Hayat Yolunun Işığı
13 Ağustos 2026, Perşembe 23:46 2 kez okundu.
Ünlü İngiliz bilim adamı Chandra Wickramasinghe, aldığı eğitimle ilgili şöyle bir itirafta bulunuyor:
“Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu. Ama şu anda, Tanrı’ya inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum…”
Allah’ı ve tüm kâinatı saran muhteşem sıfatlarını takdir edememek, insanlardaki ümidi, neşeyi ve iyimserliği yok ediyor. Zorluk yükleyeceğini zannederek dini yaşamaktan kaçınıyor ancak birçok insan daha dünyada iken azap içinde yaşıyor.
Gazete ve dergilerde genç görünmek ve sağlıklı olmak için karamsar olmamak, öfkelenmemek, hoşgörülü olmak, stres ve depresyondan uzak kalmak gibi tavsiyeler verilir. Genelde tavsiyeler arasında yoktur ama bunlar ancak hak dinin gerçek anlamda yaşanmasıyla mümkündür.
İslam, insanın fıtratındadır, ruhsal yapısına uygundur. Önyargısız batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklanabilir.
Hayatın gerçek lezzeti, insanın fıtratına uygun yaşamasında saklıdır. İnsan, yaratılışına yerleştirilen ölçülere göre yaşadığında iç dünyasında bir denge, bir huzur ve anlam duygusu hisseder. Çünkü kalp, ruh ve beden aynı istikamette ilerlediğinde insan kendini tamamlanmış hisseder. Fakat fıtrata aykırı bir hayat, dışarıdan ne kadar cazip görünse de içten içe insanı yorar. Bu uyumsuzluk zamanla endişe, korku, panik ve derin bir huzursuzluk olarak kendini gösterir. İnsan, neyi eksik olduğunu tam olarak isimlendiremese de içindeki boşluk büyür. Halbuki fıtrata uygun bir hayat, sadece doğru olanı yapmak değil; aynı zamanda insanın kendi hakikatine dönmesidir.
Mümin, tüm kuvvet ve kudret sahiplerinin üzerinde olan Allah’a hissettiği güven sebebiyle, en zor zamanlarda bile umudunu güçlü tutar. Hep umutlu olabilmek, stres ve sıkıntıların tahribatına karşı korunan, mutlu bir hayat demektir. İnanan insan, sahip olduğu nimetlerin Allah katından bir lütuf olduğunun bilincinde, şükürle yaşar. Yani müminin mutlu olmak için dünyevi nimetlere ihtiyacı da yoktur.
İslamiyet pırıl pırıl aydınlık bir dindir. Kur’an nurdur, Allah’ın Elçisi’nin (asm) yolu ışıl ışıl aydınlıktır; o yol insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Kalp ışıksız kalırsa, en parlak hayat bile karanlığa döner. Peygamberimiz’in (asm) bu husustaki uyarısı çok açıktır: “Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbe ve istiğfar ederse kalbi parlar. Günaha devam ederse siyah nokta artar ve sonunda tüm kalbini kaplar.” [Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83]
İnsana sevgiyi, şefkati, özveriyi, merhameti, dostluğu, vicdan kullanmayı, âdil olmayı öğreten dindir. İnancı olmayan insanın vicdanı boğulur. Kur’an’ın tarif ettiği güzel ahlâk yaşanmadığı içindir ki, bugün yeryüzüne kötülük, karamsarlık, bireysel ve toplumsal huzursuzluk, olumsuzluk, maddi-manevi kayıp hâkim olmuştur.
Dini yaşamaktan kaçınarak, nefsin bencil tutkuları peşinde koşmak aslında görünmeyen bir azabın kapısını aralamaktır. Çünkü nefis, doyduğunu sanan ama asla doymayan bir istekler zinciridir; her elde ettiğinden sonra daha fazlasını ister, insanı geçici hazların peşinde yorar ve nihayetinde içten içe tüketir.
Halbuki insan, sadece bedenden ibaret değildir. Ruh ve beden, Allah tarafından bir denge içinde, anlamlı bir hayat yaşayabilsin diye yaratılmıştır. Bu denge, dinin rehberliğiyle korunur. Dinin yaşandığı bir hayata göre ayarlanmış ruh ve beden, fıtratına uygun şekilde beslendiğinde huzur bulur; fakat bu ölçülerin dışına çıkıldığında insan, fark etmeden hem maddi hem manevi bir yıpranmanın içine sürüklenir. Bu yıpranma çoğu zaman anlık hazlarla örtülse de, geride derin bir boşluk ve huzursuzluk bırakır. Telafisi ise her geçen gün daha da zorlaşır. Nitekim nasıl ki benzinle çalışan bir otomobile mazot konulamazsa, insan da yaratılış gayesine aykırı bir hayatla gerçek huzuru bulamaz.
Beyinleri berraklaştıran, insanları izledikleri karelere daha duyarlı hale getiren, yalnızca inançtır. İnsan, ışığını kaybettiğinde değil, o ışığı nerede aradığını unuttuğunda karanlıkta kalır. Ve insan, ışığını ancak doğru yerde aradığında yeniden aydınlanır.
Bediüzzaman şöyle der özetle: “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden insan, o nurla yolunu bulur; o kuvvetle hayatın ağırlığını taşır.” (23. Söz)
Elif Emel Bayraktar
Zafer Bilim ve Araştırma Dergisi, Ağustos
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum