ve başlamadan biten Büyük Orta Doğu Projesi Eş Genel Başkanlığı vardı.

Yine fabrika ayarlarında askeri vesayetle baş edebilmesi için beraber yol yürümek zorunda kaldığı bugünkü adı Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) o günkü adıyla Hizmet Hareketi ve Gülen Cemaati vardı.

Yine Kıbrıs’ta Kofi Annan planı ve Rumlarla tek çatı altında bir federe devlet projesi vardı.

PKK ile masaya oturup çözüm sürecinin icra edilmesi vardı.

Pekâlâ, tüm bunlar denendi muvaffak olunabildi mi?

Tabii ki hayır!

Bunlar neden denendi demiyorum iyi ki denendi ve olmazlar görüldü.

Nelerin olması nelerin yapılması gerektiğine de karar verildi.

İşte bugün onlar yapılıyor.

Yani FETÖ’nün, PKK’nın, Kıbrıs Rumlarının hiçbir şekilde güvenilip anlaşılamayacağı ve 1000 yıllık Türk İslam Devlet geleneğimizin düşmanları oldukları belli oldu.

‘’Sadece güvenlik politikaları ile Kürt sorunu çözülemez, masaya oturup anlaşılması lazım’’ diyenlerin haksızlıkları tescillenmiş oldu.

Peki, böyle bir durumda Sayın Erdoğan hala Ak Partinin fabrika ayarlarında kalabilir miydi?

Neredeyse çeyrek yüzyıla doğru giden iktidarında değişen dünya dengelerini hiç dikkate almadan aynı  

“bildiğim bildik dediğim dedik“  bir vaziyette ve neticeleri de hep menfi olmuş bu kurucu ayarlarda ısrar edebilir miydi? 

Yanlışlardan dönülmesine neden karşı çıkılıyordu?

Olmazlar başarılamadığı halde tekrar denenmesi neden isteniyordu?

İşte mesele tam da burada…

Çünkü Türkiye’nin 28 Şubat hükümetlerinin bitmesinden hemen sonra mecburiyet gereği kurulmuş olan ve Ak Partinin kurucu ayarlarında gizli, o günün koalisyonunu oluşturanlar bugünün de yeni koalisyonunu oluşturmaktadır.

Bu oluşturulmak istenen koalisyonun tüm ayakları yerine gelmiştir.

Tek eksiği kalmıştır. O da İslamcı, muhafazakâr veya mütedeyyin ayağı.

Bunu ittifakın Sözde Milliyetçi ayağı İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener zaten açıkça ifade etmiştir.

Sayın Akşener “ tek eksiğimiz Muhafazakâr kitleye ulaşmaktır. Onu da Sayın Ali Babacan ile gerçekleştireceğiz “ demiştir.

Sayın Kılıçdaroğluda gerek Sayın Babacan’a gerekse Sayın Davutoğlu’na mecliste gurup kurabilmeleri için muvakkaten milletvekili verebileceğini söylemiştir.

Yani ömrünü CHP zihniyeti ile mücadele ederek geçirdiğini söyleyen Sayın Davutoğlu (Akit TV’de Sayın Ali İhsan Karahasanoğlu’na söylemişti) aynı CHP tarafından nasıl ve neden bağırlarına basılıyordu?

Yoksa kendisine 28 Şubat’ta asfalt yollar döşeyip Harp Akademilerinde ders verdirten irade (tüm İslami kesimlerin önüne aşılmaz engeller çıkartırken Ahmet Bey’in önünü açan irade)  şimdi de yeni Atlantik Koalisyonunda ona yer mi açıyordu?

Sakın “ CHP bunu Demokrasiye hizmet için yapıyor “ demeyin bana!

Aynı CHP kendi ile aslında aynı dünya görüşünde olan DSP veya Vatan Partilerine neden mecliste gurup kurdurmuyor?

Sakın onlar Sayın Davutoğlu ve Sayın Babacan gibi NATOCU - ATLANTİKÇİ değil diye olmasın?

Ya da Saadet Partisi’ne gösterdiği yakınlığı, Evladı Erbakan olan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan’a neden göstermemektedir?

Yani 1908 yılında kurulan Küresel Sermaye Projeli Koalisyon günümüzde de aynen geçerlidir.

Bakalım 1908’lerde, 1909’larda Elmalılıların, Said Halim Paşaların, Eşref Edip’lerin, Enverlerin, Resneli Niyazilerin yerlerini şimdi hangi İslamcılar alacak bu koalisyonda?

Küresel Baronlar ittifak kurarda hiç İslamcıyı unuturlar mı?

Haydi bakalım Kraliçenin İslamcıları alın yerlerinizi…

 Erdoğan’ın ve Milli Türk Devletinin menfaatlerinin karşısında?

19.yy’ın sonunda ki atalarınız Afgani'lerin, Abduh'ların yaptığı gibi.

Yorum Yazın