İstanbul
15 Mayıs, 2026, Cuma
  • DOLAR
    45.55
  • EURO
    53.10
  • ALTIN
    6687.1
  • BIST
    14.645
  • BTC
    80437.772$

Bereket Hayatınızdan Çekilirse

15 Mayıs 2026, Cuma 00:02 156 kez okundu.

İmam-ı Gazzâlî’nin asırlar öncesinden gelen uyarısı bugün kulaklarımızda daha yüksek çınlıyor:

 

“Bereket hayatınızdan çekilirse, çuval dolusu paranızla aç gezersiniz.”

 

Modern insanın paradoksu tam da burada başlıyor. Kazanç artıyor, imkân çoğalıyor; fakat huzur azalıyor, yetme/yetinme duygusu kayboluyor. Evler dolu ama gönüller aç. Dolaplar taşmış, sofralar bereketsiz. Çünkü bereket, sayıların değil anlamın, niyetin ve şükrün eşlik ettiği bir hâldir.

 

Bereket çokluk değildir. Azın yetmesi, yetenin de taşmasıdır. Aynı maaşla birinin ayı huzurla kapatması, diğerinin elindekinin ay ortasında tükenmesi bu yüzdendir. Matematik aynı, fakat bereket yoktur. Çünkü bereket, Allah’ın ikramıdır; kulun şükrü ve kanaatiyle çoğalır, hırsıyla çekilir.

 

Kanaat neredeyse kaybolan bir erdem. Çağımızda “eksiklik” gibi sunuluyor. Daha fazlasını hırsla istemeyen insan, sistemin gözünde başarısız sayılıyor. Oysa kanaat, yoksulluğun değil; nefsine sınır çizebilmenin adıdır. Sahip olduklarıyla şükredebilen insan, sahip olamadıklarının esiri olmaz.

 

Kanaatin olmadığı yerde servet yük olur. İnsan ne kadar çok şeye sahipse, o kadar çok şeyin kaygısını taşır. Evler büyür, dertler genişler; eşyalar çoğalır, kalp daralır. Kanaat ise kalbi ferahlatır. Azla yetinen, çokla imtihan edilmez.

 

Servet: Sahip Olmak mı, Sahibi Olunmak mı?

 

Servet, başlı başına ne hayırdır ne de şer. Onu hayra da şerre de dönüştüren, sahibinin niyetidir. Servet, insanın elinde bir emanet olarak durduğunda kıymetlidir; kalbine yerleştiğinde ise felakete dönüşür.

 

Bugün nice insan “zengin” ama güvende değil. Kazandığını koruma telaşı, kaybetme korkusu, yetmeme endişesi… İşte Gazzâlî’nin dediği açlık tam da budur: Midenin değil, kalbin açlığı. Bereket çekildiğinde, servet doyurmaz.

 

Şükür bereketin kapısıdır. Sadece dilde kalan bir teşekkür değildir. Şükür, nimeti yerinde kullanmak, paylaşmak ve nimetin sahibini unutmamaktır. Şükür arttıkça bereket artar; şikâyet çoğaldıkça bereket azalır.

 

İnsanın hayatında, “Yetiyor” diyebildiği her an, bereketin izidir. Şükür, nimeti çoğaltır; nankörlük nimeti sıradanlaştırır. Aynı sofrada biri doyar, diğeri doymaz; fark mide değil, şükürdür.

 

Kanaat elindekiyle geçinmek demektir aslında, yetinmek değil. "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" (Bakara Suresi, 201) ayetindeki duayla inananlar, Allah’tan servet ve zenginlik isterler. Ancak bu istek nefsani tutkularını tatmin etme amacı taşımaz. Onlar serveti, Hz. Süleyman gibi Allah’a yakınlaşmak, dini anlatmada güçlü ve etkileyici olabilmek için isterler. O halde duamız Allah yolunda harcamak için kullanacağımız ve şükretmemize vesile olacak bir zenginlik olmalı.

 

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

Ne kadar kazandık değil, neyi kaybettik?

 

Kaybettiğimiz bereketse; daha çok çalışmak değil, daha çok şükretmek gerekir. Daha fazla biriktirmek değil, daha fazla kanaat etmek… Çünkü Gazzâlî’nin işaret ettiği hakikat hâlâ geçerlidir.

 

Bereket gittiğinde, servet insanı doyurmaz. Ama bereket varsa, az bile çoktur.

 

Yeni Dünya/Hanımefendi Dergisi, Mayıs

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum