İstanbul
18 Ağustos, 2026, Salı
  • DOLAR
    47.92
  • EURO
    55.52
  • ALTIN
    6769.5
  • BIST
    14.132
  • BTC
    64157.329$

Devlet Var

18 Ağustos 2026, Salı 00:19 159 kez okundu.

Ardında yıkım ve acı bırakan önemli olaylar genellikle hatırlanmak istenmez. Ancak 17 Ağustos, sönen umutlarımızı yeniden yeşertmek, bize güven duygusunu yeniden kazandırmak, depremle yaşamayı öğrenebilmemiz için bize sorumluluklarımızı ve her yönden tedbirli olmamızı hatırlattığı için unutulmaması gereken önemli bir tarih.

 

17 Ağustos depremini Adapazarı’nda yaşadım. Resmi rakamlara göre deprem bölgesinde 17 bin 733 vatandaşımız vefat etti o felakette. Bazı yerlere kurtarma ekiplerinin ulaşması günler sürdü, enkaz kaldırma çalışmaları aylarca devam etti. Şehir ağır kokudan aylarca arınamadı. İnsanlar senelerce prefabrik konutlarda yaşadı.

 

6 Şubat 2023 tarihinde ise dünyanın en büyük afetlerinden biri yaşadık, 53 bin insanımızı kaybettik. Büyüklükleri 7,7 ile 7,6 olan Kahraman Maraş merkezli deprem, 11 ilde on binlerce binayı yerle bir etti.

 

Ne dondurucu soğuk ne kar ne de geceleri çöken zifiri karanlık oradaki yardım ekiplerine engel oldu. Binlerce kurtarma ekibi, gönüllü insanlar ve sivil toplum kuruluşları aylar boyu canhıraş bir uğraş verdi.

 

11 ilimizden totalde yaklaşık 5 milyon ton enkaz kaldırıldı. 455 bin konut yapıldı. Nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü bakımından Bulgaristan kadar alan yeniden inşa edildi.

 

“Hükümet bu enkazın altında kalır, bunlar enkazı kaldıramaz, evleri inşa edemezler’ deyip ellerini ovuşturarak bekleyenler oldu o günlerde. Bazıları deprem bölgesinde acıyı değil, kendilerini görünür kıldılar. Depremzedelerin yarasını fotoğraf fonu olarak kullanan kimi 'Deprem turistleri' için deprem bir felaket değil, birkaç fotoğraflık siyasi fırsat oldu. Deprem bölgesinde Kızılay çadırı önünde mikrofonlara "çadır yok" diyerek kendince algı operasyonu yapan, üç sene sonra bölgeye giderek, ‘Deprem bölgesini yalnız bırakmayacağız’ diyen muhalefet liderleri gibi…

 

Bugün insanlar TOKİ’nin inşa ettiği evlerine yerleşiyorlar. Şunları söylüyor Hataylı depremzede Sıtkı Yılmaz, "Evimizi görünce çok heyecanlandık. Gerçekten çok güzel ev yapmışlar. Cumhurbaşkanımız hangi sözü verdiyse yerine getirdi. O deprem turistleri 'yapamaz' diyorlardı. Gelip, buyursun görsünler.”

 

Yeni evlerinde yapılan röportajda, "Hiçbir zaman umudumuzu yitirmedik. Evlerimizin teslim edileceğine emindik. 30 yıl oturduğum evimde doğalgaz yoktu. Cumhurbaşkanımıza lâf edenler gelsin bu evleri görsünler. Öyle konuşmakla bu işler olmaz" diyordu Hataylı Emine Alkaç.

 

Adeta bir ‘şantiye şefi’ gibi kapsamlı bir koordinasyon, büyük bir azim ve kararlılıkla üç senedir gece gündüz demeden çalışan Çevre, Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Dirençli Şehirler Programında yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

 

“Bu acı hepimizin hafızasına kazındı. Ama biz o en uzun gecede bile umudumuzu kaybetmedik. 650 bin yardım görevlisi, lojistik çalışanı ve arama kurtarma personeliyle sahadaydık. 200 bin mimar, mühendis ve işçiyle tek yürek olduk. Fedakâr insanlarımızın emeği karanlık anlarımızda ışık oldu. Devlet ve millet el ele verdi; asrın dayanışmasını asrın inşa seferberliğine dönüştürdük. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya başta olmak üzere 11 ilimizi siz belediyelerimizin de desteğiyle tarihi kültürel yerleri de dahil olmak üzere ayağa kaldırdık."

 

"Okullar, camiler, çarşılar inşa ettik. Meseleye hep bütüncül baktık, "Meydanlar şehirlerin kimliğidir." dedik, her şehrimize meydanlar yaptık. Tarihi yapılar üzerinde titizlikle çalıştık. En önemli hedefimiz ise vatandaşımızın bir an önce başını yuvasına sokmasıydı. Onun için tüm bu çalışmaları yaparken üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık. 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilimizde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlayarak hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik… İnşa çalışmamızın her aşamasında çevremizi koruyarak adım attık. Enkaz atıklarını yeniden değerlendirmek için devasa bir geri dönüşüm merkezi kurduk; atıkları dönüştürdük, dönüştürüyoruz…”

 

Her dönem acıdan ve zor durumdan siyasi rant çıkarma peşinde koşan, oturduğu yerden ahkâm kesip fitne fesat üreten, olumsuzluğu destekleyen, kin, nefret ve haset kusan ekibi ise çok iyi tanıyoruz artık.. Kötülüklerinin doğaçlama olmadığını, arka plânı olduğunu biliyoruz.

 

Deşifre oldular; o günlerde, “Devlet yok, Ahbap var” çığlıkları atanların, ellerini asla taşın altına sokmamış olduklarını gördük. Üstelik o süreçte Ahbap hakkında şeffaflık iddiaları tartışılırken, devlet kurumlarını peşinen mahkûm edip tek bir yapıyı sorgulanamaz ilan etmenin ne kadar sakıncalı olduğunu gördük. Devleti eleştirmek kolaydı; asıl mesele, o enkazın altından bir taş kaldırabilmekti. Meğer bazıları devletin yokluğunu değil, devletin varlığını kabullenmek istemiyormuş.

 

İnsanız unutuyoruz, Son deprem, hafızamızı yeniden tazeledi. Devletimizin şefkatli eli, şükürler olsun ki bugün afet bölgesine çok daha hızlı ulaşıyor; bütün imkânlarını seferber ediyor, dört dörtlük bir organizasyonla yaraları sarmak için çalışıyor. Bakın kaç deprem yaşandı, kaç şehir yeniden kuruldu... Allah esirgesin; yine olsa, yine yaralar sarılır, yine şehirler ayağa kaldırılır.

 

O gün “Devlet yok” diye bağıranlara bugün söylenecek en sade cevap belki de şu: Devlet var. Hem de en zor günlerde, en ağır yüklerin altında, milletinin yanında.

 

Depremin hemen ardından canla başla enkaz başında çalışan bütün arama-kurtarma görevlilerimizden, elindeki imkânları hiç düşünmeden seferber eden bütün vicdanlı insanlarımızdan Allah razı olsun. Ülkemizi her türlü afetten korusun, birliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin.

 

Böyle zamanlarda insan, yalnız olmadığını bilmenin ne büyük bir nimet olduğunu daha iyi anlıyor. Devletine güvenmek, ihtiyaç anında yanında olacağını bilmek müthiş bir şey. Allah devletimize zeval vermesin. Çünkü biz biliyoruz: Devlet var!

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum