Hakikatten Saptırma Çabası
18 Mayıs 2026, Pazartesi 22:18 164 kez okundu.Onlar, kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız... (Nisa Suresi, 89)
İnkârcılar her dönemde menfaatleri gereği birlik olurlar. Birlikte hareket etmelerinin asıl amacı, Allah'ın beğendiği üstün özellikler olan fedakârlığın, samimiyetin, dürüstlüğün, vicdanın ve adaletin, kısacası güzel ahlâkın hâkim olması için çaba gösteren müminleri engellemektir.
Çünkü Kur’an ahlâkının yaşanması, bu kişilerin çıkar düzenlerini ve dünyevi hırslarını sınırlandıracaktır. Bu yüzden, dindar insanların çoğalmasını engellemek için büyük çaba gösterirler. Sadece kendileri yanlışta kalmakla yetinmez; dürüst ve vicdanlı insanların da kendi yollarına katılmasını isterler. İnsanların hakikatten uzaklaşmasını, yalnızca menfaatlerini düşünen, nefsinin bencil arzularının peşinden sürüklenen kimselere dönüşmesini amaçlarlar. Çünkü iyiliğin çoğalması, kurdukları çıkar düzeninin zayıflaması demektir.
Kur’an’da Mümtehine Suresi, 2. ayette haber verildiği gibi kâfirler, müminleri ele geçirecek olursa düşman kesilirler. Ellerini ve dillerini kötülükle müminlere uzatırlar. Onlar müminlerin inkâr etmesini içten arzu ederler.
Eğer iyi insanları kendi saflarına katamazlarsa, bu defa da onları çeşitli yöntemlerle iyi ve hayırlı işlerden alıkoymaya çalışırlar. Alay etme, küçük düşürmeye çalışma, dağıtmak için uğraşma, iftira atma, yurtlarından sürme ya da ölümle tehdit etme gibi birçok yöntemi denerler.
Kalpleri kararmış, acıma duygusunu yitirmiş, insanî değerleri hiçe sayan, zulmü yol edinen kimselerin kötülüklerine son vermek için, vicdan sahibi samimi inananların, kötülüklere karşı mücadele içinde olmaları gerekir. Allah, “…(birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73) buyurarak müminlerin birbirlerine yardım etmemeleri durumunda yeryüzünde bozgunculuk olacağına dikkat çeker.
Bu, müminler için çok önemli vicdani bir sorumluluktur. Gerçekten vicdan sahibi olan insan, iyilikten yana çaba içinde olmalıdır. Müminler, zalimle mücadelede birlikte hareket etmeli, kararlılıkla tavırlarını ortaya koymalıdırlar. Çekimser ve duyarsız kalmak, kötülerin tarafına geçmek demektir. Yaşanan dönem, insanın kendi çıkarları için değil, diğer insanlar için de ciddi bir çaba gösterme zamanıdır.
Zulme karşı onurlu bir mücadele içinde olmak yerine, Müslümanların birbirleriyle çekişmeleri büyük bir yanılgıdır, vakit kaybıdır. “…çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider…”(Enfal Suresi, 46) buyruğuyla Allah, samimi insanların birbirleriyle tartışmaları durumunda, zamanın yanı sıra güç kaybına da uğrayacaklarına dikkat çeker.
Peygamberimiz(asm)’ın Veda Hutbesi’nde müminlere yaptığı en büyük hatırlatmalardan biri kardeşlik hakikatidir. O mübarek hitabında; “Müslüman Müslümanın kardeşidir…” buyurarak, ümmet olmanın yalnızca aynı dine inanmak değil; aynı sevgi, merhamet ve dayanışma ruhunda birleşmek olduğunu bildirmiştir. Çünkü iman, insanları birbirine bağlayan en güçlü bağdır. Irkı, makamı, dili ve coğrafyayı aşan bu bağın kaynağı ise Allah sevgisidir. Allah’ı seven bir kalp, O’nun kullarına karşı da sevgi, şefkat ve muhabbet besler.
Müminlerin kalplerini doldurması gereken bu kardeşlik şuuru; kırmayı değil onarmayı, ayrılığı değil birlik olmayı, bencilliği değil paylaşmayı öğretir. Bir mümin, kardeşinin acısını kendi acısı gibi hissedebilmeli; sevincine samimiyetle ortak olabilmelidir. Çünkü aynı kıbleye yönelen, aynı Rabbe dua eden insanlar arasında kin, haset ve düşmanlık barınmamalıdır. Kalplerde büyütülen sevgi, toplumun huzuruna; birlik ruhu ise ümmetin kuvvetine dönüşür.
Bugün insanlığı en çok yoran şeylerden biri yalnızlık, sevgisizlik ve parçalanmışlıktır. Oysa İslam’ın inşa ettiği kardeşlik anlayışı, insanı hem manevi olarak güçlendirir hem de toplumu ayakta tutar. Müminler birbirine güven veren, mazlumların yaralarını saran, dua ile destek olan bir gönül bağı kurduklarında gerçek birlik ruhu ortaya çıkar. Böyle bir toplumda insanlar birbirinin kusurunu araştırmaz; affetmeye, anlamaya, istişareye ve iyilikte yarışmaya gayret eder.
Veda Hutbesi’nde verilen bu emanet, asırlar üstü bir çağrıdır. Müslümanlar kalplerini dünya menfaatlerinin değil, Allah rızasından doğan sevginin etrafında birleştirmelidir.
Çünkü birlik; aynı yerde bulunmak değil, aynı hakikatte buluşabilmektir. Orada birleşen gönüller ise dağılmaz, kırılmaz ve karanlık zamanlarda birbirine ışık olur.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum