Mustafa ALBAYRAK

Mustafa ALBAYRAK

Mail: mustafa@teknikelektrik.com

Uğruna 24 Sene Savaştığımız Girit Adası

Uğruna 24 Sene Savaştığımız Girit Adası

Evet, yanlış duymadınız Girit Adası için tam 24 sene savaştık... (1645-1669)

60 bin civarında şehit verdik. Kale ele geçirilemediği için Köprülü Fazıl Ahmet Paşa iki sene hiç çıkmadan Girit’in Kandiye Kalesi önünde askerlerimizin açtığı hendeklerde yattı kalktı…

Sonunda 1669’da çok ağır kan dökerek fethedildi!

 

Girit’i fetheden Köprülü Fazıl Ahmet Paşa çok mühim ve muvaffak bir sadrazam idi. Türk Devlet tarihinin en genç Sadrazamı olarak 26 yaşında Sadarete (Başbakanlığa) getirilmiş bir yetenekte devlet adamı idi.

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 24 yaşındayken 1658'de Erzurum valisi, 1659 yılında da Şam'a vali tayin edilmiştir.

 

Şam'da vali iken Dürziler ‘in isyanlarından dolayı, ordusuyla bir takım seferler düzenlemiştir.

Sayda, Beyrut, Safed bölgesindeki eşkıyaları temizleyerek bölgeyi bir beylerbeyliği statüsüne getirip merkeze bağlayan Fazıl Paşa, kazandığı başarılarla Padişah IV. Mehmet ve Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa'nın takdirlerini kazanmıştır.

1660 yılında babası Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa'nın ağır hastalanması üzerine padişah IV. Mehmet tarafından Edirne'ye çağırılarak Sadaret görevine 26 yaşında iken getirildi.

 

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, sadarete getirildiğinde 1645 yılından beri yaklaşık 15-16 senedir Girit kuşatmamız sürüyordu. Onun sadaretinde (Başbakanlığında) halen fethedilmemişti.

1666 yılı yani sadarette ki beşinci yılında Edirne’de padişah’a bir söz verdi.

Girit’i ordunun başına bizzat geçerek fethedeceğine ve bunu başarmadan sadarete dönmeyeceğine, fetih müjdesini kendisine ileten mektubu yazmadan ise hiç mektup yollamayacağına dair Padişah 4.Mehmed’e yemin vermiştir.

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa 3 yıl sadaretten ayrı Girit’te bulunmuş, makam ve mansıp düşkünü olmadığını göstermiştir.

Sadaretten ayrı bu 3 yıl Osmanlı tarihinde bir sadrazamın aralıksız en uzun süre seferde geçirdiği zamandır.

Adalardan ve Yunanistan kıyılarından toplanan birliklerle ve Mısır’daki Osmanlı donanmasıyla desteklenen kuşatma 25 Mayıs 1666’da Köprülü Fazıl Ahmet Paşa komutasında tekrar başlar.

Girit’teki 70 bin kişilik Osmanlı kuşatmasına karşılık adadaki Venediklilere Papalık, Floransa ve Malta’dan destek gelir. Kale komutanlığını Venedik başkomutanı Morosoni üstlenir.

Yapılan görüşmelerde Kandiye kalesinin Osmanlıya teslimi gerçekleşmedikçe barış yapmayacağını bildiren Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, lağım ve tünel faaliyetlerine ağırlık verdi.

Lağım savaşları şehrin iki katı büyüklüğünde yer altında sayısız tünelde cereyan etmiş, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da gazilerine destek vermek için yer altında açtırdığı iki küçük hücrede aylarca kalmıştır.

1668’de zor duruma düşen kale komutanı Morosini Venedik’e haber vermeden Paşa’ya barış teklifinde bulunmuş, paşa da bu görüşme talebini “Kendisi gibi kale alıp vermeye yetkili biri tarafından görüşebileceğini” bildirerek ret etmiştir.


Kandiye önlerinde yeni toplar döktürerek kuşatmaya devam eden Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’ya, Venedik’ten yılda 20 bin altın vergi verme şartıyla kuşatmayı kaldırması teklif edilmiş ama Köprülü Fazıl Ahmet Paşa sadece Kandiye’nin teslimi şartıyla barış yapacaklarını yenilemiştir.

 

Kuşatmanın uzaması üzerine Padişah IV. Mehmet, sadrazamına bir mektup göndererek “Kuşatmanın uzaması halinde gelecek seneye kendilerini askeri ve ekonomik olarak desteklemek de zorlanacağını” bildirmiş bu mektup üzerine Köprülü Fazıl Ahmet Paşa çok büyük bir üzüntü yaşamış olsa da padişaha “Fetih gerçekleşmeden kendisinin Girit’ten geri dönmeyeceğini” bildirmiştir.

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ayrıca İstanbul’dan kendisine destek vermek için gelen annesi Ayşe Hanım’dan mektuplar göndererek İstanbul’daki Şeyhülislam Yahya Efendi ve Vani Mehmet Efendi’den başarısı için dua istemiştir.

1668 yılında padişahla görüşen Venedik elçileri yıllık 24 bin altın vergi ve Adriyatik kıyılarındaki bazı kaleleri vermeyi vaat etmiş isteği sadrazamına ileten Padişah’a Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’dan yine ret cevabı gelmiştir.

Kışı siperlerde geçirerek kararlılığını gösteren Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, 5 Eylül 1669'da Kandiye başta olmak üzere Girit’i tamamen teslim almayı başarmıştır.

İmzalanan 18 maddelik anlaşmaya göre; Venediklilere haraç ödeme şartı getirilmiş, kale içerisindeki gayrimüslimlere adayı mallarıyla birlikte terk etme ve yaşama hakkı verilmiştir. Bu fetihle birlikte “Girit Fatihi” unvanını alan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Türk tarihinin Akdeniz’deki en büyük fetihlerinden birini gerçekleştirerek İstanbul’a dönmüştür.

İşte, 1645 yılında başlayan Girit adasının fetih teşebbüsü tam 24 yıl sonra büyük devlet adamı, Türk tarihinin en muvaffak sadrazamlarından Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın dirayeti ve 60 bin askerimizin şehadeti ile neticelenmiştir…

***

Şimdi gelelim Girit fethini neden bu kadar detaylı anlattığıma…

Çünkü on binlerce şehit vererek büyük fedakarlıklarla fethedilen Girit adamızı nasıl kaybettik biliyor musunuz?

Tıpkı Balkan Savaşında rezil bir askeri yönetim çıkarıp koca Balkanları (ki buna Selanik’de dahil) kaybettiğimiz gibi…

Balkan Savaşı'nda Osmanlı Devleti yenik düşünce Girit Adası, 30 Mayıs 1913'teki Londra ve 10 Ağustos 1913’teki Bükreş Antlaşmalarıyla kesin olarak Osmanlı Devleti'nden ayrılıp Yunanistan'a bağlanmıştı.

İşin enteresan yanı savaşı biz yukarda Balkanlarda yapmıştık… Yani, Girit te bir savaş olmamıştı!

Ama nedense masada Girit Adasını’ da vermiştik.

Tıpkı Selanik şehrimizi tek kurşun atmadan olduğu gibi… Şimdi Yunanistan bu Girit adasını Türkiye’ye karşı adeta bir cephanelik üssü haline getirmiş ve ABD’ye ayrıca yeni üsler vererek silahların namlularını Türkiye’ye doğrultmuştur.

Şunu belirtmekte fayda var.

Biz tıpkı diğer 12 Adaları hatta Kıbrıs’ı olduğu gibi, Girit’i de Venedikliler ve Şövalyelerden savaşarak almıştık.

Yunanlılardan değil.

Zaten adalar ve Kıbrıs hiçbir zaman Yunanlıların olmamıştır.

2.Dünya savaşından sonra buralara Rum göçleri başlamış ve adalar Rumlaştırılmaya başlanmıştır.

 

 

Yorum Yazın