Hakikat Son Mahkemede Ayağa Kalkar
10 Şubat 2026, Salı 23:39 124 kez okundu.Hekim olmasının yanı sıra entelektüel bir düşünür ve özellikle İslam itikadı, felsefe, modern insanın anlam arayışı, sosyal bilimler ve klasik düşünce tarihi üzerine çalışmalar yapan yazar Altay Cem Meriç'in bir tvitine denk geldim önceki gün. Gazze'de şehit olan küçük Rim ve dedesinin fotoğrafının altında iki sene önce şunları paylaşmıştı:
"Dünya cennet olmayacak. Cennet olacak olsaydı bu insanlar içinde kalırdı. Bari en azından zalimlere cehennem olsaydı. O da olmayacak, çoğu hesap vermeden gidiyor. Ahiret olmasaydı dünya içinde bir dakika durmaya değmezdi."
Çok doğru; bu manzara bize hiç yabancı değil. Tarih boyunca da böyleydi, bugün de farklı değil. Gücü elinde tutan, haksızlıkla yükselen, başkasının hakkı üzerinden izzet devşiren, mazluma zulmedenler çoğu zaman hesap vermeden, sorgulanmadan bu dünyadan çekip gidiyor. Zalim, arkasında enkaz bırakıyor ama kendisi alkışlarla uğurlanabiliyor.
Mazlum ise sessiz. Hakkı gasp edilmiş, sözü bastırılmış, onuru örselenmiş hâlde kalıyor. Ne adalet terazisi doğru tartıyor ne de mahkeme kapıları sonuna kadar açılıyor ona. Çoğu zaman zillet, onun kaderiymiş gibi sunuluyor. Ve o da bu hâliyle göçüyor dünyadan.
Üstadın ifadesiyle, “Zalim izzetinde, mazlum zilletinde göçüp gidiyor…”
İşte tam bu noktada insan vicdanı, “Bu mudur adalet?” diyor.
Diyor da, adaletsizlik kavramıyla Allah’a zulüm isnat edilir mi? -Haşa-
Yeryüzündeki mevcut hataların, zulümlerin hepsinin yegâne sebebi inançta ve yaşayışta doğru, dengeli, ölçülü ve adil olmakla sorumlu olan insandır.
İnsanlara adaleti emreden Allah'ın âdil olmaması mümkün mü?..
Demek ki hakikî hesap, mahkeme-i kübrâya bırakılıyor. Öyle bir mahkeme ki; unutan yok, kayıran yok, kaçabilen yok. Kaldı ki dünya, son sözün söylendiği yer olsaydı, mahkeme-i kübrâya ihtiyaç kalmazdı. Zaman hakikati gizler sanılır; oysa onu o mahkemeye hazırlar. Orada zaman aşımı yoktur.
Eğer dünyada her zulmün karşılığı anında verilseydi, imtihan anlamını yitirirdi. Eğer her mazlum burada hakkını alsaydı, sabrın, teslimiyetin ve imanın değeri kalmazdı. Demek ki bu dünya, hükmün verildiği değil; dosyaların hazırlandığı bir yer.
Demek ki zalimin izzeti, gerçekte bir mühlet, mazlumun zilleti ise bir imtihandır. Orada zalimin dünyada taşıdığı izzet, omzuna yük olur. Mazlumun burada çektiği zillet ise lehine şahitlik eder.
Bu dünyada susturulan her hakikat, Mahkeme-i Kübrâ’da şahit olarak konuşur.
Zulümle örtülen gerçekler, ilâhî adalet karşısında ayağa kalkar.
Hak, burada eğilir gibi görünse de orada dimdik durur.
Zulmün ayakta kaldığı her an, hakikatin yürüyüşüne eklenen bir delildir.
Bu dünyada üzeri örtülen gerçekler, orada diriltilir.
Burada kazananlar, orada savunma bile yapamaz.
Güç suskunluğu satın alabilir ama adaleti asla!
Çok zulüm, çok zalim, çok mazlum var.
Adaletine şahit et ya Rab!
Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, hesap kitap ortaya konur, peygamberler ve şahitler getirilir, insanlar hakkında doğruluk ve adalet ölçüsüne göre hüküm verilir, onlara asla haksızlık edilmez. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. (Zümer Suresi, 69-70)
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum