İstanbul
20 Ekim, 2026, Salı
  • DOLAR
    49.55
  • EURO
    55.76
  • ALTIN
    6633.2
  • BIST
    11721.72
  • BTC
    81617.772$

Avrupa’da Yeni Denge

18 Ekim 2026, Pazar 23:18 61 kez okundu.

 

Dünyanın büyük bir değişim çağına girdiğini İspanya, Fransa ve Belçika’da yaşanan son olaylardan mı anlıyoruz? Yıllardır öve öve bitiremediğimiz Avrupa’da kartların yeniden dağıtıldığı açık. Tam da bu süreçte, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in erken seçim kararı aldığını vurgulamak gerekir.

 

İsrail’e karşı dik duruşuyla Avrupa’da adalet simgesi hâline gelen İspanya’da olayların ilk kıvılcımının çakması tesadüf mü? Göçmenlerin sanki hiçbir sınır yokmuşçasına akın akın gelmesi ve İspanya’nın Avrupa Birliği sınırlarını koruyamaması, hem Roma’da hem de Brüksel’de ciddi yankı uyandırıyor. AB, İspanya’ya üst üste uyarılarda bulunurken aslında hiçbir somut önlem alamadığını da dünyaya göstermeden üstünü kapatmaya çalışıyor.

 

Sahi, AB sınırlarını koruyan asker sayısı kaç? Neden hâlâ AB üyesi olan İspanya’nın sınırları korunamıyor? Fransa’nın askeri, Almanya’nın deniz gücü yok mu? Neden kimse İspanya’ya göçmen krizine karşı koruma birlikleri göndermiyor? Yoksa bunu İsrail mi engelliyor?

 

AB İspanya’yı Neden Yalnız Bırakıyor? Sınır Güvenliği ve İltica Paktı Ne Diyor?

 

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Avrupa Birliği, kendi dış sınırını korumak için kabul ettiği sınır güvenliği maddelerini neden İspanya için işletmiyor?

 

  1. Dublin Anlaşması’nın Bencil Yapısı: AB’nin iltica hukukunu düzenleyen Dublin Anlaşması’na göre, bir mülteci AB sınırlarına ilk hangi ülkeden giriş yaptıysa, iltica sürecinden ve tüm maliyetten doğrudan o ülke sorumludur. Yani AB sistemi, Akdeniz’e kıyısı olan İspanya ve İtalya gibi çevre ülkeleri birer "tampon bölge" olarak görür. Kuzeydeki zengin AB ülkeleri, göçmenler kendi kapılarına dayanmadıkça ordu veya doğrudan kolluk kuvveti göndermez; tüm yükü ilk giriş ülkesinin üzerine yıkar.

 

  1. Yeni Göç Paktı ve "Zorunlu Dayanışma" Çelişkisi: AB’nin kâğıt üstündeki yeni göç düzenlemeleri güya üye ülkeler arasında "Zorunlu Dayanışma" vaat ediyor. Ancak pratikte zengin üye ülkeler, mülteci almamak için belirli bir mali bedel ödeyip kenara çekilme hakkına sahip. Kısacası, para ödeyen sorumluluktan kaçıyor; faturayı ise Akdeniz’in ilk güvenlik hattı olan İspanya ve İtalya ödüyor.

 

  1. Ulusal Egemenlik ve Frontex Engeli: Schengen kurallarına göre AB Sınır Güvenliği Ajansı (Frontex) veya diğer üye ülkelerin kolluk kuvvetleri, sadece ev sahibi ülkenin resmi davetiyle devreye girebilir. Ancak işin siyasi boyutunda İspanya adeta yalnızlaştırılmakta, masadaki yardım ve koordinasyon talepleri çifte standartlı bürokratik engellere takılmaktadır.

 

Sahel Krizi ve Göçün "Hibrit Savaş" Silahına Dönüşmesi

 

Göç krizinin arkasındaki jeopolitik resmi görmeden İspanya’yı anlamak imkânsızdır. Fransa’nın Batı Afrika ve Sahel bölgesinden (Mali, Nijer, Burkina Faso) çekilmesiyle doğan otorite boşluğu, Kuzey Afrika ve Kanarya Adaları hattındaki göç dalgasını tırmandırdı. Düzensiz göç artık sadece yoksulluktan kaçış değil; sınır dışı aktörlerin İspanya iç siyasetini ve AB politikalarını dizayn etmek için kullandığı hibrit bir siyasi silaha dönüşmüştür.

 

 

 

Hatırlayın; bundan yaklaşık 10 yıl önce Türkiye’deki Suriyeliler AB’ye gidebilmek için İstanbul’dan Edirne’ye doğru yürümüşlerdi. Peki sonra ne oldu? Avrupa Birliği acilen toplanarak Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına derhal takviye güç ve Frontex birlikleri gönderdi. Bunu yapabilen Avrupa Birliği, İspanya’daki olaylar karşısında ise sadece uyarı vermekle yetiniyor. İspanya sınırı da AB sınırı değil mi? Mülteci akınına karşı neden takviye sınır koruma birlikleri gönderilmiyor? İspanya’daki yönetimi değiştirmek için ülkeyi yalnızlaştırmak mı istiyorsunuz? Bunu sizden kim istedi, kim "serbest bırakın, karışmayın" dedi?

 

Tüm bu baskılara ve yaşananlara dayanamayan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez erken seçim kararı aldı. Halk onu tekrar seçer mi bilmem ama bundan sonra gelişecek olaylarda Avrupa Birliği İspanya'ya yardım edecek mi?

Bir Sonraki Durak: İtalya ve Akdeniz Çıkmazı

 

Peki, krizin sıçrayacağı bir sonraki ülke kim olacak? İtalya olabilir mi? Güney Akdeniz bölgesinde düzensiz göç sorununun en yoğun yaşandığı ülkenin İtalya olduğunu hatırlatmak isterim. İtalya’da Meloni hükümetinin Kuzey Afrika ile yaptığı anlaşmalar veya radikal tedbirler dahi bu akını durdurmaya yetmiyor.

 

Palermo, Parma veya Napoli’yi gördüğünüzde düzensiz göçün nasıl kontrolsüz bir kentleşmeye yol açtığını, suç oranlarını nasıl artırdığını ve ekonomiyi nasıl bozduğunu net bir şekilde anlıyorsunuz. İspanya’dan sonra benzer çalkantıların ve toplumsal patlamaların İtalya’da yaşanması artık an meselesidir.

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum